Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Bu Ramazan başka bir Ramazan…

16 Yıl Önce Güncellendi

2011-08-26 07:31:03

Bu Ramazan başka bir Ramazan…

Ortadoğu halklarının ayaklanmaları devrim hırsızı küresel politika yapımcılarının her türlü saptırıcı müdahalelerine ve manipüle edici girişimlerine rağmen bayramı muştulayan olumlu göstergeler taşıyor. Bunları belli başlıklar altında şu şekilde özetlemek mümkündür:

Korku duvarının aşılması: İslam coğrafyasında hassaten diktatörlerin demir yumrukla yönettikleri Ortadoğu da korku duvarının halklar önünde ne kadar büyük bir engel oluşturduğunu bu ülkeler hakkında biraz malümata sahip olanlar bilmektedir. Suriye’de çok yaygın bir şekilde dillendirilen bir fıkrayı paylaşmanın durumun vehametini tasavvur etmemize katkı sunması açısından yararlı olacağını düşünüyorum.

Sabahın köründe adamın birinin kapısı şiddetle çalınır. Adam yarı uyanık yarı baygın gözlerini ovuşturarak kapıyı açar, karşısında muhaberat elemanlarını görür. Muhaberat elemanları behemehal adamın kollarına girerler ve yaka paça adamı götürürler. Adam, haliyle sorar: “Kardeşim bir dakika, ne oldu? Sorun nedir? Evimizde uslu uslu uyuyorduk, bir suç mu işledik yani?” Muhaberat elemanları cevap verir: “Hafız Esad aleyhine rüya gördün?!” İşte bu şekilde şehir efsaneleri ile rüyalarına dahi hükmettikleri sürekli olarak telkin edilen, her ailede eşlerden yada kardeşlerden birinin muhakkak muhaberata çalıştığı korkusunu vererek, aynı aile içinde dahi insanların birbirlerine güven duyamayacağı bir korku psikolojisi ile beslenmiş olan bu insanlar artık bu korku duvarlarını yıktılar..

Allah Rasulü (s.a.v.)’in, milletlerin aç kurtların kaplara üşüştüğü gibi üzerimize üşüşeceği ve bunun çok olmamıza rağmen lakin bunun,  Allah’ın düşmanlarımızın kalplerinde bizden yana olan korkuyu alıp bizim kalbimize “vehen”i yerleştirmiş olmasından kaynaklanacağını beyan eden hadisi şeriflerinde ashabı kiram Rasulüllah (s.a.v.)’e Vehen nedir? diye soruyor. Rasulüllah (s.a.v.) “Dünya sevgisi ve ölüm korkusu” şeklinde cevap veriyor.  Bu hadisi şerifte bizatihi Allah Rasulü (s.a.v.) tarafından teşhis edilmiş olan ve milletlerin cesaret bulup aç kurtların yemek kaplarına üşüştüğü gibi üzerimize üşüşmelerine neden olan ümmetin hastalığı vehen (geçici dünya sevgisi ve ölüm korkusu) dir. Diğer bir ifadeyle “vehen” kişinin şu ya da bu sebeplerden, dünyevi kaygılardan dolayı hak sözü söylemek, zulme ve haksızlığa kaşı direnmek yerine sessizliği tercih etme halidir.

Lakin bizler ayaklanmaların yaşandığı ülkelerde insanların “Ala’l-Cenne Raihin, Şüheda bi’l-Melayin/Milyonlarca şehid, Cennet yolcusuyuz”, “el-Mevt ve La’l-Mezilleh/Ölüme evet, ama aşağılık bir hayata asla” sloganları ile ölüme koştuklarını görüyoruz. Bütün bunlar İslam ümmetinin bizzat bu dinin elçisi tarafından teşhis edilmiş olan “vehen” hastalığının ilacını bulduğunun ve bu hastalığı üzerinden atmaya başladığının ve şifa belirtileri gösterdiğinin işaretleridir.

Değişimin imkansız olmadığının anlaşılması: Bu ayaklanmalar 1300 yıl bu topraklarda köklü bir medeniyet inşa etmiş olan Müslüman halkların, bu toprakların gerçek sahiplerinin başkaca bir dünya kurgulamalarının bir hayal, bir düş olmadığını, aksine tekrar tarih sahnesine bir özne olarak çıkmanın mümkün olduğunu göstermiş olması bakımından da önemlidir. 

Maskelerin düşmesi: Ortadoğu ayaklanmaları ile birlikte Batılı devletlerin bölge için planladıkları jeopolitiğin çıkmaza girmiş ve jeopolitik oyuncularının maskeleri düşerek bu ülkelerin gerçekte kimin hesabına çalıştıkları halklar tarafından kesinkes anlaşılmış oldu. Bu ülkelerde kendisine yönetici denen zevatın ümmetin servetlerini nasılda hoyratça yağmaladıkları, aile ve aşiretlerinin servetine dönüştürdükleri, küresel kapitalist şirketlerle birlikte bu servetleri nasıl da hiç ettikleri artık müsellem bir hakikat olarak bütün halk kesimleri tarafından bilinir oldu.

Küresel güçlerin çaresizliği: Aynı zamanda bu ayaklanmalar dünyanın büyük devletlerinin, küresel politika yapımcılarının ve thing tanglerinde çalışan binlerce stratejistin artık İslam coğrafyasının ürettiği dinamizmin yol açtığı krizleri çözme noktasında yetersizliklerini ortaya çıkarmış oldu.

Batının artık İslam dünyasına hiçbir şey veremeyeceğinin anlaşılması: “Aydınlanmanın” gerçekte kara bir bulut gibi son yüz yılda bu coğrafya üzerine çöktüğünün; modern “uygarlığın” ve ürettiği ideolojilerin onu geri kalmışlığa ve aşağılık bir yaşama mahkum ettiği, servetlerini sömüren alengirli politikalar üreten mekanizma olarak çalıştığının anlaşılması. Bu yüzyılın başında allayıp pullayıp bu halklara sundukları “halkların kendi kaderini kendisinin belirleyeceği” martavalının koskoca bir yalan olduğu, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi batı aydınlanmacılığının emperyal siyasetini kamüfle etmek için icat ettiği cafcaflı, parıltılı argümanlarının hepsinin kuyruklu bir yalan olduğu bu devrimlerle birlikte anlaşılmış oldu. Zira kendi kaderini belirlemek için ayaklanan halklar dünyanın gözleri önünde bin bir çeşit vahşi yöntemlerle katledilmekteydi.

Haksızlık karşısında sessizliğin bozulması: Arap baharı diye adlandırılan bu devrimler (ki bana göre bu koyu bir medya propagandasıdır) her ne kadar tartışılacak birçok yönleri olsa da başlı başına haksızlığa, diktatöryaya karşı sessizliği bozmak, haksızlık karşısında susmamak anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu açıdan da bakıldığında bitti dendiği noktada, bütün ümitlerin tükendiği, kanlarının oluk oluk aktığı anlarda dahi bu ümmetin kendi içinden yiğitler çıkartma potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. 

Allah Rasulü (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “Eğer ümmetimi, zalime “sen zalimsin” demekten korktuğunu görürsen, bil ki onun varlığı ile yokluğu birdir.”(Kütübü Sitte, İ. Canan, 2/384-385) İşte zeytin dalına karşı sıcak mermileri göğüsleyen dağ gibi yiğitlere bakanlar bu ümmetin henüz ölmediğini, tarih sahnesine çıkma emareleri gösterdiğini görecektir. Kesinlikle bu ramazan başka bir ramazan.. Bu ramazanda ümmetin genç fidanları zalime, “Ey zalim!! Sen bize zulmediyorsun!" demeyi becerdi.

Bir belde/toprakta analar arzın gerçek sahibi (ALLAH) için en değerli varlıklarını (YAVRULARINI) haydi oğlum uğurlar ola diyerek tankların önüne atabiliyor, şehit olmadan bu kapıya dönme diyebiliyorsa bu arzın sahibi o toprakları bereketlendirecek, anaların dualarını kabul edecektir. Zira anneler ciğer parelerini "marufu" emretsin, cihadın en faziletli olanını (hak sözü) zalimin yüzüne haykırsın diye gözden çıkartabiliyorlar artık. Anneler ellerindeki tek silahları olan evlatlarını -hak sözü söylesinler diye- silahsız olarak zalimin üzerine sürüyorlar, sırtlarından sıvazlayıp, alınlarından öpüp "oğul uğurlar ola, sakın şehit olmadan dönme emi" diye sabahtan evlerinden uğurluyorlar. İnanın, aynen bu manzaralar yaşanıyor bugün SURİYEDE. Bu Ramazan’da Arafat’ta, Kabe’de değil Biladü’ş-Şam’da bu yiğitlerin duası kabul olacak ve onları yalnız ve yardımsız bırakanların semaya açılan elleri boş dönecektir.

Zira Allah Rasulü (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde “Ya iyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz ya da Allah üzerinize katından bir azap indirir, sonra dua edersiniz de dualarınız kabul olmaz” buyuruyor.

NOT: Her ne kadar Ortadoğu ayaklanmalarının çok karmaşık ve psişik saikleri ve tetikleyenleri olsa da en azından olayların küresel aktörlerin öngörmediği ve dolayısıyla belirleyici olmadıkları bir takvimde gerçekleştiğini düşünüyoruz. Ancak bu düşünce dünyadaki güç dengelerinin her birinin kendi çıkarları doğrultusunda bu ayaklanmaları manipüle etmek için müdahil olmayacakları anlamına gelmez. Tıpkı Müslümanların jeopolitik açıdan yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı böylesi bir dönemeçte kendi coğrafyalarına kayıtsız olmaları anlamına gelmeyeceği gibi.

Bir uyarıcı ayeti kerime..

“Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez.” (Tevbe:9/ 120)


www.twitter.com/abdurrahimsen    

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara