Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Kriz mi, jeopolitik altüst oluş mu?

14 Yıl Önce Güncellendi

2013-04-26 08:33:23

Kriz mi, jeopolitik altüst oluş mu?
Suriye devriminin Bilâdü’ş-Şâm’ı dünyanın yeni jeopolitik merkezi haline getireceğine sürekli vurgu yaptık bu köşeden. Bu tezi doğrulayan o kadar çok, bir o kadar da hızla gelişmeler yaşanıyor ki, hangisini zikredeceğimizi bilemiyoruz. Bunlar içinden en önemli olanlarını paylaşarak değerlendirmemizi yapalım.

BM ve Arap Birliği Suriye Özel Temsilcisi Ahtar İbrahimi 19 Nisan’da BM Güvenlik Konseyine Suriye’deki kriz* karşısında ortak tavır geliştirme çağrısında bulunmuş “Suriye krizinin dünyanın en tehlikeli krizi” olduğunu ifade etmiş olmasıdır.

Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius Avrupa Parlamentosu Dış İşleri Komisyonunda altı kalın kalın çizilmesi gereken şu konuşmayı yapmıştı. “Suriye’de durum bu şekilde devam edecek olursa krizin yerel değil bölgesel çapta olumsuz yansımaları olacaktır. Bu durumda aşırıcılar kazançlı çıkacaklar. Ortadoğu’da güç dengelerinin tam merkezinde aşırıcıların iktidarı ele geçirmeleri halinde istikrarsızlık Ürdün, Lübnan ve Türkiye’yi de içine alacaktır. Bu durumda gerilimin bir Arap-İsrail çatışmasına dönüşeceğini düşünmek kaçınılmaz olur.”

BBC'ye konuşan Netanyahu, "teröristlerin" bölgede "dengeleri değiştirebilecek" nitelikteki uçaksavar ve kimyasal silahları ele geçirmesi halinde İsrail'in "buna engel olma hakkını her zaman saklı tuttuğunu" ifade etmişti.

O halde batı için “kriz” İslam ümmeti için kutlu bir çağın başlangıcı olan Suriye devrimi sonrasında dünyanın jeopolitik konumu bugünden çok farklı olacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok.

Peki, uygarlığı için birinci derecede tehdit oluşturan Suriye devrimini akamete uğratmak içi batı şimdilerde nasıl bir siyaset izlemektedir.

Street Journal’da yayınlanan bir Suriye raporda bu ülkede aşırıcıların nüfuz sahibi olmalarını engelleyecek ve ılımlı devrimcileri göreceli olarak daha güçlü kılacak zamanı kazanmak için dengeli bir mücadelenin verilmesi gerektiğine vurgu yapılıyor.

ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin Amerikan Senatosunda yaptığı konuşmada söyledikleri çok dikkat çekici: “Biz daha fazla karışıklığa neden olabilecek tutumlardan uzak durarak mesafe kat etmeye çalışıyoruz. Artık mali kaynaklara da sahip olan aşırıcılar ciddi tehlike oluşturmaktadırlar. Onları mümkün olduğu kadar –yönetimden- uzak tutmalıyız.

ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin son 1,5 ayda Türkiye’ye yaptığı üçüncü ziyaretinde Suriye yine baş gündem maddesiydi. Geçtiğimiz Cumartesi İstanbul’da düzenlenen ve Türkiye, ABD, İngiltere, Katar, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır, BAE, İtalya, Almanya ve Fransa'dan dışişleri bakanları ile SMDK temsilcilerinin katıldığı “Suriye’nin Dostları” toplantısında katılımcı devletler direnişçi grupların tek elden (Yüksek Askeri Konsey) silahlandırılması noktasında prensip kararına vardılar.

Toplantı sonrasında John Keyrr’inin, Suriye içinde değişimi ancak Suriye Yüksek Askeri Konsey’inin gerçekleştirebileceğine dair ifadesi bundan sonra Koalisyonun göreceli olarak geri planda kalacağı arazideki güç dengelerinin Askeri Konsey lehine değiştirileceği yeni bir sürece girildiğinin işaretleri sayılabilir. Suriye Koalisyonu Başkanı Muaz Hatib’in istifası da bunu teyid eden bir gelişme olarak yorumlanabilir.

İstanbul’daki toplantının ardından Financial Times gazetesine bir röportaj veren Yük. As. Kon. Bşk. Salim İdris’in “ Suriye ordusundan ayrılan kişilerden müteşekkil 30 bin civarında bir kuvvet toplamak istediklerini, petrol kaynaklarını, hububat tarlalarını, silah depolarını ve Türkiye, Irak sınır geçiş noktalarını güven altına almak istediklerini” böylece güç merkezleri üzerinde kontrol sağlamış olacaklarını ifade etmesi durumdan üzerine vazife çıkarmaya çok hevesli olduğunu gösteren bir açıklama olmuştur.

Bu, "Petrolü kontrol etki devletleri kontrol edesin, gıdayı kontrol etki halkları kontrol edesin" vecizesinin sahibi Kisengeer’ın halefi Kerry’nin mesajının yerine ulaştığı anlamına mı geliyor?!

Ayrıca röportajında “Suriye topraklarındaki güçlere egemen değiliz, çok büyük ihtiyaçlarımız var” diyerek “Kurmak istediği ordunun aylık 35-40 milyon dolar giderinin olacağını” ifade eden İdris’in Şam kasabının azmettiricisi Suriye Müslümanlarının gerçek katili batılı devletlerden medet umması da onun İslami devlet talebinde bulunan “aşırıcılar” karşısında göreceli olarak güçlendirilmeye elverişli bir aday olduğunu gösteriyor.

Şam kasabının, sebep olduğu kan banyosunu “teröristlerle savaşıyorum” şeklinde gerekçelendirmesinin ardından tam iki yıl sonra sözde Suriye muhalefetinin Şam kasabı ile aynı dili kullanma noktasına gelmiş olması ümmetimizin cephede kazanıp masada neden kaybettiğini açıklamaya yetmiyor mu?!

Dikkat çekici bir başka gelişme de geçen hafta İstanbul’da Suriye geçici hükümet Başkanı Gassan Hitto’nun, yardım kuruluşlarının temsilcilerini ağırladığı toplantıda “İçeride ve dışarıda Suriyeli sığınmacılara yardım eden yardım kuruluşlarının hükümet ve geçici bakanlıkla yardımlaşma irtibat zorunluluğuna” vurgu yapması olmuştur.

Batı ve bölgesel müttefiklerinin arazideki güç dengelerini Yüksek Askeri Konsey lehine değiştirmeye çalışırken dışarıdan da devrimi kuşatma hareketlerine hız vermektedir.

ABD’nin Ürdün’deki asker sayısını 20.000'nin üzerine çıkartacağı…

Ürdün’ün İsrail’e ait insansız uçakların toprakları üzerinden geçişine izin vereceği, İsrail sınırının güvenliğini temin etmek için Suriye toprakları içinde oluşturulacak uçuşa yasaklı bölgeye mültecileri yerleştirme kararı aldığı...

CIA’nin “aşırıcılar” (İslami Devlet talebinde bulunan direnişçi gruplar) la ilgili tespit çalışmalarını tamamladığı…

Netanyahu’nun kimyasal silahların İslamcı grupların eline geçmesi halinde İsrail’in Suriye’yi vurma hakkını mahfuz tutacağı… yönündeki haberler Suriye devrimini çalma girişimlerinin sonuçsuz kalmasının ardından devrimin içeriden ve dışarıdan askeri kuşatma altına almaya çalışıldığı anlamına geliyor.

Mubarek Suriye halkının sadece bir diktatörden kurtularak yerine daha ılımlısını getirmek için kalkıştığını düşünmenin acı neticeleri şimdi bu devrimi kuşatmak, çalmak ve akamete uğratmak için batının kurguladığı kirli oyunları görmemize mani oluyor. Halbuki bu devrimin kahramanları Bilâdü’ş-Şâm’ın yiğitleri bütün dünya devletlerine büyük resmi göstermiş; dünyanın güç dengelerini sarsacak bir devrime kalkıştığını, jeopolitik aktör olarak tarih sahnesine yeniden çıkma iradesini izhar etmiştir. Şimdiye kadar elli fırıldak çeviren dünyanın süper güçlerinin bütün oyunlarını boşa çıkartarak engin bir siyasi basirete sahip olduğunu kanıtlamıştır. İşte dünyanın emperyalist güçlerini ürküten de ümmetin böyle bir siyasi uyanıklık düzeyine erişmiş olmasıdır.

Batı, iki yıldır katliamlarına göz yumduğu Şam kasabının devrimcilerin iradesini kıramayacağını, tek tek deşifre edilen planlarının işe yaramayacağını idrak ettikten sonra bu topraklarda tekrar köle ruhunu ayartmaya çalışmaktadır. Nurullah Genç’in “Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü!” ifadesinde yerini bulan bu kölelik ruhu yüzyıllardır dorukta bekleyen sultanın düşmesi ve ümmetin tarih sahnesinden yok olmasına neden olmuştu.

Son olarak adam gibi adamlara hatırlatmam, Rabbimizin şu ayeti olacaktır. “Bir ümmet diğer bir ümmetten (sayıca ve malca) daha gelişkindir diye, yeminlerinizi kendi aranızda bir bozuculuk unsuru yaparak, ipini kuvvetle eğirdikten sonra bozup çözen (kadın) gibi olmayın. Şüphesiz Allah, sizi bununla imtihan etmektedir. Kıyamet günü hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyi size muhakkak açıklayacaktır.”(Nahl, 92)

*Suriye devriminin ulusal ve uluslar arası ajansların dilinde “kriz” olarak tanımlanması jeopolitik dengeleri için tehdit olarak algılayan batı ve onun kontrolünde olan konvansiyonel medyanın illüzyonist kavramsallaştırmalarından bir tanesidir. Yoksa müminler için Suriye devrimi bir kriz değil yüzyıldır ümmetimizi tarih sahnesinden iteleyen batının jeopolitik dengelerini İslam ümmetinin lehine değiştirecek ve ümmetimizi yeniden tarih sahnesine çıkartacak kutlu, izzetli bir devrimdir.

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara