Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Devrim hırsızlığı ?

15 Yıl Önce Güncellendi

2012-08-10 12:35:24

Devrim hırsızlığı ?
Ortadoğu ayaklanmalarının siyasal literatürümüze kazandıracağı en önemli kavramlardan birisi de “Devrim Hırsızlığı” kavramıdır.
Burada ya da başka köşe de yazılarımı takip edenler İslam coğrafyasının kalbinde meydana gelen ayaklanmaların arkasında, ötesinde-berisinde dış unsurlar arayan komplocu tezi şiddetle eleştirdiğimi bilirler. Yüzeysel ve basit düşüncenin ürünü olan “neden şimdi ayaklandılar?” yerine “bunca zulme ve izmihlale nasıl tahammül ettiler ve niçin şimdiye kadar ayaklanmadılar? sorusunun cevabının peşine düştüğümüzde bu süreç daha doğru anlaşılacaktır.

Tunus’tan Suriye’ye kadar Müslüman halkların kendi iradeleri ile başlamışsa da “Devrim Hırsızı” uluslar arası aktörlerin süreci yönlendirmesiyle bu devrimler Müslüman halkların elinden çalınmış ve bittabi kalkışan, bedel ödeyen halkların iradesi doğrultusunda sonuçlanmamıştır. En azından suların şimdilik durulduğu ülkelerde yeni muktedir olanların,İslamcılar dahi olsa- halklarını onursuz bir yaşama mahkum eden eski muktedirlerin imzaladığı uluslar arası zillet anlaşmalarına, ümmetin servetlerini küresel kapitalist şirketlere peşkeş çekme anlamına gelen enerji anlaşmalarına ve liberal ekonomi politikalarına sadik kalacaklarını, esasında ümmetin ayaklanmasına büyük ölçüde neden olan iktisadi, siyasi ve ekonomik her açıdan kendisini kronik bir geri kalmışlığa mahkum eden BM, Dünya Bankası, IMF, NATO gibi küresel sömürge aygıtları ile barışık olacaklarını peşin peşin deklare etmeleri, bunu göstermektedir.

Şimdi Suriye devrim hırsızlığının son durağıdır. Suriye’de katliamın boyutlarının diğerlerinde olmadığı kadar büyük ve acılı olması bu son ülkede devrimin hala çalınamamış olmasından dolayıdır. Bu da içerdeki muhalefetin uluslar arası manipülasyon çabalarına kendisini kaptırmamış olmasından kaynaklanmaktadır.

ABD ve müttefikleri diğer ülkelerdeki diktatörlerin kaçınılmaz devrilişi gibi Şam kasabının da devrileceğine kesin gözüyle bakıyordu. Bundan dolayı Beşşar’ın yedeğini hazırlamaya koyuldu. Bu işareti Suriye olayları başladıktan 2 ay sonra 19 Mayıs’ta Beyaz Saray’dan İslam dünyasına sesleniş konuşmasında Obama şu şekilde verdi: “Biz Suriye’de hangi gruptan olursa olsun “demokrasiyi içselleştirmiş” her kesimle masaya oturmaya hazırız. Şam kasabının yedeği olarak kimi hazırlamaya çalıştığını son iki yıldır ABD’nin organizatörlüğünde gerçekleşen Suriye konulu zirvelerin baş konuklarının kimler olduğuna bakarak anlaşılabilir.

Bu konuklar ilk Antalya toplantısından beri “demokrasiyi” daha fazla içselleştirdiklerini söylüyorlar!

Bu konuklar Suriye Müslümanlarının hiç istemediği NATO müdahalesini başından beri talep ediyorlar!

Bu konuklar tüm dünyadan gelen finans desteğini Suriye Müslümanlarını uluslar arası isteme boyun eğdirmek ve devrimlerini satın almak için kullanıyorlar!

Bu konuklar yakın bir zamana kadar ÖSO’nun silahlandırılmaması için çırpınıp durdular!

Bu konuklar ABD’nin jeopolitiğini koruma adına kontrollü geçişi sağlayacak Yemen modeli dahil olmak üzere her türlü devrim hırsızlığı atraksiyonlarının aparatları haline geldiler.

Anlaşılan Obama 19 Mayıs’ta Suriye konusunda dillendirdiği “demokrasiyi/ABD sömürge Jeopolitiğini içselleştirmiş” içerde bir muhalefet oluşturamadı. Dışarıda oluşturdu, ancak bunu Suriye meydanına kabul ettiremedi. İşte her gün bomba sağnağı ile güne başlayan bu halk şimdiye kadar ABD’nin ve uluslar arası aktörlerin devrimlerini çalma girişimlerine karşı direndi. Şayet Suriye halkı, devrim çalma aparatı SUK kurulduğu gün onu kabul etseydi kesinlikle ABD Şam kasabını bugüne kadar desteklemez onu hemen yeni “temiz” oyuncularla değiştirirdi.

Suriye halkının SUK’u kabul etmesini bırakın Suriye meydanından şu tepkiler yükseldi. “SUK beni temsil etmiyor”, kendilerine onlarca yıldır kan kusturan Esad’la SUK lideri Galyon’u aynı kefeye koyarak “Esad ve Galyon devrilecek” ve en çarpıcı olanı “SUK devrilmeden Esad rejimi devrilmez” pankartları kaldırdılar.

Şimdi geçen Şam’da katil rejimin kalbine gerçekleştirilen büyük patlama ile rejimin günleri sayılır hale geldi. Suriye eski başbakanlarında el-Haddam “Beşşar rejimi bütün tahminlerden daha erken bir dönemde, bugün yarın devrilebilir” dedi.
Suriye halkının tırnakları ile kazıyarak bütün dünyaya rağmen yıkılması için gün sayılır hale getirdiği devrimini çalma aparatları ve atraksiyonları sürekli değişkenlik göstermektedir.

Bunun en son perdesi geçenlerde yaşandı. Şam kasabının bir numaralı tetikçisi rejimin Müslümanlar eliyle yıkılmasının an meselesi olduğu bir durumda Fransa’ya kaçan ve ismi geçiş süreci planı çerçevesinde öne çıkan General Menaf Talas geçen gün Ankara’ya geldi. Suud’i Amerika’da umre ziyaretinin ardından çocuk kanına buladığı ellerini zemzemle aklayıp paklayarak ayağının tozu ile Türkiye’ye gelen Talas Suriye halkının zaferini çalmak için uygun bir aparat olup olamayacağı denendi. Bebeklerin katledilmesi, kadınlara tecavüz edilmesi dahil olmak üzere en şeni cürümlere ortak olan Talas aslında Bosna kasabı Milosoviç’den farksızdır. Ona yakışan Türkiye’de ağırlanmak değil bir savaş suçlusu olarak hakkında tutuklama emri çıkartmak olmalıyken kanlı ellerini sıktık.

En son Suriye Başbakanı’nın da görevinden ayrılması Beşşar rejimine psikolojik açıdan en güçlü darbeyi vuran önemli bir gelişme olmuştur. Bu önemli gelişmenin ardından Clinton Cumartesi günü Türkiye’ye acil bir ziyaret kararı aldı. ABD üst düzey bir yönetim yetkilisine göre ziyaret sırasında Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, “şimdiye kadar isyanın kamu önündeki yüzü olan sürgündeki liderler ötesindeki Suriyeli muhalif kişiliklerle buluşmayı planlıyor.” Bu ABD’nin yukarıda sözünü ettiğimiz sürgündeki liderlerden oluşan SUK’un Suriye kamuoyunda hiçbir etkinliğinin olmadığını anladıktan sonra başka aparatlar aramaya yöneldiğini göstermektedir.

Clinton’un Güney Afrika ziyareti sırasında yaptığı “Halep’teki çatışmaların yoğunluğu ve kaçanlar meselesi, bir araya gelip hep birlikte iyi bir geçiş planına yönelik çalışmamızın ne kadar şart olduğuna gerçekten gösteriyor” açıklaması Clinton’un Türkiye’yi Suriye halkının kanları ile besleyerek yücelttikleri devrimlerini ellerinden çalabileceği bir partner olarak gördüğü anlamına mı geliyor?

Ancak devrimlerini kan, azim ve sabır ile besleyen Suriye halkının bu komploculara cevabı ise kurdukları tuzağı başlarına geçirecek cinsten. İşte Suriye’den bir pankart:

"Ey batan gemiyi terk eden fareler! Direniş safları arasında yer alacaksanız "Hoş geldiniz" "Direnişimize liderlik yapmak için geldiyseniz Geç kaldınız."

Dünyanın hiçbir yerinde bombalar sağnak sağnak yağarken böyle bir hengamede düşman çatlatacak, onun bütün oyunlarını, kahpeliğini deşifre edebilecek ve devrimini çalma girişimlerini boşa çıkartacak kadar uyanık, lüks ofislerinden ve stüdyolarından durum değerlendirmesi yapan analistleri sınıfta bırakacak kadar siyasi dahi bir halk görülmemiştir. Bu Allah’ın meşietiyle yürüyen bir devrimdir. Allah (ise) işinin üstesinden gelir

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara