Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Katliamın ardındaki soğuk savaş

15 Yıl Önce Güncellendi

2012-02-17 10:48:02

Katliamın ardındaki soğuk savaş
Suriye Müslümanları, kardeşlerimiz tertemiz kanları ile tarihlerini yeniden yazdıkları bir süreçte sıcak ortamlarımızda insanlık tarihinin eşine rastlamadığı türden, bırakın insan yüreğini yeri-göğü çatlatacak ölçüde vahşetlerin yaşandığı Suriye hakkında yazmaya insan haya ediyor.

Yaklaşık bir yıldır kelimenin tam anlamıyla soykırımın yaşandığı Suriye’de insanlık ses verirken dünyanın geri kalanında insanlık sos vermektedir.

Daha önce bu köşede yazdığımız birçok yazıda bütün meselenin; bölge jeopolitiğini, politik denklemi esastan değiştirmeyecek yumuşak/kontrollü bir geçiş için alternatifi hazırlanıncaya kadar Şam kasabının/Beşşar Esad’ın ömrünü uzatmak noktasında kilitlendiğini, tüm uluslar arası girişimlerin bu noktada yoğunlaştığını ifade etmiştik.

Hatırlanacak olursa 19 Mayıs tarihinde ABD başkanı Obama Beyaz Saray’dan İslam dünyasına seslendiği konuşmasında Suriye özelinde şu ifadeleri kullanmıştı: “Biz hangi gruptan olursa olsun demokrasiyi içselleştirmiş her kesimle masaya oturmaya hazırız.” Yaklaşık bir yıl geçmiş olmasına rağmen anlaşılan o ki, henüz Suriye halkı “Demokrasiyi” içselleştirmeye, emperyalist Amerika’nın kurguladığı yeni jeopolitik eksende kalmaya razı edilebilmiş değildir.

En son BM Güvenlik Konseyi’ndeki oylama öncesinde ABD Dış İşleri Bakanı Clinton Suriye’de Tunus, Mısır ve Libya’dan farklı bir durumun olduğunu ifade ederek Suriye meselesine taraf olan ülkelere bütün ihtilafları bırakarak Suriye konusuna acil çözüm üretme çağrısında bulundu.

Fas’ın Suriye konusunda BM Güvenlik Konseyi’nin gündemine getirdiği yasa tasarısı her ne kadar Rusya ve Çin tarafından veto edilmiş gözükse de aslında Güvenlik Konseyinin daimi tüm üyelerinin üstü örtülü bir şekilde Beşşar rejiminin bekasını temin etmek üzere gizli bir plan üzerinde –en azından onların belirleyecekleri bir takvime kadar- ittifak ettikleri anlaşılmaktadır.
Zira katliamlarla geçen 11 ayın ardından Fas’ın önerdiği; Esad rejiminin şiddete son vermesini, keyfi olarak tutukladığı herkesi serbest bırakmasını, askerlerini kentlerden çekmesini ve insani yardım çalışanlarına, gözlemci heyetine ve gazetecilere erişim hakkı vermesini içeren son derece ciddiyetten uzak kıytırık bir tasarıyı BM Güvenlik Konseyi’nin gündemine almış olması bile BM’nin meseleyi ne ölçüde basit bir düzlemde ele aldığını göstermektedir. Hatta tasarı metninde, siyasi geçiş sürecinde Beşşar’ın tüm yetkilerini, cinayetlerinde kendisine ortaklık etmiş olan yardımcısına devretmesinin öngörülebilmiş olması da söz konusu devletler açısından Suriye’de katledilen Müslümanların kanlarının ve insanlıklarının hiçbir kıymetinin olmadığını göstermektedir.

Ayrıca ABD Dış İşleri Bakanı Clinton’nun BM Güvenlik Konseyi toplantısı öncesinde yaptığı açıklama ABD’nin daima altını çizdiğimiz kaygıyı yani, Suriye’deki ayaklanmanın bölgenin jeopolitiğini derinden sarsıcı bir şekilde evrilmesi kaygısını taşıdığını bir kez daha deşifre etmiştir. Clinton açıklamasında şunları söylüyor: “'Suriye'de değişimin vaktinin geldiğini biliyoruz. Lakin bu değişim rejim değişikliğine neden olmadan ve bir başka diktatörün gelmesine mahal vermeden (kontrollü bir şekilde) olmalıdır.”
Evet, kalkışmasını mescitlerden başlatan ve sürdüren, “Allah’tan başkasına boyun eğmeyeceğiz”, “Ne Obama ne Arap Birliği ne de bir başka ülke, hiç kimseden değil yalnız Allah’tan yardım istiyoruz” diyen, başından beri yabancı müdahaleye karşı duran, “Milyonlarla birlikte cennete gireceğiz” diyerek mermilere göğüs geren, devriminde sadece ve sadece Allah’a güvenen Suriye halkı Clinton’un dile getirdiği “rejim değişikliği” kaygısını gerçeğe dönüştürebilir.

Bütün bunlardan dolayı Şam kasabının halkını katletmesine en son olarak BM Güvenlik Konseyi oyalamacasıyla vize verilmiştir. Nitekim Suriye Ulusal Meclisi sözcüsü Ubeyde en-Nehhas el-Arabiyye televizyonuna verdiği röportajda Humus’ta bir gecede 400 kişinin öldüğü büyük katliamın BM oturumun hemen ardından gerçekleşmesine dikkat çekerek, bu katliamların uluslararası camianın gözetiminde ve Güvenlik Konseyinde üstü örtülü bir şekilde alınan kararla gerçekleştiğini ifade etmiş ve katliamların sistematik bir şekilde devam edeceğini daha o gün dile getirmişti.

Bölge üzerinde hesapları olan devletlerin Suriye’de halkın devrimini çalmaya ve Clinton’un ifadesiyle “her hangi bir rejim değişikliğine mahal vermeksizin” kontrollü bir şekilde geçişi sağlamaya dönük bütün manevraları Suriye halkı tarafından boşa çıkartılmaktadır. Bunun göstergelerinden birisi de Özgür Suriye Ordusunun Komutanı Riyad El-Es'ad’ın BBC Arapça televizyonuna verdiği röportajla birlikte ortaya çıktı. Riyad El-Es'ad röportajında Ulusal Suriye Meclisinin konuşmaktan başka bir şey yapmadığını, şimdiye kadar kendilerinden maddi ne de manevi hiçbir destek almadıklarını ifade ederek Suriye Ulusal Meclisini Suriye halkına ihanet ve komplo içinde olmakla suçladı. Spikerin, yani siz şimdi hiçbir siyasi şemsiye altında temsil edilmiyor musunuz? sorusuna: Evet, biz şu anda hiçbir siyasi şemsiye altında temsil edilmiyoruz şeklinde cevap veren Riyad el-Es'ad bunu, Ulusal Suriye Meclisinin Suriye halkının karşısında duran bir pozisyona gelmiş olması ile açıkladı.

Böylece 60’lı yıllardan beri Paris’te yaşayan dolayısıyla bugün Suriye’de tertemiz kanları ile devrimlerini besleyen, ciğer pareleri ile direnişlerini yücelten Müslüman halkla ne düşünsel ne duygusal ne de kültürel hiçbir bağı olmayan Burhan Galyon gibi seküler zihniyete sahip bir kişi ile Suriye halkının devrimini çalmaya, onu yine kendi jeopolitik ekseninde tutmaya çabalayan uluslararası camiaya Suriye sokağı çok sert bir cevap vermiş oldu.

Suriye’de tek silahlı güç olan Özgür Suriye Ordusunun her hangi bir siyasi çatı altında temsil edilmediğini ve hali hazırda hiçbir siyasi angajmana kapılmamış olduğunu uluslararası aktörler Rusya Dış İşleri Bakanı Lavrov’un ağzından şu şekilde dillendirdiler. Lavrov Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zaid Al-i Nahyan ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada “Burada asıl sorun Suriye yönetimine karşı silahlı mücadele veren grupların hiç kimseye tabi olmamasıdır” dedi. İşte bu, sürece dâhil olan bütün aktörleri düşündüren kilit noktayı oluşturmaktadır.
Sonuç olarak Suriye’de görünen kanlı savaşın ardında görünmeyen bir soğuk savaş yaşanmaktadır. Bu savaş yüzyılımızın en büyük stratejik hesaplaşmasıdır. Bu hesaplaşmanın bir tarafında bütün dünya devletleri diğer tarafında mazlum Suriye Müslümanları vardır.

Suriye Müslümanları Clinton’un açıklamasına ironik bir tepki ile “Bir diktatörü/Beşşar’ı devirirken yerine ufak bir imaj değişikliği ile yine sömürgeci devletlerin emperyalist politikalarını uygulayacak bir başka diktatörün gelmesi, diğer bir ifadeyle bir kölelikten bir başka köleliğe geçişlerini “kontrollü” bir şekilde sağlama çabasında olan uluslar arası aktörlerin bütün kartlarını boşa çıkarttıkları için katledilmeye devam edilmektedir.

“Sakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin (yuvalarından) fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.” (İbrahim: 42)

"Eğer bir mü'minin kanını dökmeye (sema) ve (yer) halkının hepsi de iştirak etse, Allah onların hepsini de o kanı dökülen tek masum mü'minin hakkını korumak için yüzüstü Cehennemine sürer!" (Tirmizi, Diyat 8, (1398))

www.twitter.com/abdurrahimsen www.facebook.com/Abdurrahim Şen

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara