Her ne zaman televizyon ekranının karşısına geçsek veya elimize bir gazete alsak İslam coğrafyasının her bir köşesinden cenazelerin kalktığına, her evde yürekleri burkan ağıtların yakıldığına, va veylaların koptuğuna ve imdat çağrılarının yüreklerimizi yakarak arşı alaya yükseldiğine tanık oluyoruz.
İşte en son kanlı sahne Suriye..
Dün Suriye’den şehid haberleri yarım saatlik periyotlar içinde sayıları katlanarak geliyordu. 10, 20, 40, 80.. En son şehitlerin sayısının 100’ün üzerine çıktığını öğrendik. Hele bu şehitler içinde bir ciğer paresi çocuk vardı ki, henüz 12 yaşında.. Tam kafasından aldığı bir kurşun darbesi ile yüzü kandan tanınmaz haldeydi.
Dostluk ilişkileri, kardeş ülke edebiyatı, ortak bakanlar kurulu toplantıları…
Ceberrut Baas rejiminin kanlı mirası üzerinde bugün oturan oğul Beşşar Esad ve ülkesi ile geliştirilen bunca diplomatik girişimin meyvesi bu mu? Yoksa “Komşularla sıfır sorun” politikası ve bu politika çerçevesinde şimdiye kadar iki ülke arasında yapılmış anlaşmalar ve reel politik, halklarını katleden bu cebberrut yönetimleri görmezden gelmeyi mi gerektiriyor?
Şubat ayında Kuzey Afrika’da başlayan ardından Ortadoğu’ya sıçrayan ayaklanmaların başladığı ilk günden beri halklarını katleden bu ceberut, işbirlikçi, hain yöneticilerin kendileri başlı başına sorun değil mi? Ne zamandan beri -sömürgecilerin yapay bir şekilde icad ettikleri krizlerin dışında- Müslüman halklar arasında sorun var? Zaten kendisi sorun olanla nasıl sorunsuz bir bölge düşünülebilir?
Halkının, her hangi bir şiddet eğilimi göstermeksizin ortaya koyduğu barışçıl tepkilere gözlerini kırpmadan katliamla yanıt verecek kadar öfke yüklü, klasik sömürge döneminin artığı bu müptezel yöneticiler ile nasıl sorunsuz bir bölge hayal edilebilir?
Amerika Irak’ı işgal ettiğinde “Biz Arap liderlere öteden beri demokratikleşmeleri çağrısında bulunuyorduk” şeklinde açıklamalar yaparak o günkü konjektürde işgali meşrulaştırıcı bir söylem geliştiren, ABD yetkililerinin Tunus ve Mısır diktatörlerine halklarının isteklerine cevap vermeleri çağrılarına paralel bir şekilde hemen her yerde demeçler veren hatta bunları partisinin meydan mitinglerinde konu edinen Türkiye yetkilileri şimdilerde Suriye’deki katliam karşısında neden suskun?
Geçen hafta Bahreyn’e yaptığı ziyaret sırasında , Bahreyn'de yaşanan gelişmelerin Körfez'deki istikrarı ve bölgenin jeopolitiğini kökten değiştirecek şekilde olumsuz etkilememesinin önemli olduğunu vurgulayarak “Biz Körfez İşbirliği Konseyi'nde de Bahrey'in bu bütünlüğünün sadece bölge için değil dünya için de önemli olduğunu söyledik” diyen Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu bu sözleri ile neyi kastediyor?
Her fırsatta Amerika’ya büyük şeytan yakıştırmasını yapan ve İsrail’e tehditler savuran İran Beşşar yönetimini desteklediğini açıkladı. Mehr Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre haftalık basın bilgilendirme toplantısında konuşan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü "Suriye'de halkın öldürülmesine yönelik tepkiniz nedir?" sorusuna "Halka karşı şiddet kullanılmasını doğru görmüyoruz. Ancak eğer bir grup bir ülkede ayaklanma ve kargaşa çıkarmaya kalkar ve yabancıların desteğiyle emniyeti bozmaya çalışırsa devletin güvenliği sağlamak için tedbir almaya hakkı vardır." şeklinde konuştu.
Amerikan’ın Irak’ı işgalinin ardından bu ülkeye atadığı sömürge valisi Bremer’in kurduğu hükümetini tanımakta gecikmeyen, yine Amerikan’ın Afganistan’ı işgal etmesinin ardından buraya atadığı sömürge valisi Karzai hükümetini tanıyarak dostluk ilişkilerine girişen İran şimdi onurlu bir ayaklanma başlatmış olan Suriye halkını kargaşa çıkartmaya çalışan ve dış güçlerin oyununa gelmiş bir güruh olarak değerlendiriyor.
Pardon, kargaşayı kimler çıkartıyor? Bu ülkeleri kimler kan gölüne çeviriyor? Daha geçen gün nüfusunun %60’ı tarafından sevilen ve sayılan Irak’ta önemli bir kanaat önderi olan Sistani Amerikan işgaline sessiz kalması karşısında dönemin ABD Savunma Bakanı Ramsfeld’den 100 milyon dolar sus payı aldığını itiraf etmişti. Yeryüzünde, Müslüman coğrafyada fitne çıkartan ve dış güçlerden destek alanlar kim?
Amerikan’ın Irak’ı işgalinin ardından kaç gencecik fidan hayatının baharında soldu? Kaç Müslüman kadın gözü dönmüş, şehveti azmış Amerikan canilerinin kucaklarında tertemiz bedenleri kirletilerek can verdi? Iraklı Nur bacının Ebu Gureyb ceza evinden yürekleri yakan mektubunu hatırlayın!! Bütün bunlar 100 milyon dolar için miydi?
Kutsal şehir Necef’te Hz. Ali’nin türbesinin çatısına bomba düştüğünde, bir daha tekrar ederse bunu savaş sebebi sayacağını açıklayan İran için burnunun dibinde katledilen ve namusları kirletilen Müslümanların bir türbenin kubbesi kadar değeri yok mu? Yoksa İran yöneticileri ve alimleri Allah rasulü (s.a.v.)’in “Kabe’nin yıkılması bir tek Müslüman’ın katledilmesinden daha ehvendir” hadisi şerifini hiç duymadılar mı?
Yine, İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü haftalık basın toplantısında "Suriye'de şu ana kadar kaç kişinin öldürüldüğü konusunda bir fikriniz var mı?" şeklindeki soruya ise "Bir rakam bilmiyorum ancak Amerika'nın Irak ya da Afganistan'da öldürdüğünden çok daha az olduğunu biliyorum" diyerek ilginç bir yanıt verdi.
Yani bu demeçten ne anlamamız gerekiyor? Yoksa İran, Amerika’nın desteği ile ayakta duran, halklarının servetlerini yağmalayan ve onların onurlu yaşam taleplerini katliamla bastıran bu işbirlikçisi yöneticilerin de büyük şeytan olduğunu ilan etmek için en az Amerika’nın öldürdüğü kadar insan öldürmelerini mi bekliyor?!!
Ahmed İbni Hanbel’in Ebu Hureyre (r.a.)’dan naklettiği bir hadisi şerifte Allah rasulü (s.a.v.) bu günleri bakın nasıl haber vermiş:
“İnsanlara öyle aldatıcı yıllar gelecek ki o zaman yalancılar doğrulanacak, doğru sözlüler de yalanlanacaklardır. O zaman hâinlere güvenilecek, güvenilir olanlar da ihânetle suçlanacaklardır. İşte o zaman Ruveybida konuşacaktır.” Denildi ki: “Ruveybida da nedir?” "Kamunun işleri hakkında (söz sahibi olan) beceriksiz adamdır!" [Ahmed ve Hakim rivayet etmiş Albani sahih olarak tespit etmiştir.)
Özelde Suriye’de genelde bütün bir Müslüman coğrafyasında yaşananlar bir turnusol kağıdı gibi kimin ne olduğu, kimin kimle aşık attığını açığa çıkartmaktadır. Hepimiz çok önemli tarihi olayların tanıklarıyız. Tanıklık ettiğimiz şeylerden, onlara karşı geliştirdiğimiz tepkilerden ve duruşumuzdan dolayı Allah’a hesap vereceğiz. Çağımız Müslüman’ının aklına zorla giydirilmeye çalışılan deli gömleklerini (reel politik vs) yırtıp atarak, bizleri kardeş kılan; kardeşlerimizi arkadan vurmayı, onları düşmanın eline/insafına terk etmeyi, onlara zulmetmeyi haram kılan İslami sorumluluklarımız çerçevesinde hareket etmeliyiz. Zira Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ey Müslümanlar!!! (Neredesiniz) diye haykıran bir çağrıcı işitip de ona icabet etmeyen Müslüman değildir.”
Coğrafyamızda yaşanan bu gelişmelere, bu coğrafyanın insanlarını kardeş kılan İslam akidesinin bize sunduğu perspektiften bakmayıp, çağımızda tıpkı adı konulmamış bir kutsal kitabın kutsal ayetleriymiş gibi algılanan konjektür, reel politik, pragmatizm vb. argümanlarına –Allah’a teslim olur gibi- “teslim” olmuş yöneticilerin perspektifinden bakmamalıyız. Zira bu, azim ve kahhar olan Allah (c.c.) indinde geçerli bir mazeret değildir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Kendilerine uyulanlar (yöneticiler/rol modeller) o gün azabı görünce, kendilerine uyanlardan uzaklaşacaklar, aralarındaki bütün bağlar kopacaktır. Uyanlar şöyle derler: “Keşke dünyaya bir dönüşümüz daha olsaydı da onların şimdi bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık.” Böylece Allah, onlara işledikleri fiilleri pişmanlık kaynağı olarak gösterir. Onlar ateşten çıkacak da değillerdir. (Bakara, 167,168)
Yorum Yap