Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Diktatörlerden diktatör beğenmek

16 Yıl Önce Güncellendi

2011-05-30 08:05:57

Diktatörlerden diktatör beğenmek


Suriye ayaklanmaları üçüncü ayına girerken Esad rejiminin işlediği katliamlar bütün dünyanın gözleri önünde devam etmektedir.
Irak diktatörü Saddam’ın halkı ve bölge ülkeleri için tehdit oluşturduğu, Saddam’ı devirmek ve Irak’a demokrasi getirmek gerekçesi ile bu ülkeyi işgal eden Amerika diktatörlerden diktatör beğeniyor.

Ortadoğu ayaklanmalarının ilk durakları olan Tunus ve Mısır’da bu ülkelerin liderlerine halklarının sesine kulak vererek -ordunun bu ülkelerdeki rejimleri güvence altına aldığına kani olduktan sonra- derhal yönetimi terk etmeleri çağrısında bulunan Amerika sonunda lütfedip, resmi rakamlara göre 1000’in üzerinde vatandaşını katletmiş olan Suriye yönetimine halkına karşı şiddet uygulamaktan vazgeçmesi çağrısında bulundu. Amerika Suriye yönetimine reformları hayata geçirmesi için daha fazla ekonomik ve siyasi baskı yapmaktan söz ediyor.

Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı John Kerry göstermelik bir şekilde “Dünya Suriye halkına karşı işlenen şiddeti kınamalı” derken ABD yönetiminin en azından şimdilik Beşşar Esad’dan vazgeçmeyi göze alamadığını da afişe eden şu ilaveyi yapıyor. “Şimdiye kadar Suriye rejimi ile attığımız adımların hepsi diyalogla atılmış adımlardır.”
Amerikan kongresinde bir milletvekilinin Şam büyükelçisinin geri çekilmesi noktasındaki teklifini Dışişleri Bakan yardımcısı Michael Posner “Bu ülkede insanların haklarını savunmak için en üst düzeyde diplomatik görüşmeleri sürdürecek bir temsilci bulunması gerekir” şeklinde tepki vererek nazikçe reddediyor.

ABD Şam büyükelçisi Robert Ford, Suriye'deki olayların ABD-Suriye ilişkilerini olumsuz etkilediğini belirttiği bir demecinde Şam-Washington ilişkilerinin geliştirilebileceğine, bunun Suriye'nin alacağı kararlara bağlı olduğuna işaret ediyor.
ABD Başkanı Barack Obama 19 Mayıs tarihinde bütün dünyanın merakla beklediği konuşmasında, bölge ülkelerine gerekli reformları yapma riskini göze almaları halinde ABD'nin tam destek vereceğini bildirdi.

Bütün bunlar Amerikan’ın Beşşar Esad rejiminin devrilmesini istemediğini açıkça göstermektedir.
Garip olan bir süredir Suriye konusunda sessizliğini koruyan Türkiye yetkililerinin bu sessizliklerini Amerikan politikasına paralel bir şekilde bozmuş olmalarıdır. Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Tv Net’te katıldığı bir programda Suriye’ye ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Suriye'nin istikrarının Türkiye için çok önemli olduğunu söyleyen Davutoğlu, yaşanan gelişmelerin Türkiye, İsrail, Lübnan ve Ürdün gibi ülkeleri etkileyecek sonuçlar doğuracağına dikkati çekti. Beşşar Esad'ın, Zeynelabidin Bin Ali, Mübarek, Kaddafi gibi bir önceki nesilden olmadığını, çevrede de son derece saygı uyandıran, halkı tarafından da sevilen bir lider olduğunu belirten Davutoğlu, Tunus ateşinin başladığı gün bütün Arap toplumunda serbest seçimler olsaydı Tunus, Mısır, Yemen ve Libya'daki liderlerin yönetimden gideceğini, ancak Beşşar Esad'ın kazanacağını söyledi.

Türkiye Amerikan politikasına paralel biçimde bütün katliamlarını ve vahşetlerini görmezden gelerek Esad yönetimini desteklediğini açıkça resmi ağızdan açıklamış oldu. Tunus ve Mısır ayaklanmalarını ilk günden itibaren destekleyen, yönetimlerin halkların iradelerine saygı duyması gerektiğini ifade eden Türkiye’nin Beşşar Esad’a olan desteğini “gelişmelerin Türkiye, İsrail, Lübnan ve Ürdün gibi ülkeleri etkileyecek sonuçlar doğuracağı” gerekçesi ile açıklıyor olması düşündürücüdür.

Obama 19 Mayıs’ta Ortadoğu’ya seslendiği konuşmasında dile getirdiği üzere görüşleri ne kadar farklı olursa olsun Amerika’nın demokrasiye inanmış her grupla masaya oturmaya hazır olduğunu kaydetmişti. İşte Amerika açısından Esad’ı vazgeçilmez kılan şey ülkesinde demokrasiye inanmış bir topluluğun olmayışıdır. Bu demokrasi nasıl bir şeyse, milyonlarca insanın diktatörleri devirmek için ölümü hiçe sayarak sokaklara dökülmesi bile demokrasiye inanmışlık olarak görülmüyor! İnsanın sorası geliyor: O halde neden bu halkların demokrasi ve özgürlük istediklerini söyleyip duruyorsunuz? Yoksa buna sizde mi inanmıyorsunuz?
Yoksa Yemen, Bahreyn ve şimdi Suriye gibi ülkelerde Tunus ve Mısır’da olduğu gibi içinde İslamcıların da bulunduğu yeni sürece eklemlenmiş, bölgenin jeopolitiğini derinden etkilemeyecek, Türkiye, İsrail, Lübnan ve Ürdün gibi ülkeleri etkileyecek sonuçlar doğurmayacak demokrasiye inanmış, dolayısıyla Amerikan’ın kendileri ile masaya oturabileceği muhalif guruplar yok mu?
Diğer bir ifadeyle Libya, Yemen, Bahreyn ve Suriye’de Amerikan standartlarında demokrasiyi, serbest piyasa ekonomisini, ülkelerinin kaynaklarını küresel şirketler aracılığıyla doğrudan batıya aktarımını sağlayacak olan neo-liberal politikaları özümsemiş muhalif hareketler ortaya çıkıncaya veya halkların devrimi bu türden İslamcı yada başka bir fraksiyondan olan Amerikan stratejilerinin hizmetinde yeni elitlerin devrimine dönüşünceye kadar halkların katledilmelerine göz mü yumulacak?

Anlaşılan Amerika Suriye’de Esad rejiminin alternatifi olacak, henüz “demokrasiye inanmış” muhalif bir gurup göremiyor! Bundan dolayı Suriye’de demokrasiye inanmış bir topluluk çıkıncaya kadar ceberut Esad rejimini destekleyecek. Beklide Amerika bölgede kendi çıkarlarının, “Amerikan demokrasisinin” muhafızlığını en iyi şekilde yaptığı için Esad rejiminden “daha demokrat” kimseyi bulamıyordur! İlginç olan şu ki, Suriye Müslümanları ölümü göze alıyorlar da Amerikan demokrasisine inanmanın/güvenmenin neden olacağı sonuçları göze alamıyorlar!!

Amerika açısından hali hazırdaki Suriye rejimini vazgeçilmez kılan diğer önemli bir konu da bu rejimin, Amerikan’ın Ortadoğu barışı noktasında kilit mesele olarak sıklıkla dillendirdiği İsrail’in güvenliğinin garantisi olduğunu her daim göstermiş olmasıdır. Zira Suriye’deki baas rejimi halkının son derece insani taleplerine kurşunla, vatandaşlarının üzerinden tankları geçirerek karşılık verirken Golan ve Suriye topraklarında işgalci konumda olan İsrail’e bir tek kurşun dahi sıkmayarak bu konuda da vazgeçilmezliğini müttefiklerine kanıtlamıştır. Suriye’nin bu ayrıcalıklı konumunu rejimin ikinci adamı ve Beşşar Esad’ın dayısının oğlu olan Rami Mahluf geçenlerde “İsrail’in güvenliği Suriye’nin güvenliği ve rejiminin ayakta kalmasına bağlıdır” sözleri ile net bir şekilde ifade etmiştir. Ayrıca Suriye ve İsrail arasında gizli heyetlerin adeta mekik diplomasisi izlercesine bu kritik süreçte dahi ilişkilerini kesmemeleri de bunu kanıtlamaktadır.

Sonuç olarak; Arap baharı olarak dillendirilen süreci yönetenler, her kim olurlarsa olsunlar “Amerikan standartlarında bir demokrasi”ye, neo-liberal politikalara ve İsrail’in güvenlik kaygılarını izale etmeye evet demedikleri sürece iki seçenekten birini tercih etmeye mahkum edileceklerdir: Ya diktatörlerden bir diktatör beğenmek ya da ölüme razı olmak.

[email protected]

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara