SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAGÜNDEMPOLİTİKADÜNYAGÜNCELEKONOMİYAŞAMGEZİSPORRAMAZANÇEVİRİSAĞLIKKÜLTÜRFOTOVİDEO

Kaostaki islamcılık

8.9.2012 1

Abdurrahim Şen

İslamcılığın kitabını yazmış olan İsmail Kara’nın “İslamcılık gavurlaşmaktır” değerlendirmesinin ardından “Ben de İslamcıyım” dediği bir vasatta İslamcılığı kavramamıza imkan verecek efrâdını câmi, ağyarına mâni objektif bir tanımdan yoksun olduğumuz anlaşılmaktadır. Buna rağmen “İslam’ı ‘yeniden hayatta vâr’ etme mücadelesi” olarak adlandırılan İslamcılığın 1850’lerden günümüze kadar “İslam’ı siyasi, toplumsal, ekonomik vs. bütün hayat alanında vâr etme uğrunda serdedilmiş entelektüel çabaları ve eylemleri ifade ettiği noktasında yaygın bir kabulden söz edilebilir.

İslam’ın toplumsal hayatta vâr edilmesi mücadelesi olarak tanımlanan İslamcılığın ilk çıktığı günden beri, özellikle popüler bir tartışma olarak gündeme geldiği dönemlerde tam da modernizmin dini tasfiye etmeye çalıştığı –yönetim, iktisat ve uluslararası ilişkiler gibi- toplumsal alanlarda İslam’ın bir model ortaya koymadığı retoriğini sıklıkla dile getirmiş olması zaten dinden ayrılmış olan toplumsal alanın iyiden iyiye sekülerleşmesine yaradı.

Gerçekte modernizmin dinle bağını koparttığı yaşam alanları –yönetim, iktisad vb- ile ilgili tafsıli delilleri Kur’an ve Sünnetten istinbât ederek İslam’ın bu alanlarda ‘yeniden’ vâr edilmesi için cehd etmeleri gerekirken İslamcılar paradoksal bir şekilde sosyal, siyasi, ekonomik alanı sekülerleştiren modernlerle yarışırcasına ve zaman içinde onlarla aynîleşerek bu alanları İslam’ın öngördüğü modellerden ârî kılan, profanlaştıran bir tez üzerine teksif ettiler bütün çabalarını.

Bundan dolayı neredeyse iki yüzyıllık geçmişi olmasına rağmen İslamcılık İslam’ı vâr etmeyi iddia ettiği sosyal, siyasal, ekonomik vb. toplumsal hayatla ilgili Müslüman muhayyilesinde net bir tasavvur oluşturamadı. Dahası bu alanlarda Müslüman muhayyilesinde var olan tasavvurları sekülerlere rahmet okuturcasına yer ile yeksan etti. Bu yönüyle İslamcılar İslam’ı vâr etmeyi murâd ettikleri alanları bizatihi sekülerleştiren aygıtlara dönüştüler.

İslam ancak, onu vâr etmek istediğimiz hayatın her hangi bir alanıyla ilgili hükmü ortaya konularak o alanda vâr edilebilir. İslam’ın toplumsal alanda nasıl bir model sunduğu teorik düzeyde bile ortaya konulmamışken toplumsal hayatta vâr olması, pratiğinin oluşması beklenebilir mi? Hayatta hiçbir düşünce “şu şu alanda ortaya koyduğu bir model ‘yok’tur” tezleri ile söz konusu alanda vâr edilemez.
Hayat boşluk kabul etmeyeceğine göre sosyal, siyasal, yönetim ve iktisad alanlarında İslam’ın bir model ortaya koymadığı tezi hali hazırda dünyada var olan egemen batılı sistemleri mutlaklaştıran ve onun projelerine İslam’ın coğrafyasında uygulama alanı açılmasına yarayan bir tez olmuştur. Gerçekte kendisine uygulama alanı oluşturmak için dini bu alanlardan tecrid etmek isteyen batılı paradigma için bundan daha iyisi olamazdı.

Ayrıca bir model ortaya koymadığına inanmakla birlikte İslam’ı toplumsal alanda vâr etme çabası içinde olmaları İslamcıların batılı paradigmanın “vâr” ettiği mevcut sosyal, siyasal ve iktisadi alanlarda sadece ve sadece Müslüman bireyler olarak yer almalarına neden olmuştur. Son tahlilde bu durum hali hazırda mevcut olan batılı hayat modelinin Müslüman bireylere tasdik ettirilmesi diğer ifadesi ile batının doğudan güvenoyu alması anlamına gelmiştir.

Bundan dolayı hangi ayağıyla mescide gireceğine kadar İslam’ı salt bireysel hayatında “vâr” etmeye ayarlanmış Müslümanlık ile İslam’ı toplumsal alanda “vâr” etme iddiasında olan fakat İslam’ın bu alanda bir model ortaya koymadığı ezberine kapılmış İslamcılık aynı kapıya çıkan iki farklı yol olmuştur.

İslam’ın iktisadla alakalı ortaya koyduğu belli bir modelin olmadığını söyleyerek hep söze başlanıldığı için yer kürede her yıl 30 milyon insanın açlıktan ölümüne neden olan kapitalist iktisadın karşısında Kur’an ve Sünnetten ictihad edilerek oluşturulmuş sistematik formda iktisadi çözümler insanlığa sunulamadı. Sürekli nefyeden bir dil kullanılarak bu alanda Müslüman muhayyilesi sıfırlandığı için küresel krizin yaşandığı, batılı akil adamların bile kapitalizme ömür biçtiği kritik dönemeçlerde dahi Müslüman akil adamlarımız, ülema ve entellktüellerimiz insanlığın önüne itminan içinde yaşayacağı bir iktisad projesi koyamadı. İşte, “Kapitalizmin sonu ve İslam’ın zaferi” diyemedi. Ve biz tarihi ıskaladık. Hala ıskalamaya devam ediyoruz.

İslamcılığın bu kaos hali ümmetimizin yakın tarihinde öylesine onur kırıcı durumlar meydana getirdi ki, düşünün, şu gök kubbe altında Allah’ın kitabına inanmış en seçkin ümmet yaşıyorken ve ona zekat verilecek fakir bulunamayacak kalkınmışlık düzeyini yaşatmış İslam dini varken Fukuyama gibileri çıkıp “Tarihin sonu ve liberalizmin zaferi” ni ilan etme cüretini gösterebilmiştir.

Kaostan çıkış

İslam coğrafyasının da içinde bulunduğu günümüz dünyası 18. yüzyılda üretilen batılı paradigma temelinde yeniden şekillendi. Dünya dönüyor dediği için kutsal kitabın metinlerine aykırı tez ileri sürdüğü düşünülen Galileo kilise otoritesi tarafından idamla yargılandı. Sadece Galileo değil düşünce üreten yüzlerce filozof düşüncelerinin kilise otoritesi tarafından kutsal kitabın öğretilerine aykırı bulunduğu gerekçesi ile ağır bedeller ödemek durumunda kaldılar. Bundan dolayı batıda düşün çevreleri, filozoflar din ve din otoritesini temsil eden kilise eksenli paradigmayı Avrupa’nın düşünce ve yaşam pratiği anlamında ilerleme ve kalkınmasının önünde en büyük engel olarak gördüler. Din her türlü olumsuzluğun kaynağıydı. İnsan düşüncesini koyu bir bağnazlığın tutsağı haline getiren ortaçağ skolastik düşünce sistemi üzerinde sorgulamalar başladı. Bu değişim sürecinde Avrupa, modern paradigmayı üreten düşünür ve aydınlar ile kilise otoritesi arasında kanlı savaşlara varan ve yüzyıllarca süren çatışmalara sahne oldu. Sonuç olarak Avrupalı filozoflar insan, hayat ve evrene ilişkin yeni bir tasavvur; aklı esas alan yeni bir yaklaşım geliştirdiler.
Örneğin Newton ve Galileo pozitivist paradigmanın temellerini atmış, Martin Luther Hıristiyanlığın ve esasında bütün dinlerin insan aklını eksene alarak reforme edilebileceği tezini geliştirmiş, Rousseau devletin işlevi ve devlet-birey ilişkilerini yeniden yorumlayan doktrinler ortaya koymuş, Locke bilginin nasıl üretildiği noktasında formüller geliştirmiş, Adam Smith bugünkü liberal ekonomik sistemin temellerini oluşturan iktisat kuramlarını icad etmiştir. Böylece Avrupa sözünü ettiğimiz aydınlanma filozoflarının ürettiği teoriler üzerinde a’dan z’ye hayatını yeniden biçimlendirmiştir.

Lakin gelinen nokta da batılı modernist paradigma iflas etmiş, insanlığın sorunlarına esaslı çözümler üretememiş, onun da ötesi bizatihi sorunun kaynağı olmuştur. Bundan dolayı İslam coğrafyası 21. yüzyılın ilk çeyreğini yaşadığımız şu günlerde ciddi değişim sancıları çekmektedir.

Hiçbir paradigma toplumların hayatlarını biçimlendiren eski paradigma ile yüzleşmeden, onun ürettiği sorunsallara ve insanların beklentilerine çözüm üretmeden toplumların hayatında var olamaz. Bu bağlamda günümüz dünyasını şekillendiren batılı paradigmanın tutarsızlığını, onu eksene alan iktisadi, siyasi, sosyal kısaca hayatın her alanına ilişkin önerdiği projelerin çözümsüzlüğünü ortaya koymadan ve İslam’ın bu alanlarda tek doğru çözümlere sahip olduğu noktasında yeterli kamuoyu oluşturarak bu kamuoyunun İslam’ı toplumsal hayatta “vâr” edecek ortak bir toplumsal sözleşmeye dönüşmesi temin edilmeden asla gerçek anlamda bir değişimden söz edemeyiz.

İslami paradigma ekseninde toplumu dönüştürme organizasyonuna öncülük etmiş örnek bir lider olarak Allah Rasulü (s.a.v.)’nün Mekke’de eline bir çubuk alarak yere çizgi çizmesi; yolunu, çağrısını bir düz çizgiye benzetmesi ve yanlarına da çizgiler çizerek; cahili paradigmanın ürettiği düşünce yapısını, yaşam modelini ve fasit ilişki biçimlerini şeytanın yollarına benzetmesi ve bunların her birinin başında şeytan vardır diyerek toplumunu onlardan sakındırmasında olduğu gibi bizler de önce İslami akide ekseninde bir paradigma, ondan türeyen ve iktisat, siyasal, sosyal hayat vs. insanın tüm yaşamını biçimlendirecek tezler ve davranış kuramlarını içeren bir çağrı ortaya koymamız, sonra modern paradigmayı; dünya algısı, iktisat, siyaset, sosyal vs. her alana ilişkin teorileri ve çözüm önerileri açısından tutarsızlığını ortaya koymamız gerekmektedir.

Hiçbir paradigma sosyal, siyasal, ekonomik vs. insan yaşamına dair ürettiği çözümlemelerini geçerli kılabileceği uygulayıcı siyasal erke (devlete) sahip olmadan insanoğlunun sorunlarını çözemeyeceği gerçeği ortadayken “İslam’ın bir devlet talebinin olmadığı” yada “devletin önce yüreklerde kurulması gerektiği” gibi mugalatalı sözcüklerle tekrar tekrar Müslümanlar batılı paradigmanın inşa ettiği sömürge aygıtları gibi işlev gören devletçiklere rağm edildiler.

Yapım eklerini (cılık) attığımızda elde kalan İslam’ın insan, evren ve hayata dair temel paradigması, bu paradigmanın insan ilişkilerine (sosyal, siyasi, ekonomik vb.) dair çözümlemeleri kabul görünceye ve ortak bir toplumsal sözleşmeye dönüşünceye kadar İslami paradigma üzerinde özgün siyasi bir çalışma ortaya konulmalıdır.

“Çalışanlar böyle bir iş için çalışsınlar” Saffat: 37/62

“Kendisine doğru yol gösterildikten sonra, Peygamber'in yolundan ayrılan ve müminlerin yolundan başka yollara sapan kimseyi kendi tercihiyle baş başa bırakacak ve onu cehenneme sokacağız; o ne kötü bir yerdir” Nisa: 4/115




    YORUM YAZ

YORUMLAR

supervision / 16.9.2012 12:14:48
Allah razı olsun hocam, Allah'ın izniyle modern paradigmayı çökerteceğiz inşallah.
Emin / 13.9.2012 11:16:42
Batının 100 yıldır neden çökmediği belli değil mi? İslamın hayat nizamı olduğuna akıl yürüt(e)meyen, onu iktidara taşımanın fikir ve metodunu kehanet addeden otomatist akıllar varken batı niye çöksün? Asa'nın üzerinde ölümüne hükmedilen Süleyman'ın(as) cinleri gibi seküler kapitalist ideolojinin fikri,kültürel,askeri ve iktisadi olarak uçurumun kenarında olduğunu göremeyenlerin kaostan çıkmaları için böyle aydın yazılara daha çok ihtiyacımız var. Zira tekme atabilmek için önce görmek gerekir.
muhammed urfa / 12.9.2012 19:46:42
hocam kaleminize sağlık ALLAH razı olsun sizden ve sizin gibi hocalarımızdan.takipçinizim.selametle
R.K. / 11.9.2012 01:22:46
Hocam 100 senedir Müslümanlar 'Bati cüktü/cökecek' yada 'iflas etti/edecek' gibi ifadeler kurdular lakin Bati halen ayakta. Bu söylemleri birakmamiz gerekiyor kanaatimce. Biz isimiz yapalim ama kehanetvari deyimleri birakalim.
mehdi / 9.9.2012 19:43:39
vallahi helal olsun ..ufkumu açan bir yazı daha..devamını bekleriz hocam allah razı olsun..en beğendiğim yazınız '4.kuvvet iş başında'..takipciniziz hocam..
worior2 / 9.9.2012 09:13:07
hocam şükür sonunda yazdın yaw... çoktandır yazmıyordun.. diline sağlık devamını bekleriz.
Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
SON YORUMLANANLAR