Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Coğrafyamız demir ağlarla örülüyor…

16 Yıl Önce Güncellendi

2011-06-14 11:51:05

Coğrafyamız demir ağlarla örülüyor…


Türkiye kesif bir şekilde seçim gündemine boğulmuşken Yunan To Vima gazetesi, ABD donanmasına ait USS Monterey'in Ege Denizi'nde füze kalkanı projesi kapsamında haritalama çalışmaları yaptığını yazdı. ABD'nin, Karadeniz'de NATO ve Ukrayna işbirliğinde yapılan askeri tatbikata katılan son teknoloji silah sistemleriyle donatılmış gemiyi, harita çalışmaları yapmak üzere gönderdiği belirtildi.

Yani ABD donanması, geçen yılın 19-20 Kasım tarihlerinde Türkiye’nin Lizbon’da imzaladığı ve merkezi üssü İzmir olacak olan “Füze Kalkanı” için yer beğenmeye başladı.

Füze kalkanı projesi gündemleştiği sıralarda her ne kadar projenin Amerikan ve müttefiklerine İran’dan yönelebilecek tehdide karşı geliştirildiği dillendirilse de kanaatimizce bu tamamen gündem saptırmaktan başka bir şey değildir. Zira İran komşu Müslüman ülke Irak’ın Amerika tarafından işgal edilmesine ve milyonlarca masum insanın katledilmesine kayıtsız kaldığı gibi, işgal sonrasında Amerikan’ın atadığı sömürge valisi Bremer hükümetini ilk tanıyan ülke olmuştur. Daha sonralarda İran bu ülkedeki %60 oranında çoğunluğu oluşturan Şii nüfusunu işgalin gölgesinde kurulan hükümet pazarlıklarında sadece bir kart olarak kullanmıştır.
Ayrıca İran’ın, bölgedeki Amerikan politikalarını kendileri ile hayata geçirdiği Suudi Arabistan, Mısır ve Suriye üçlü ittifakının bir üyesi olan Suriye’yi binlerce Müslümanı katletmiş olmasına, kadınların ve çocukların ırzlarına geçmiş olmasına ve onbinlercesini işkenceden geçirmiş olmasına rağmen hala destekliyor olması onun gerçekte ne Amerika ne de yıllarca halkını demir yumrukla yöneten diktatörler için bir tehdit olmadığının açık delilidir.

Amerika 1979 İran devriminin ardından bölgeye sanal, gerçek olmayan bir İran korkusu saldı. Bu korkuyu sürekli gündemde tuttu. Özellikle petrol rezervleri ile zengin Basra Körfezi ülkelerini, İran’ın her an devrim ihraç edeceği korkusu ile kendisi ile koşulsuz işbirliğine zorladı. Bu ülkeler İran tehdidi karşısında güvenliklerini sağlaması için birer birer topraklarını ve siyasetlerini Amerikan nüfuzuna açtılar. Amerika bu ülkelere askeri üsler ve körfeze donanmalar yerleştirdi. Bu ülkelere silah sattı ve böylece orduları üzerinde nüfuz sağladı.

Amerikan’ın İran üzerinden bölgeyi kontrol ettiği gerçeğini en açık bir şekilde afişe eden şu anda başkan Obama’nın baş danışmanı olan Brizezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” adlı kitabındaki şu ifadelerdir. Brizezinski şöyle söylüyor: “İran soğuk savaş sürecinde Amerikan’ın ezeli rakibi olan Sovyetler Birliğinin petrol zengini olan Basra Körfezi ülkeleri üzerinde etkin olmasının önünde bir kale gibi durmuştur.” Ve 79’dan bu yana İran ne bir ülkeye devrim ihraç etmiş ne ağzını açtığında büyük şeytan olarak lanetlediği Amerikan ve İsrail politikalarını boşa çıkartacak dişe dokunur bir strateji geliştirmiş ne de bölgedeki Amerikan uşakları, diktatör rejimler ile dostluğundan vazgeçmiştir. Bunun en çarpıcı ve son örneğini Suriye’de yaşıyoruz. Neredeyse zulümde İsrail’e rahmet okutacak kadar azgınlaşmış, halkının üzerinden tankları geçiren baas rejimine desteğini hala sürdürmesi bu ülkenin bölge için gerçekte bir tehdit oluşturmadığını deşifre etmiştir.

Amerika şimdi aynı oyunu sahnelemekte ve emperyalist uygarlığına yönelik tehdidin kaynağı olarak gördüğü bütün bir İslam coğrafyasına askeri varlığını taşımak, istihkam oluşturmak ve bu coğrafyayı demir ağlarla çevrelemek için yine İran tehdidini öne sürmektedir. Füze kalkanı projesinin gündemleştiği sıralarda tartışmaların İran üzerinde yoğunlaşmasının başka ne anlamı olabilir.
Peki, Amerika ve Avrupa ülkelerinin İslam coğrafyasını askeri üsler, deniz altılar, nükleer donanımlı savaş gemileri vs. demir ağlarla örmesinin gerçekte amacı nedir?

İstatistiklere göre ABD 2001 yılında silah yatırımlarını yüzde 2,8 arttırarak 698 milyar dolarlık devasa bir bütçeyi silahlanmak için harcadı. Bu, dünyanın 2'inci en büyük silah yatırımcısı Çin'in 6 katı yatırımı anlamına geliyor. ABD niçin silahlanmaya bu kadar devasa yatırımlar yapıyor?

Francis Fukuyama'nın tarihin sonunun geldiği ve librealizmin kıyamete kadar egemenliğini sürdürecek tek uygarlık olduğuna ilişkin tezini ortaya atmasının üzerinden birkaç on yıl geçmeden batılı ülkeler uygarlıklarını tehdit eden bir şeyden söz etmeye başladılar. Sömürgeci batıllı devletlerin soğuk savaştan galibiyetle çıkmalarının sarhoşluğunu daha üzerlerinden atamadan, liberalizmin zaferini kutlayamadan onların sevinçlerini kursaklarında bırakan, canhıraş silahlanma ve dünyanın kalbi, hinterlandı olan ümmetin coğrafyasını zapt etme, onu demir ağlarla çevreleme yarışına sokan gerçek tehlike ne?

Bunun ipuçlarının kamuoyumuzun dikkatinden ısrarla kaçırılan Amerika ve kadim sömürgeci ülkeler olan İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği Avrupa ülkelerinin resmi ağızlarının demeçlerinde verildiğini düşünüyorum.

Örneğin 1994 yılında Nato’nun en yetkili komutanı olan John Galvin şöyle söylemektedir: “Soğuk savaşı kazandık. İşte şimdi 70 yıllık bizleri oyalayıcı (soğuk savaş) sürecinden sonra 1400 yıl boyunca devam eden mücadele eksenine yeniden dönüyoruz. Bu mücadele, İslam’la hesaplaşma mücadelesidir.”

Bir başka örnek, İngiltere Başbakanı David Cameron’un kendisine askeri danışman olarak atadığı çiçeği burnunda danışman General Sir Richard Dannatt, İngiliz yayın kuruluşu BBC Radyosu’na verdiği bir demeçte “ Afganistan’da veya Güney Asya’da, Bir İslâmi takvim var ve biz İslâmî takvime karşı muhalefet etmez ve yüzleşmezsek, şayet samimi olmak gerekirse bu etki artarak büyüyecektir. Bu ilerlemenin Güney Asya'dan başlayarak, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya ve bugün bizim üzerinde oturduğumuz Avrupa şehirlerini de içine alacak şekilde, 14. asır ile 15. asırdaki büyük İslâm Hilafetinin ulaştığı (Tuna)sınırları da aşacaktır” şeklinde ifade etmişti.

“Şayet Müslümanlar İslâmî politik idealleri kendilerine uyarlar ve Hilafet sistemini talep ederlerse, bu İngiltere açısından kabul edilemeyecek ve askerî operasyonların garantisi olacaktır” diyen Dannatt İslam coğrafyasının sömürgeci devletlerin askeri garnizonu haline getirilmesinin gerekçesini açığa vurmuş oluyor.

En son olarak Ortadoğu’da meydana gelen ve yıllanmış diktatörleri bir bir deviren ayaklanmalar hakkında Amerikan ve Avrupalı devlet başkanlarının sıklıkla “Ortadoğu ayaklanmalarının “fundemantalistlerce” bölgenin jeopolitiğini değiştirecek bir şekilde yönlendirilebileceği noktasında kaygılarını dile getirmeleri de bunun bir göstergesidir. Örneğin İsrail Devlet Başkanı Netanyahu bu noktadaki kaygılarını “Halk ayaklanmalarının ne şekilde sonuçlanacağını hiç kimsenin öngörebilmesi mümkün değildir” şeklinde dile getirmiştir.

Self Determinasyon (Hakların kendi kaderini kendisinin belirlemesi) doktrinini üretmiş bir batının Ocak ayından bu yana, aylardır meydanları dolduran Ortadoğu halklarına kendi kaderlerini belirleme hakkını ve fırsatını vermeyip diktatörleri desteklemesi yada devrimleri çalarak yeni yüzlerle bölge üzerindeki hegemonyasını sürdürme çabası içine girmesi bölge insanının/İslam ümmetinin kendi kaderine terk edilemeyecek, bölgenin jeopolitiğini kökten değiştirecek ve küresel çapta güç dengelerinin değişimini temin edecek boyutta bir bilinç düzeyine ulaştığını göstermektedir.

Ne diyelim; 1300 yıl insanlığa medeniyet meşalesini taşımış olan bir ümmet olarak kendisini ve eşsiz islam medeniyetini yok sayarcasına “Tarihin sonunun geldiğini ve kıyamete kadar insanlığın liberalizmin kontrolünde yaşamını sürdüreceğini” illeri süren küresel aktörleri şaşkına uğratırcasına yeniden tarih sahnesine müdahil olma emareleri göstermesi kendisini bu geniş ailenin mensubu olarak gören bizleri sevindirmektedir.

وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ

“Allah kendi işinde (dinini üstün kılmada) galiptir. (güç sahibidir). Lakin insanların çoğu bunu bilmezler.”(Yusuf: 12/21)



[email protected]

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara