$

Dolar

45,7392

Euro

53,0889

£

Sterlin

62,0462

Frank

58,2888

Gram Altın

6.630,8400

Bitcoin

3.452.309

$

Dolar

45,7392

Euro

53,0889

£

Sterlin

62,0462

Frank

58,2888

Gram Altın

6.630,8400

Bitcoin

3.452.309

Makale 23.05.2026 8 dk okuma

CHP’de “Mutlak Butlan” depremi

Paylaş:

Türkiye siyaseti çok sayıda kriz gördü. Muhtıralar gördü, kapatma davaları gördü, kaset operasyonları gördü, parti içi ihanetler gördü. Ama ilk kez bir ana muhalefet partisinin yönetimi, “mutlak butlan” kararıyla fiilen hükümsüz ilan edildi.

Bu karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değildir.

Bu karar, Türkiye’de siyasetin artık sandıkta mı, salonda mı, yoksa mahkeme koridorlarında mı şekilleneceği tartışmasının tam merkezidir.

Çünkü bugün yaşanan şey basit bir “kurultay iptali” değildir. Ortada doğrudan siyasi meşruiyeti hedef alan tarihsel bir kırılma vardır.

Özgür Özel yönetimi tasfiye edilirken, yalnızca genel başkanlık koltuğu sarsılmıyor; son üç yılda alınan bütün kararlar da “yok hükmünde” sayılıyor.

Bu, CHP tarihinde görülmemiş büyüklükte bir kurumsal depremdir.

SADECE YÖNETİM DEĞİL, BÜTÜN SİYASİ HAFIZA SİLİNİYOR

“Mutlak butlan” kararıyla birlikte yalnızca Özgür Özel’in genel başkanlığı tartışmalı hale gelmedi.

38.Olağan Kurultay sonrası yapılan olağanüstü kurultaylar…
Yeni parti programı…
Tüzük değişiklikleri…
Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi gibi yapılanmalar…

Hepsi bir anda “yok hükmünde” sayıldı.

Yani mahkeme kararı yalnızca bir kişiyi değil, üç yıllık siyasi süreci silmiş oldu.

İşte kararın en sarsıcı tarafı da burada yatıyor.

Çünkü bu durum artık sadece hukuki bir tartışma değil; siyasetin ontolojisini hedef alan bir müdahale olarak okunuyor.

Bir başka ifadeyle:
CHP’nin yalnızca yönetimi değil, zamanı da geri sarılıyor.

CHP İKİ AYRI PARTİYE DÖNÜŞTÜ

Bugün CHP binasına giren herkes şunu görüyor:

Artık orada tek bir CHP yok.

Bir tarafta “değişim” diyerek siyaset yapanlar var.
Diğer tarafta “partiyi teslim etmeyiz” diyenler…

Bir tarafta sokak siyaseti…
Diğer tarafta örgüt refleksi…

Bir tarafta Özgür Özel…
Diğer tarafta Kemal Kılıçdaroğlu…

Aslında yaşanan şey klasik bir lider kavgasının çok ötesine geçti.

Bu artık doğrudan CHP’nin ruhu üzerinde verilen bir savaştır.

Çünkü taraflar yalnızca koltuk istemiyor.
Partinin geleceğini, ideolojik yönünü ve muhalefetin kontrolünü istiyor.

ÖZGÜR ÖZEL CEPHESİ NEDEN “SİYASİ DARBE” DİYOR?

Özgür Özel yönetiminin kararı “siyasi darbe” olarak tanımlaması tesadüf değil.

Çünkü siyasette esas meşruiyet kaynağı delegedir, üyedir, sandıktır.

Mahkeme kararıyla siyasi sonuç üretilmesi, Türkiye gibi demokratik kırılmaları derin bir ülkede çok ağır sonuçlar doğurur.

Bugün CHP’ye yapılanın yarın başka bir partiye yapılmayacağının garantisi yoktur.

İşte bu yüzden mesele yalnızca CHP meselesi değildir.

Bu karar, Türk siyasetinde yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.

Ve asıl korkutucu soru şudur:

Türkiye’de artık siyasi mücadeleler seçimle mi kazanılacak, yargı süreçleriyle mi?

KILIÇDAROĞLU GERİ DÖNÜYOR AMA ESKİ CHP YOK

Kararla birlikte Kemal Kılıçdaroğlu ve 37. Kurultay yönetiminin göreve dönüş yolu açıldı.

Ancak burada kritik bir gerçek var:

Kılıçdaroğlu hukuken geri dönebilir ama siyasi zeminin aynı kaldığını düşünmek büyük hata olur.

Çünkü CHP artık 2020’deki CHP değil.

O dönem Kılıçdaroğlu’yla hareket eden birçok isim bugün Özgür Özel’in yanında duruyor.
Belediye dengeleri değişti.
Örgüt dengeleri değişti.
Parti Meclisi dengeleri değişti.

Dahası, CHP tabanında da ciddi bir psikolojik kırılma oluşmuş durumda.

Bu nedenle Kılıçdaroğlu göreve dönse bile, eskisi gibi mutlak otorite kurması kolay görünmüyor.

Çünkü artık mesele “geri dönmek” değil;
partiyi yeniden kontrol edebilmek.

PARTİ İÇİNDE “TASFİYE” KORKUSU BÜYÜYOR

CHP kulislerinde bugün en çok konuşulan başlık disiplin süreçleri.

Özellikle Ekrem İmamoğlu’na yakın isimler açısından ciddi bir tedirginlik olduğu konuşuluyor.

“İhraç değil ama üyeliği askıya alma” formülü Ankara’da yüksek sesle dillendiriliyor.

Bu ihtimal bile CHP’deki fay hatlarını büyütmeye yetiyor.

Çünkü Ekrem İmamoğlu artık yalnızca bir belediye başkanı değil;
muhalefetin en güçlü siyasi figürlerinden biri.

Onun çevresine yönelik olası bir tasfiye hamlesi, doğrudan yeni bir siyasi kopuşun fitilini ateşleyebilir.

Ve işte o noktada CHP iç kriz olmaktan çıkar, Türkiye muhalefetinin geleceği tartışılmaya başlanır.

“YEDEK PARTİ” SENARYOSU GERÇEKTEN MASADA MI?

Ankara kulislerinde aylardır konuşulan bir iddia vardı:
Özgür Özel ekibi olası bir kriz için “yedek parti” hazırlığında mı?

Şimdilik bu ihtimal reddediliyor.

Ancak siyasette hiçbir ihtimal tamamen ortadan kalkmaz.

Özellikle temyiz sürecinin uzaması, seçim atmosferinin yaklaşması ve mevcut yönetimin hareket alanının daralması halinde bu formül yeniden gündeme gelebilir.

Çünkü siyasette zaman en büyük baskıdır.

Ve seçim yaklaşırken hiçbir siyasi ekip “hukuki belirsizlik” içinde kalmak istemez.

Bugün düşük sesle konuşulan “yedek parti” ihtimali, yarının en büyük siyasi depremine dönüşebilir.

CHP’NİN ASIL KRİZİ: MEŞRUİYET

Bugün CHP’nin yaşadığı kriz yalnızca bir liderlik krizi değildir.

Asıl kriz meşruiyet krizidir.

Çünkü artık herkes birbirinin siyasi varlığını tartışıyor.

Bir taraf diğerini “mahkeme eliyle gelen yönetim” olarak görüyor.
Diğer taraf ise karşı cephenin partiyi kişisel kariyer planına dönüştürdüğünü düşünüyor.

İşte bu ortamda ortak siyasi zemin giderek eriyor.

Ve en büyük zararı da CHP seçmeni görüyor.

Çünkü seçmen artık şu soruyu sormaya başladı:

“Kendi içinde uzlaşamayan bir yapı, Türkiye’yi nasıl yönetecek?”

Bu soru CHP açısından mahkeme kararından çok daha büyük bir tehdittir.

TÜRKİYE SİYASETİ TARİHİ BİR EŞİKTE

Bugün yaşananlar yalnızca CHP’nin iç kavgası değildir.

Bu süreç, Türkiye’de muhalefetin geleceğinin yeniden yazıldığı kritik bir dönemeçtir.

Eğer CHP bu krizden parçalanarak çıkarsa, sadece bir parti kaybetmiş olmayacak.

Muhalefetin iktidar alternatifi olma iddiası da ağır yara alacak.

Ve belki yıllar sonra siyaset tarihçileri bugünü şöyle yazacak:

“CHP’de kriz bir kurultayla başlamadı.
Asıl kırılma, siyasetin mahkeme kararlarıyla yeniden şekillendirilmeye başladığı gün yaşandı.”

Şakir Kurter/TİMETÜRK

Etiketler:
Şakir Kurter
Şakir Kurter

Köşe Yazarı