$

Dolar

47,5887

Euro

55,1331

£

Sterlin

64,2666

Frank

58,9710

Gram Altın

6.497,4600

Bitcoin

3.074.854

$

Dolar

47,5887

Euro

55,1331

£

Sterlin

64,2666

Frank

58,9710

Gram Altın

6.497,4600

Bitcoin

3.074.854

Makale 06.08.2026 10 dk okuma

Siyasetin ve partilerin birleşmesi - 2

Paylaş:

2 – Sol parti ve radikal gruplar tek parti altında toplanmalıdır.

Osmanlı’nın son zamanlarında ortaya çıkan “İttihat ve Terakki” kadroları bir taraftan ülkeyi kurtarırken (!) diğer bir taraftan da yeni idarenin alt yapısını hazırlamaya çalışmışlar ve ortaya nur topu gibi “devlet kuran” (!) bir partinin temellerini atmışlardı.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşları tarafından 09 Eylül 1923 tarihinde Halk Fırkası adıyla kurulan, 1924 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası ve 1935 yılında da Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) adını alan ve günümüz itibariyle “asırlık parti” olan ilk sol parti kurulduğu günden bugüne inişli çıkışlı bir grafik elde etmiş, 1946’daki çok partili hayata geçişe kadar başka parti olmadığı için “tek başına” iktidar olmuş ve sonraki yıllarda kâh Meclis’e muhalefet olarak girmiş, kâh koalisyon hükümetlerinin bir ortağı olarak faaliyet göstermiş, kâh Meclis dışında kalarak eleştiri oklarını üzerlerine çekmişlerdi.

Kurulduğu günden bugüne kadar CHP, sürekli olarak asker ve yargı vesayet odaklarının ortağı oldu. Diğer bir ifadeyle bu çevreler CHP’nin en büyük destekçileri ve hatta kurtarıcılarıydı. CHP; 1946 yılından sonra yapılan her seçimi kaybeden ama iktidara gelen sağ partiler veya koalisyon ortağı diğer partilere baskı aparatı olmaktan başka bir işe yaramamış ve bir dönem siyasi yasaklardan dolayı kapatılmış, alternatif parti olarak DSP - SHP gibi başka partilerle temsil edilmiş olsa da bu parti de sağ partiler gibi aynı kaderi paylaşmış ve yer yer parçalanmaktan da nasibini almıştı. Yani cumhuriyet kuran, asırlık parti ve Atatürk’ün partisi olmakla övünenleri de kimse kurtaramamış, aynı kaderi yaşamışlardır.  Siyasetteki mantık hep aynı olmuş; “böl – parçala – yut”!...  

Bu günlerde en büyük bölünme ve parçalanmayı yaşayan, Yeni Parti adı altında kurulan partiye büyük bir kitlesini kaptıran CHP, eski zihniyet ve vesayet anlayışını bırakmadığı sürece gelecek seçimlerde de kan kaybetmeye devam edecek ve belki de tarih sahnesine gömülecektir. Bunu yaşamamak adına daha önceden kendinden kopup parti kuran ama başarılı olamayan Mustafa SARIGÜL ile Muharrem İNCE’yi nasıl yanlarına aldılarsa pardon baba ocaklarına döndürdülerse aynı şekilde Özgür ÖZEL’i de bir şekilde yanlarına çekmeyi başarmalı, kurucuları eski bir CHP’li olan DSP (Demokratik Sol Parti)’yi de, etkisi olsa da olmasa da Öztürk YILMAZ’ın kurduğu Yenilik Partisi’ni de, Doğu PERİNÇEK’in başında bulunduğu Vatan Partisi – Türkiye İşçi Partisi (TİP) – Emek Partisi (EMEP) - Sol Parti – Türkiye Komünist Partisi (TKP) – Birleşik Komünist Partisi – Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) – Cumhuriyetçi Sol Parti gibi marjinal veya radikal tüm partiler CHP çatısı altında toplanmalı ve bu şekilde siyasi hayatlarına devam etmelidirler. Parçalanma veya bölük pörçük olmanın kimseye faydası yoktur.

3 – Milliyetçi çizgide olanlar tek parti altında toplanmalıdır.

1946 yılında çok partili siyasi hayatın adımlarının atılmasından sonra birbirine kızan, beklentilerine karşılık ve sorularına cevap bulamayanlar soluğu “yeni parti kurma” da almış olsalar da aslında koro halinde söylenilen tek türkü; “Yok birbirimizden farkımız” dı, tabii ki anlayabilene!...

Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)’yle başlayan siyasetteki milliyetçi çizgi Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’yle devam edip sonrasındaki siyasi yasaklı dönemle birlikte Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) altında devam etse de yasakların kaldırılmasıyla birlikte daha sonra yine MHP çatısı altında toplanılmış ve milliyetçiliğin tek adresi olarak MHP ve tek lider olarak da Alparslan TÜRKEŞ görülmüştü. TÜRKEŞ’in 04 Nisan 1997’de vefatından sonra MHP’nin başına gelen Devlet BAHÇELİ’yle birlikte parti içi muhalefet yer yer kendini göstermiş ve bununla birlikte kopuşlar da meydana gelmişti. 

Milliyetçiliğin hem ilke hem dava hem parti ve hem de siyasetteki temsilciliğini üstlenen Alparslan TÜRKEŞ’in başında olduğu MÇP’den ayrılıp 29 Ocak 1993 tarihinde BBP (Büyük Birlik Partisi)’ni kuran Muhsin YAZICIOĞLU ve dava arkadaşları milliyetçilik cephesinden kopmanın fitilini ateşlemiş ve daha sonra bu ayrılışları diğerleri takip etmişti. 27 Kasım 1998 tarihinde Aydınlık Türkiye Partisi (ATP – Tuğrul TÜRKEŞ), 24 Ocak 2013 tarihinde Yeni Türkiye Partisi (YTP) (eski adıyla Muhafazakâr Yükseliş Partisi (MYP) – Ahmet Reyiz YILMAZ), 31 Ağustos 2016 tarihinde Osmanlı Partisi (İbrahim ÜNYE), 25 Ekim 2017 tarihinde İYİ Parti (Meral AKŞENER, şimdi de Müsavat DERVİŞOĞLU) ve benzerleri milliyetçi siyasetin parçalanmışlığının en somut örnekleri olmuştur.   

Milliyetçi kanattaki kopuşlar sadece MHP’den olmamış, MHP’den ayrılıp kurulan İYİ Parti ve BBP’den de ayrılma ve kopuşlar meydana gelmiştir. 26 Ağustos 2021 tarihinde Zafer Partisi (Ümit ÖZDAĞ), 14 Aralık 2021 tarihinde Milli Yol Partisi (Remzi ÇAYIR), 28 Haziran 2024 tarihinde Kutlu Parti (Yusuf HALAÇOĞLU), 30 Ekim 2024 tarihinde Anahtar Parti (A Parti - Yavuz AĞIRALİOĞLU)’nin kurulması da bu parçalanmışlığa daha doğrusu oy bölünmüşlüğüne sebebiyet vermiştir.

Davanın çıkış kaynağı belli ve hedefler de tek olduktan sonra artık tüm milliyetçi kökenli partiler geldikleri yere geri dönmeli ve MHP çatısı altında birleşmelidirler. Aksi takdirde “böl – parçala – yut” politikası milliyetçileri de paramparça edecek ve bu davanın esamesi de okunmayacaktır.

4 – Millî Görüş çizgisinde olan partiler tek parti altında toplanmalıdır.

Bir insanın “değer” i öldükten sonra anlaşılıyor ve hayatta iken güttüğü davası karşılığında eziyet - zulüm – işkence görüp hakaretlere uğruyorsa anlayın ki onun adı Necmettin ERBAKAN’dır. ERBAKAN Hoca, hem yerli ve hem de sonuna kadar “millî” ydi ve öyle de oldu. Hayatı boyunca verdiği mücadeledeki davasının adının “Millî Görüş” olması boşuna değildi.

ERBAKAN Hoca’nın Millî Nizam Partisi (MNP)’yle başlayan siyasî hayatı sırasıyla Millî Selamet Partisi (MSP), Refah Partisi (RP), Fazilet Partisi (FP)’leriyle devam edip ilahi hak tecelli edince Saadet Partisi (SP)’yle sonlanmış oldu. Kurduğu dört partisi kapatılan ve beşincisi (SP) de kapatılmak üzere olup hastalanınca rahmet – i rahmana kavuşan ERBAKAN Hoca sürekli olarak ordu – yargı gibi vesayet odaklarıyla mücadele etmek zorunda kalmış, tam vatanına – milletine – dinine – devletine – ümmetine faydalı işler yapmak için yola koyulmuş ve iktidarına dört elle sarılmış iken – bin yıl süreceği iddia edilen – 28 Şubat 1997 darbesiyle alaşağı edilmişti.

Partilerinin kapatılması ve son olarak da 28 Şubat darbesiyle “ERBAKAN Hoca’ya ecel terleri döktürenlerin iki yakası bir araya gelmeyecek!” bunu çok iyi biliyoruz ama ya bu devlete - - millete – vatana – dine – ümmete öyle ya da böyle zarar verenleri nasıl bir akıbet bekliyor? O; denk bütçe, havuz sistemi, işçiye – memure – emekliye verdiği hakkaniyetli zamlar, yüzünü güldürdüğü çiftçi – üretici – sanayiciden aldığı dualar ona yeter ama yapılan darbeden dolayı haksız bir şekilde alaşağı edilmesinden sonra ne siyasetin ne devletin ne vatanın ne dinin ne ümmetin yüzü gülmüş ve ne de iki yakası bir araya gelmişti. “Etme – bulma dünyası” da bunu gerektiriyordu.

ERBAKAN Hoca’ya yapılanlardan sonra yuları başkalarının elinde ve kuyruğunu da bir yerlere kaptırmış olan vesayet odakları umduklarını bulamamış, bu parti sonrasında kurulan koalisyonlar birbirlerini yemekle meşgul olmuş, ekonomi batma noktasına gelmiş, ümmetimiz parçalanmaya ve   etrafımız da kan gölüne dönmeye başlamıştı. Hayatta iken ERBAKAN Hoca’ya muhalefet olmayı bir tarafa bırakın kin – düşmanlık besleyen ve nefret kusan en azılı solcular bile Hoca’ya haksızlık yapıldığını ve onu doğru dürüst tanımayıp anlayamadıklarını dillendirmişti. Yiğidi öldürüp hakkını verelim de atı alan Üsküdar’ı değil çoktan Sarp Sınır Kapısı’nı bile geçmiş!... 

Kurduğu partileri sürekli olarak kapatılan ve kendisi de “siyasî yasaklı” hâle getirilen ERBAKAN Hoca’nın son bıraktığı emaneti olan SP (Saadet Partisi), kendi içerisinde “yenilikçiler” ve “gelenekçiler” olarak anılan gruplarla tatlı – sert mücadeleye girmiş olsa da bu mücadele sonrasında 14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan AK Parti (Adalet ve Kalkınma Partisi) adlı yeni bir parti siyasi hayatımıza girmişti.

AK Parti kurulurken onlar “Millî Görüş gömleğini çıkarttık!” dese de aynı davanın devamı olan bu partinin 03 Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelmesi ve bunu 25 yıla yakın sürdürmüş olması - ara ara muhalefette veya Meclis dışında bıraktırsa da - milletimizin aslında hiçbir zaman Millî Görüş siyasetinden uzak olmayacağını göstermiştir. Maya sağlam olduktan sonra ekmeğin de tadı olur!...

SP’den ayrılan “yenilikçiler” kanadının AK Parti’yi kurmasından sonra SP’deki kadrolarla yıldızı barışmayan ve ara ara “şaka” dan güreşe tutuşan ERBAKAN Hoca’nın aile ve çevresi Fatih ERBAKAN genel başkanlığında 23 Kasım 2018 tarihinde Yeniden Refah Partisi (YRP)’ni kurmuş ama bu parti de kendinden beklenileni ortaya koyamamıştı. Ülke siyasetimiz de “babalarının yolu” ndan gitmeye çalışan hiçbir “yüz”, siyaset alanında başarılı olamamış ve bunun en son halkası da Fatih ERBAKAN olmuştur.

Biz bu yazımızı yazarken 31 Temmuz akşamında YRP’nin SP’yle birleşeceğini duyunca o kadar çok memnun oldum ki emin olun içimden “bu yazı daha yayınlanmadan amacına ulaştı!” diye geçirdim. Olması gereken de buydu (EDHO dizisindeki enişte figürünü canlandıranın da dediği gibi “doğrusu da bu!”). Eğer mütedeyyin kesimi temsil ediyor ve “birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır!” gerçeğine iman ediyorsanız doğru yolu bulacak ve geldiğiniz yere de geri döneceksiniz. Umuyor ve bekliyoruz ki; çıkan ya da çıkacak olan ufak tefek pürüzleri bir tarafa bırakıp Millî Görüş davasının birleşmesi ve bunun da ERBAKAN Hoca’nın emaneti olan SP (Saadet Partisi) çatısı altında bütünleşmesidir.

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

 

Etiketler: