Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

“Azgelişmişlik İslam Coğrafyasının Kaderi mi?”

16 Yıl Önce Güncellendi

2011-05-24 12:10:53

“Azgelişmişlik İslam Coğrafyasının Kaderi mi?”

Dönemsel olarak çehresini ve argümanlarını sık sık değiştirme gereği duyan vahşi kapitalizm soğuk savaşın bitiminden sonra sahneye sürdüğü küreselleşme vb. yeni oyunu ile birlikte dünyaya dayattığı politikalar sayesinde sürekli olarak gelişmiş ülkelerin lehine ve dünyanın geri kalanının; çoğunlukla Müslümanların yaşadığı coğrafyaların aleyhine dengesiz bir hiyerarşik yapı oluşturmuştur.

Örneğin gelişmiş 31 ülke dünya nüfusunun sadece % 15 ini oluştururken dünya GSMH’ sının % 52 sine, kalan ülkeler de diğer % 48’ine sahip bulunmaktadır.

7 Kız kardeş' olarak adlandırılan BP, Shell, Mobil, Chevron, Exxon, Gulf ve Texaco Amerikan ve İngiliz şirketleri, dünya petrolünün yüzde 70'ini kontrol etmektedir. Gerçekte petrolü üreten ülkeler çoğunlukla Müslümanların yaşadığı ülkeler olmasına rağmen bir İngiliz şirketi olan Shell tek başına OPEC ülkelerinin petrolden elde ettikleri gelirden daha fazlasını elde etmektedir.

Vahşi kapitalizm bugün onlarca ülkenin toplam bütçesinden daha fazla sermayeye sahip şirketler üretmiştir. Daha geçenlerde Forbes dergisinin yayınladığı dünyanın en büyük iki bin şirketi listesinde sadece ilk ona giren şirketlerin toplam sermayesi 2 trilyon doları geçmektedir. Bu listenin 4. Sırasında yer alan ABD tandanslı ExxonMobil şirketinin piyasa değeri 407,2 milyar dolardır. Bu rakam 175 milyona yaklaşan nüfusu ile Pakistan’ın milli gelirine nerede ise denk bir rakamdır. Yine bu listenin 6. sırasında yer alan Çin tandanslı PetroChina şirketi 320,8 milyar dolarlık piyasa değeri ile tek başına, nüfusu 120 milyonun üzerinde olan Bangladeş’in milli gelirine neredeyse denktir. Bu örnekleri çoğaltmamız mümkündür.

Geçenlerde İstanbul’da düzenlenen BM En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansına katılan Nepal Başbakanının da söylediği üzere otuz yıl önce dünya genelinde 25 ülke “en az gelişmiş ülke” kategorisinde değerlendiriliyordu. Bu oran son 30 yıl içinde iki misli artarak 48’e ulaştı. Uzmanlara göre bu rakamlar da tam olarak gerçeği yansıtmıyor, çünkü hesaplamalara kural gereği nüfusu 75 milyonun üzerindeki ülkeler dahil edilmiyor. Yani yukarıda karşılaştırma yaparken zikrettiğimiz ve nüfusu en kalabalık Müslüman ülkelerden olan Pakistan ve Bangladeş bu değerlendirme içine alınmamaktadır.

Burada garip olan, sanki doğallığında kendiliğinden ortaya çıkmış bir sorun olduğu vehmedilen geri kalmışlığın gerçekte vahşi kapitalizmin iktisada, iktisadi probleme, mülkiyete vb.  ekonominin temel meselelerine bakışındaki yanlışlıktan ve buna paralel olarak ürettiği politikalardan kaynaklandığı gerçeğinin gizleniyor olmasıdır. Bundan dolayı İstanbul’da  düzenlenen BM En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansında 1 milyar insanın açlık sınırının altında yaşadığı dile getirildi fakat buna neden olan kapitalist sistem sorgulanmadı. Bu toplantılar servetleri sömürülen ve geri kal-dırıl-mış ülkelerin halklarının açlık ve yoksulluk sorunları ile ilgilineyormuş görüntüsü vermekten öte bir anlam ifade etmemektedir.

Zaten soyu tükenmekte üzere olan yabani hayvanları korumak adına dünyayı ayağa kaldıranların Müslümanlara yönelik topluca katliamlara giriştikleri bir dünyada bunu yapanların bizim coğrafyamızdaki azgelişmişlik, açlık, yoksulluk vs. sorunları dillerine dolamalarını samimi bulmamız beklenemez.

Uygulandığı her ülkede gelir dağılımda müthiş dengesizlikler meydana getiren kapitalist sistemi üstad Necip Fazıl’ın şu benzetmesinden daha güzel ne açıklayabilir?  “Bir kişiye dokuz pul, dokuz kişiye bir pul/Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa” Yani ortada bir ekmek var, kapitalist sistem bunu on dilime bölüyor ve dokuz dilimini bir kişiye, geri kalan bir dilimini dokuz kişiye veriyor. Bu taksimi kurt bile yapmaz!

Evet, son iki yüzyılda insanlığın başına gelebilecek en büyük bela kapitalizm olmuştur. Nitekim Dünya Bankası verilerine göre, dünyada hali hazırdaki ekilebilir araziler ekildiğinde ve dengeli dağıtımı yapıldığında 30 milyar insana yetecek kadar gıda üretilebilecekken bugün 1 milyara yakın insan açlık sınırının altında yaşama mahkum edilmektedir. Bugün dünyada her 5 dakikada bir açlıktan bir insan ölmektedir. Tıbbın harikalar yarattığı bir çağda sadece basit hastalıklardan dolayı 10 binlerce insan yaşamını yitirmektedir.

Kapitalist sistem uygulanıncaya kadar insanlık özellikle Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda insanlar açlıktan ölmüyorlardı. İnsanın açlıktan ölmesi ancak kapitalist dönemlere özgü bir şeydir.

Bir zamanlar zekat verilecek fakirin bulunamadığı coğrafyaların insanları nasıl oldu da yaşamlarını sürdürebilmek için asgari düzeyde ihtiyaç duydukları besin maddelerinden dahi yoksun kaldılar? Nasıl oldu da Sudan gibi tek başına bütün İslam dünyasının gıda ihtiyacını karşılayacak verimli topraklara sahip olan bu ülkelerde 1 milyar insan açlıktan ölümle pençeleşir hale geldi?

Rabbimiz bu ve benzer soruların cevabı olabilecek bir ayeti kerimede mealen şöyle buyurmaktadır:

“Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak, onlara açlık ve korku elbisesini tattırdı.” (Nahl, 16/112)

Evet, bizler Allah’ın nimetine nankörlük ettik. Rızkımız her yerden bol bol gelirken, servetin doğru paylaşımını temin eden Allah’ın dini aramızda uygulanırken, zekat verilecek fakir bulunamazken şimdi coğrafyamız “En Az gelişmiş Ülkeler” kategorisine dahil oldu. İşte ayette geçen açlık elbisesi bu olsa gerek.

“Oysa bu şehrin (toplumların) insanları iman edip de sorumluluklarını yerine getirmiş/inandıkları gibi yaşamış olsalardı onlar için yerin ve göğün bolluklarını (bereket kapılarını) açardık: ama gerçeği yalanlamaya kalktılar ve Biz de (kendi) yapıp ettiklerinden ötürü onları kıskıvrak yakaladık.” (A’raf, 7/96)

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara