“Hepimiz Fransız’ız”
12 Yıl Önce Güncellendi
2015-01-10 21:27:43
Paris’te yaşanan olayın hemen ardından saldırıya “Hiçbirimiz Fransız Değiliz” kabilinden kampanyalar eşlik etti. Böyle bir saldırıyı doğru bulmamakla beraber ben hayır “Hepimiz Fransız’ız” diyorum.
Hiç kimsenin Fransız kalmadığı saldırıya ilişkin ilk demeçler: “Bu, demokrasiye karşı yapılmış bir saldırıdır” … “Bu saldırı Medeniyetin kendisiyle medeni dünyaya karşı çıkanlar arasındaki daha geniş bir çatışmanın parçasıdır”” şeklindeydi. Bu demeçlerin ilki Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’ın. Haliyle meseleye Fransız kalamayacak biri. İkincisi ise ABD Dış İşleri Bakanı John Kerry’e ait. O da “Fransız” değil ama aynı kaderi paylaştığını düşünen biri. Kimilerine göre Fransa’nın 11 Eylül’ü, kimilerine göre ise ondan daha büyük, hatta “hiç kimsenin Fransız kalamayacağı” bir hadise.
Bu değerlendirmelerden anlaşılan o ki, olay basit adli bir vaka gibi durmuyor. En azından adli bir vaka olsa bile batılı liderler onu çoktan boyutlarının ötesine taşımaya çeşniler. Bu demeçlerin verildiği saatlerde saldırının failleri bile henüz belli olmamışken meselenin bu boyutta İslam-Batı karşıtlığı zemininde değerlendirilmesi yeni bir siyaset mühendisliği çalışması mı sorularını akıllara getiriyor.
İster istihbarat servislerince planlı ister spontane gelişsin bu tür hadiselerin böyle bir çatışmayı üretmek için seferber etmeye müsait bir zihinsel arka plan olduğunun kanıtı. Durum bu olunca vakanın planlı olup olmamasının önemi kalmıyor.
***
NATO Eski Başkomutanı Amerikalı Generalinin Wesley Clark’ın 11 Eylül üzerine yaptığı şu değerlendirmeye bakın: “Afganistan’ı 11 Eylül saldırısından dolayı işgal ettiğimizi vehmedenler bu vehimlerinden derhal kurtulsun. Biz İslam diye bir problemi çözmek için Afganistan’ı işgal ettik. Ne olduğuna Müslümanların karar vereceği özgür bir İslami proje olsun istemiyoruz, İslam’ın ne olduğuna biz karar verelim istiyoruz.” Yani komünizmle olan soğuk savaşımızda Truva atı olmasını istediğimiz İslam’ın şimdi tek kutuplu dünyamızda bizi tehdit etmesini istemiyoruz. Dün Amerikan çıkarlarına uygun olarak komünizme alternatif olabilen İslam’ın küresel kapitalist sistemimize alternatif yorumlanmasını, anlaşılmasını istemiyoruz. İslam’ın özgün siyasal bir sistem olarak tekrar mensuplarının coğrafyasına egemen bir din olmasını istemiyoruz…
İslam onların rüyalarına çöken kahredici bir kabus gibi. Her sabah kabuslarından kan-ter içinde uyanıyorlar. Self determinasyonu, demokrasiyi unutup cellatlarımızı desteklemeleri bu yüzden. Kapitalizme küresel çapta meydan okuma sadece ve sadece İslam’dan gelebileceğini çok iyi bildikleri için onu şeytanlaştırmaktan başka yol bulamıyorlar. Ya batıya entegre bir İslamcılık ya da gözünü kan bürümüş bir İslamcılık. Esasında ikisi de şeytanlaştırmanın iki ayağı. Şeytanlaştırmanın/şeytanın bu iki ayağının nasıl işlediği bir başka makalenin konusu olduğu için konumuza dönüyoruz.
***
Son yıllarda Fransa ya da diğer batılı ülkelerde kutsallarımıza yönelik hakaretlerin biricik sebebi var. Sömürgeleştirdikten yüz yıl sonra hala İslam’ın uygarlıklarını tehdit eden tek din olmasıdır. Fikri kuraklık ve zihni çoraklık yaşayan batılılar İslam’ın yükselişi karşısında çaresizlik ve tükenmişlik sendromu içinde sadece kutsallarımıza saldırmaktadırlar. Bir fikir ve ideoloji üretememektedirler. Meşhur sloganları şudur “Özgürlüklerimiz sizin dininizden daha kıymetli”. “Bunun için kutsallarınıza küfretme özgürlüğüne sahibiz” Sonra halklarının özgürlüğünü her türlü kutsalın önünde gören Fransa Ermeni soykırımı yaşanmamıştır demeyi yasaklamaktadır.
Kısaca batı İslam karşısında fikren çökmüştür. Bekasını tehdit eden İslam'ı şeytanlaştırmaktan başka çare bulamıyor. Bundan dolayı sürekli olarak askeri işgallerine zemin hazırlayacak entrikalar üretiyor. Bunun en son örneklerinden birisi sözde Işid gerçekte Suriye devrimi karşısında yüzün üzerinde ülkenin katılımıyla oluşturdukları koalisyondu. Ayrıca terörle/aşırılıkla mücadele adı altında milyarlarca dolarlık fonlar oluşturduklarını biliyoruz. Uygarlıklarının bekası için gerçekleştirmeyi planladıkları yeni işgal ve kirli savaşlarını finanse etmek için önce halklarını psikolojik olarak buna hazırlamaları, öfke yüklemesi yapmaları ve onları yüksek vergi yükümlülüklerine razı etmeleri gerekmektedir.
Yukarıda değindiğimiz gibi saldırı planlı ya da plansız olsun siyaset mühendislerinin İslam’a karşı yeni bir savaşın psikolojik alt yapısını hazırlamak istedikleri kesin. Zira İspanyol aktör Willy Toledo “Siz hiç gürültü çıkartmadan günde milyonlarca kişiyi öldürüyorsunuz, onların bu olaylar karşısında sessiz mi kalacağını düşündünüz” deyişi batıda, ülkelerinin dış siyasetlerini en azından hoş karşılamayan önemli bir kitle olduğunu göstermektedir.
Fransız halkı tıpkı diğer Avrupalı halklar gibi yöneticilerinin dış siyasetlerinden rahatsız. Hele hele Hollande ve Kerry’nin demeçlerinde siyaset mühendislerinin öngördüğü biçimde bir armagedona; ölüm kalım savaşına hazımsız. Bundan dolayı siyaset mühendisleri tehlikenin boyutlarının tüm toplum tarafından kılcal damarlarına kadar hissedilebilir olmasını isteniyor. Sokakları hareketlendirecek, Batılı halklarda güçlü bir dış tehdit algısı oluşturacak ve ulusal savunma reflekslerini harekete geçirecek son derece sansasyonel eylemler yapılması planlanıyor. Böylece batılı halklar tehlikeyi iliklerine kadar hissedip devletlerinin dış siyasetlerine tam destek versin. “Terörle mücadele” adı altında oluşturulan milyar dolarlık projelerin finans edilebilmesi için vergi yüküne katlanabilsin, evlatlarını işgal cephelerine gönderecek fedakarlık duygusuna sahip olsun…
Hakkında komplo olma ihtimalini de düşündüren birçok bilginin mevcut olduğu bu hadisenin adli boyutları nereye varır onu zaman gösterecek amma insan, bu da yeni bir Ali-Cengiz oyunu mu demeden edemiyor. Zira iki sene önce yine Fransa’da gerçekleşen (7 kişinin öldüğü) benzer bir saldırıda failin (Muhammed Merah) Fransız istihbaratı ile ilişkisi ortaya çıkınca düzenlenen operasyon ölümüyle sonuçlanmış, böylece dosya kapanmıştı.
Fransız yöneticilerin sicili bu konuda bozuktur. Örneğin Sarkozy’nin 2007 seçimleri arifesinde İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemde banliyöleri tutuşturan “provokatör bir siyasetçi” olarak bilinmesi; İçişleri Bakanlığı yıllarından itibaren bu bakanlığa “Provokasyon Bakanlığı” adının takılması Fransız siyaset mühendislerinin politik amaçlar uğruna toplumu manipüle etmek için provokatif eylemler tertip edebileceklerini göstermektedir. Fransız siyaset mühendislerini, onlarca vatandaşının ölümüne yol açmasından daha çok bu terör saldırıları sonrasında kamuoyunun istenen noktaya geldiğini gösteren anket sonuçları, istatistikler ilgilendirmektedir. Fransız medyasında “Makyavel yanında çalışacak olsa ancak çırak olur” şeklinde espri konusu olmuş Fransız siyasileri nezdinde beş on vatandaşın ölmesinin kıymeti yoktur.
Her ne kadar Charlie Hebdo saldırısını Yemen el-Kaidesinin üstlendiği ifade edilse de olayın faillerinin henüz kimlikleri dahi belli değilken medya İslami terör sakızını ağzında çiğnemeye başlaması Batı’nın halklarını İslam’a karşı büyük bir armagedon’a hazırlama çabası içinde olduklarını göstermektedir. Hadisenin Fransa’nın 11 Eylül’ü olarak anılması, Hollande’ın demokrasiye yöneltilmiş bir saldırı değerlendirmesi bu yüzden. Ardından Pazar günü neredeyse küresel çapta terörü lanetleme ayinine dönüşecek olan devasa bir gösteri planlanarak tüm batılı halklar psikolojik olarak bu armagedona hazırlanmaya çalışılmaktadır. Bundan dolayı "Hepimizin Fransız’sız”.
Gerekçesi ne olursa olsun suçların cezasını ancak, hukuk düzeni içinde bir devlet verir. Benzer bir durumda, “hasta adam” dönemi olmasına rağmen müminlerin halifesi Abdulhamid Han gibi, “Cihâd-ı Ekber” ilan edecek, böylesine küresel bir meydan okuma karşısında Müslümanların izzet ve onurlarını, kutsallarını ve topraklarını ancak râşid bir halife koruyabilir. Aksi taktirde bu tür eylemler, her ne adına olursa olsun emperyalist batının yeni yeni işgal ve katliam planlarına gerekçe olmaktan öte geçmeyecektir.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER
Haber Ara
Yorum Yap