Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

3. yıl ve yeni bir 3. Dünya savaşı

14 Yıl Önce Güncellendi

2013-03-19 08:33:42

3. yıl ve yeni bir 3. Dünya savaşı
Geçen yüzyıl içinde gezegenimiz iki büyük dünya savaşına sahne oldu. Bu savaşların siyasi tarihimize “Büyük Dünya Savaşı” nitelemesiyle geçmesinin sebebi nedir? Savaşlarda ölen insan sayısı mı? Yoksa savaşların amaç ve doğurduğu sonuçlar mı? Akif’in dediği gibi “eski ve yenidünyayı, bütün akvâmı beşer”i içine alan adeta insanlığa mahşeri yaşatmış olan bu savaşlar dünyanın jeopolitik dengelerinde büyük değişikler, güç kaymaları meydana getirmesinden dolayı dünya savaşı olarak nitelendirilmiş olmalılar. Büyük çapta ölümler sadece bu savaşların sonuçlarıdır. Bu açıdan bakıldığında “Dünya Savaşı” nitelemesindeki “büyüklük” savaş sırasında yaşanan ölümlerin hacmine değil, iki dünya savaşının da doğurduğu yeni siyasi duruma işaret eden bir izafet olduğu olsa gerek.

Birinci dünya savaşı genel anlamda imparatorluklara karşı özelde ise o günün koşullarında dünyanın güç merkezini oluşturan Osmanlı Devletine karşı verilmiş bir savaştı. Bu savaşın ardından Osmanlının bakiyesi topraklarda atmışa yakın ulus devletler icad edildi. Bu devletler kendilerini var eden yeni uluslar arası aktörlerin yüklediği politik rolleri kusursuz yerine getiren yapılarak olarak coğrafyalarının ekonomik ve siyasi imkanlarını yeni güç merkezi olan batılı devletler lehine seferber ettiler.

İkinci dünya savaşı ise bütün bir Avrupa’yı hegemonyası altına almak isteyen Nazi Almanya’sına ve Çin topraklarını kısmen işgal ederek Asya’yı kontrolü altına almaya niyetlenen Japon imparatorluğuna karşı verilmişti. Bu savaş sonrasında dünya yeni bir politik denklem içine girdi. Avrupa’nın merkezinde bulunan güç dengesi kadim sömürgeci ülkelerden Amerika’ya geçti.
Bu savaşın en önemli sonuçlarından birisi de iki kutuplu dünyanın oluşmasıydı. SSCB’nin başını çektiği doğu bloğu ile ABD’nin başını çektiği batı bloğu ülkeler arasındaki soğuk savaş 19. Yüzyıla kadar dünyanın güç merkezini oluşturan İslam coğrafyasında yeni bir jeopolitik denklemi icad etti. Bu denklem içinde dikta ya da sözde demokratik kimlikleri ile yer alan ülkeler kaynaklarını batıya transfer eden liberal politikaları uygulayarak halklarını sefalete ve geri kalmış bir yaşama mahkum ederken öte yandan halklarını batılı kültürle besleyerek bu denklemin koruyucu kodlarını da zihinlerde oluşturuyorlardı. Soğuk savaşın ardından iki kutuplu dünyanın şekillendirdiği politik sahne değişti ve yerini tek kutuplu dünyaya terke etti.

İşler gayet yolunda giderken yüzyılın bütün hesaplarını, politik dengelerini altüst edecek olan Ortadoğu ayaklanmaları başladı. Bu ayaklanmalar Osmanlı İslam Devletinin tarih sahnesinden çekilmesi ve güç merkezinin batının lehine kaymasının ardından ümmetimizin yüzyıldır yaşadığı elem ve ızdıraplara karşı gösterdiği bir sıçramaydı. Tunus’ta çakılan bu kıvılcım büyük ve kor bir alev topuna dönüşerek coğrafyanın tam merkezine; Bilâdü’ş-Şam’a ulaştı. İslam coğrafyasının merkezine ulaştığında bu ayaklanma, sömürge kültürünün 19 ve 20. Yüzyılda inşa ettiği tüm ideolojik kodlardan; ıslahatçı, muhafazakar, liberal ve bil cümle parazit fikirlerden, şirazesizlikten sıyrılarak İslami bir yörüngeye oturdu. Bu ayaklanmalar kendisine mahzâ İslami düşünce ve taleplerin liderlik yaptığı bir coğrafya buldu.

Bundan dolayı Suriye devrimi salt sömürüye ve ithal ikamesi dikta yönetimlere karşı aşvâî bir ayaklanma olmayıp 1789 Sanayi Devrimi ve 1917 Bolşevik ihtilaline denk; kendisine ideolojik bir düşüncenin liderlik yaptığı, entelektüel güçlü besleyici unsurlara sahip ve bu yönüyle İslam uygarlığını tekrar tarih sahnesine çıkartacak ve onun coğrafyasını yeniden dünyanın güç merkezine dönüştürecek çapta büyük bir ayaklanmadır.

Suriye gibi küçük bir coğrafyada İslami bir varlığın ortaya çıkmasının dünya devletlerini bu kadar kaygılandıracak ne gibi sonuçları olabilir diye düşünenler olabilir. Ancak daha henüz Medine’de küçük bir site devleti iken bile bu devletin başkanı Rasulüllah (s.a.v.)’in, o günün koşullarında yeryüzün topraklarının neredeyse yarısına hükmeden Bizans İmparatoru Hiraklius’a gönderdiği mektubu ve Hiralius’un mektuba verdiği cevabı hatırlayalım. Hiraklius “Bir gün gelecek ve bu insan, şu iki ayağımın altında olan mülküme (hükmettiğim topraklara) sahip olacak”.

Ancak heyhât ki zihinleri 19 ve 20. Yüzyılın batılı paradigması ile şekillenmiş olanlar bu ayaklanmanın geldiği noktayı çözümlemekten acizdirler.

İşte bu durum eski-yeni ve iki kutuplu dünyanın bütün akvâmını Suriye devrimi karşısında üstü örtülü bir yeni blok altında toplamıştır. Kimisinin doğrudan asker, silah ve para desteğiyle kiminin dolaylı diplomatik ve siyasi desteği ile bütün dünya Suriye devrimini akamete uğratmak için savaş vermektedirler. Bundan dolayı bugün bizim tanık olduğumuz sahne bir dünya savaşı sahnesidir. Bu, ilan edilmemiş 3. Dünya Savaşıdır. Belki bu savaşta ölenlerin sayısı geçen iki büyük dünya savaşında ölenlerin sayısına ulaşmamıştır. Ancak kesinlikle bu savaş 21. Yüzyıl dünyasında tekrar güç merkezini İslam’ın coğrafyasına kaydıracak ölçekte bir olaydır. ABD’nin kuklası Şam kasabının katıldığı Rus Today Tv’ye verdiği şu demeç meselenin idrakinde olduklarını göstermektedir. “Batının bu krizi yönetememesinin dünyanın hayal edemeyeceği kadar sarsıcı etkileri olacak. Bu kriz Atlas okyanusundan Hint okyanusuna bütün dünyayı etkisi altına alan gerçekten domino etkisi meydana getirecek hakiki bir krizdir. Artık dünyanın geri kalanı üzerindeki etkisini siz düşünün!”

Bundan dolayı tek kutuplu dünyanın efendisi ABD tüm müttefiklerini bu işi bitirmek için seferber etmiştir. Rusya’nın ve İran’ın silah ve asker desteğini bu devrimi bastırmak, Suriye konsey ve koalisyonunu da -körfez ülkeleri ve Türkiye’nin desteği ile- bu devrimi çalarak kendi istediği şekilde sonuçlandırmak için seferber etmiştir. Koalisyon Başkanı Muaz Hatip’in Amerikan CNN’ine verdiği demeçte İslami talepleri olan direnişçi grupları terörist olarak tanımlaması ve Suriye’nin geleceğinde onların yerinin olmadığını ifade etmesi bundan başka ne anlama gelebilir?*

Bugün eski ve yenidünyanın, soğuk savaşın tüm irili ufaklı devletlerinin bir araya gelerek boğmak için verdikleri bu savaş 3. Dünya Savaşıdır. Biz bu sahneyi “Ahzap Savaşı” olarak bilinen Hendek savaşından biliyoruz. Ancak İslam’a son ve güçlü bir darbe indirmek ve onun devletini tarih sahnesinden silmek için tüm akvâmı toplayarak hendeğin önüne geldiklerinde münafıkların içerde İslam ordusunun salâbetini ve heybetini kırmak için “müşrikler sizin için (asker) topladılar, onlardan korksanıza” demişlerdi de bu onların imanını artırmış ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir’ demişlerdi”.(Ali-İmran, 173)

Suriye halkı devrimlerinin üçüncü yılında tıpkı Hendekte o gün İslam’ın siperlerinde duran müminlerin gösterdiğine benzer bir kararlılığı ve Allah’a tevekkülü göstermektedirler. Bakalım bu dünya savaşı ardından nasıl bir jeopolitik şekillenme getirecek, hep birlikte göreceğiz…

*Muaz Hatip’in benzer bir açıklamayı Milliyete verdiği röportajda yapmasının ardından Sancaktar dergisinin başlattığı el-Kaide tartışması zamanlama açısından çok manidar gözükmektedir.

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara