Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Biladü’ş-Şam.. Önünde derya gibi düşman, ardında düşman gibi derya!

14 Yıl Önce Güncellendi

2013-02-01 12:36:55

Biladü’ş-Şam.. Önünde derya gibi düşman, ardında düşman gibi derya!
BM’nin çağrısı ile Kuveyt’te düzenlenen bağış konferansında 1,5 milyar dolar toplandı. İçlerinde ABD, Çin, Almanya ve körfez ülkelerinin bulunduğu bağışçıların topladıkları paraların kime gideceği meçhul. Toplanan paralar Suriye rejiminin içine düştüğü finansal krizi aşmada mı yoksa Şam kasabına bağlılıklarını sürdürmeleri için rejim yanlılarını sübvanse etmede mi kullanılacağı kuşkusu şimdiden ortama hakim.

BM ile birlikte hareket eden uluslararası yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü (MSF) Başkanı Dr Marie-Pierre Allie, Uluslararası yardımların neredeyse tamamının Suriye hükümetine gittiğini ifade ediyor.

Böyle bir kuşku yersiz de değil. Zira BM bir süre önce de Suriye rejimine sunduğu 520 milyon dolarlık yardım programını Suriye halkına sunmuş gibi göstermişti. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA)’da Operasyon Müdürü olan John King başkanlığında üst düzey bir heyet savaştan zarar gören vatandaşlara insani yardım ulaştırma gayreti içinde olan Suriye Hükümetini (?) desteklemek ve mali yükünü hafifletmek maksadı ile Suriye Hükümetine 520 milyon dolarlık kaynak tahsis ettiğini... Ayrıca yardımların organizesi için oluşturulacak komisyona da (sıkı durun) Suriye Dışişleri Bakanının başkanlık edeceğini duyurmuştu.

BM'nin Suriye rejimine yarım milyar dolarlık mali desteği Suriyeli kardeşlerimizin katledilmesinin arkasındaki Uluslararası ittifakı deşifre etmektedir. Böylece ABD, milis güçleri lojistik ve finansal açıdan Suriye rejimini desteklemede Rusya ve İran'dan geri kalmadığını açıkça ortaya koymuş oldu.

Şimdiye kadar diplomatik oyalama taktikleri ile Şam kasabına verdikleri desteğe artık alanen mali desteği de ekleyen Uluslar arası toplum’un Suriye halkının meşru temsilcisi olarak tanıdığı koalisyon bu kirli ilişkilerden ar duyup Suriye halkının gerçek dost ve düşmanlarını ilan etmesi beklenirken başkan Muaz Hatip Şam kasabı ile görüşebilme noktasına geldi.

Suriye Koalisyonunun Başkanlığına seçilmesinin hemen ardından Suriye Müslümanlarına ilk hitabında, gelecek cuma günü "Fransa'ya teşekkür" yazılı pankartlar kaldırmalarını isteyen Muaz Hatip akıl tutulmasında zirveyi zorlayarak Şam kasabının kanlı ellerini tutacağını açıklaması 100 yıldır sömürge kültürü ile formatlanmış pragmatist aklın en acı tutukluluk hallerinden biri oldu. Suriye devriminin sözde temsilcileri bu halkın topraklarında tanıdıkları ilk emperyal gücün Fransa olduğunu unutarak çözümü Paris'te, Londra'da ve Washington'da aramaya devam ettikleri sürece bu maskeyi düşürmek Suriye kıyamının yanında olduğunu söyleyen her müminin birinci vazifesidir. Tıpkı direniş hattı safsatasıyla tarihin tanık olmadığı mezalimi işleyen bu barbar rejime arka çıkan İran’ın ve sair kan üzerinden siyaset yapan devletlerin maskelerini düşürmemiz gerektiği gibi.
Suriye devrimini gerçek sahiplerinden çalma noktasındaki diplomatik manevralara başından beri öncülük eden Fransa’nın koalisyonla ilgili Türk medyasında pek yer almayan demeçlerine bakmak Suriye devrimi üzerinde oynanan oyunların derinliğini anlamamıza katkı verebilir:

“Koalisyonun misyonu, mücahitlere karşı savaşmak ve “laikliğin kalesi” olan Beşşar rejiminin çekilmek zorunda kaldığı kurtarılmış bölgelerde meydana gelen boşluğu doldurmak.”

“Aşırıcılar karşısında en iyi set Suriye Ulusal Koalisyonudur”

Suriye Koalisyonu'na gerçekten çok seçkin insanlar liderlik yapıyor; Suriye'de sadece "demokratik" bir devlet ikame etmek istiyorlar!!

“Bizler bir devletin ve bir toplumun devrilmesi ile karşı karşıyayız. Bu devrim gerçekleştiğinde arazide aşırıcılar kontrolü ele geçirecek!” demişti.

Bu ifadeler Suriye topraklarının tarihinde tanıdığı ilk işgalci ülke Fransa'nın Dış İşleri Bakanına ait.

Aralarında Fransız eski Dış İşleri Bakanı Bernard Kouchner ve ünlü siyaset adamı Bernard Henry Levy’nin de bulunduğu dört Fransız düşünürü Le Monde gazetesinde (22.10.2012) “Korkaklık ve kaçamağa son, Suriye’ye askeri müdahale gereklidir” başlıklı ortak bir makale yayınladı. Özetle Ortadoğu’da demokrasinin geleceğinin tehlikede olduğu vurgusunu yapan aydınlar tehlikenin bertaraf edilmesi için demokratları İslâmi devlet talep eden guruplara karşı silahlandırmak gerektiğini ifade ettiler. Silahlı gurupları tehdit olarak algılayan batı “demokratları” silahlandırmaktan bahsediyor!

Eş-Şarku’l-Evsat gazetesinin Fransız kaynaklara dayandırdığı haberinde Suriye’de gittikçe etkinliklerini artıran İslami devlet talep eden birliklerin güçlerinin kırılmasının koalisyonu desteklemekten ve Uluslar arası toplumun tanıyacağı “Geçici Hükümetin” bir an önce oluşturulmasından geçtiği ifade ediliyordu.

Bunun üzerine geçtiğimiz ay Suriye Ulusal Koalisyonu ustalık dönemini Şam kasabının yanında geçirdikten sonra daha dün ayrılan Riyad Hicabı geçici hükümetin başkanlığına seçti. Şu akıl tutulmasına bakın! “İyi bari olmuşken tam olsun; bu hükümete bir de Cumhurbaşkanı lazım.. Beşşar elini çabuk tutsun istifa edip koalisyona katılsın. Böylece geçici hükümetin Cumhurbaşkanı olsun” deyiverirlerse buna da eyvallah mı diyeceksiniz? Bu da olur mu, demeyin. 2 yıldır halkının kanı elinde pıhtılaşmamış Şam kasabının kanlı ellerini sıkabileceğini kim öngörebilirdi ki?

“Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.” (Tövbe,8)

Daha önce bu köşeden defaatle dile getirdiğim; ABD, AB, Rusya, Çin ve İran’ın Suriye konusunda aynı safta durdukları, görünen karşıtlıkların, Şam kasabının ifadesiyle “Atlas okyanusundan Hint okyanusuna yeni bir jeopolitik denklemi ortaya çıkartacak gerçek domino etkisi” yaratmaya müsait Suriye krizini aşma noktasında icad edilmiş yapay replikler olduğu tezimizi tekrar hatırlatmak istiyorum.

Evet, Suriye krizi tam da Şam kasabının daha önce bir demecinde “Suriye bir fay hattı üzerinde bulunuyor, şayet burada bir kırılma yaşanırsa bütün bölgede deprem olur” dediği gibi yeryüzü ölçeğinde büyük altüst oluş meydana getirecek çapta bir meseledir. Bundan dolayı bütün dünya (vemâfihâ) gizli açık Suriye ayaklanması üzerine üşüşmektedir.

Zebunküş Avrupa Cebeli Tarik boğazını geçerek taa Paris yakınlarına kadar gelip de o öpülesi ayakları ile kapılarını tekmeleyen Müslüman fâtihleri çok iyi bilir.

Ancak Biladü’ş-Şam’ın yiğitleri tıpkı selefleri Tarik bin Ziyad ve ordusu gibi ne ile karşı karşıya olduklarının bilincindedir. Hani Endülüs fatihi 5 bin kişilik ordusuyla boğazı geçtiğinde 100 binin üzerinde bir ordu ile karşılaşmış, ordunun salâbetini artırmak için gemileri yakmış ve şu meşhur hitabını irad etmişti: “İşte önünüzde derya gibi düşman, ardınızda düşman gibi derya…”
Şimdi Suriye Müslümanları önlerinde İsrail hâmisi, ABD’nin ezeli partneri, İran ve Rusya’nın askerî ve mâlî açıdan desteklediği derya gibi düşman bir rejim, arkalarında ise Atlas okyanusundan Hint okyanusuna yeni İslami jeopolitik bir dünyayı ortaya çıkartacak devrimlerini çalmaya çalışan düşman (ABD, AB ve bölgesel aktörler) gibi derya’ya karşı savaş veriyorlar. Sevr’de Allah Rasulü (s.a.v.)’in Hz. Ebu Bekir (r.a.)’a dediği gibi “Üçüncüsü Allah olan iki dosta kim ne yapabilir ki?!!”

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara