$

Dolar

46,6685

Euro

53,4115

£

Sterlin

62,0413

Frank

57,7795

Gram Altın

6.012,3900

Bitcoin

2.727.303

$

Dolar

46,6685

Euro

53,4115

£

Sterlin

62,0413

Frank

57,7795

Gram Altın

6.012,3900

Bitcoin

2.727.303

Makale 01.07.2026 7 dk okuma

Osmanlı'nın izinde iki ülke dört şehir

Paylaş:

Tarihin izini sürmek ve Osmanlı medeniyetinin Balkanlar'daki mirasını yakından görmek amacıyla iki ülkeyi kapsayan Balkan seferimize çıktık. Yolculuğumuz boyunca Kosova ve Kuzey Makedonya'nın dört önemli şehrini ziyaret ederek ecdadımızdan kalan eşsiz eserleri görme fırsatı bulduk.

İlk durağımız, Kosova'nın başkenti Priştine oldu. Priştine, tarihimiz açısından büyük anlam taşıyan bir şehirdir. Osmanlı Devleti'nin üçüncü padişahı Sultan I. Murad Han, 28 Haziran 1389 tarihinde gerçekleşen Kosova Meydan Muharebesi'nde burada şehit olmuştur. Sultan I. Murad Han'ın oğlu Yıldırım Bayezid Han, babasının şehit düştüğü ve iç organlarının defnedildiği yere bir türbe yaptırmıştır. Biz de Priştine'de bu  türbeyi ziyaret ederek dualar ettik. Türbenin hemen yanında bulunan evde ise yaklaşık beş asırdır Sultan Murad Han'ın türbedarlığını sürdüren aile yaşamaktadır. Türbedar ailesinin günümüzdeki ferdi Saniye teyzemizi ziyaret ederek kendisiyle sohbet etme imkânı bulduk. Bu anlamlı ziyaretin ardından Priştine'den ayrıldık.

Yaklaşık iki saatlik yolculuğun ardından tarihi Prizren şehrine ulaştık. Şehre girerken bizi ortasından geçen Akdere karşıladı. Prizren, Balkanlar'da Türk kültürünün en canlı şekilde hissedildiği şehirlerden biridir. Burada hâlâ Türkçe konuşulmakta ve Osmanlı'nın izleri her köşede yaşamaktadır. Otele yerleşip kısa bir dinlenmenin ardından şehri keşfetmeye başladık. İlk durağımız Prizren'in kalbi sayılan Şadırvan Meydanı oldu. Meydandaki tarihi çeşmenin çevresi oldukça hareketliydi. Birkaç adım ilerlediğimizde ise Sofu Sinan Paşa tarafından 1615 yılında yaptırılan görkemli Sinan Paşa Camii karşımıza çıktı. Osmanlı'nın Balkanlar'da inşa ettiği en ihtişamlı eserlerden biri olan bu cami, mimarisi ve zarafetiyle bizi kendine hayran bıraktı.

Prizren'e gelip de kaleye çıkmamak olmazdı. Cumbalı evlerin sıralandığı Arnavut kaldırımlı dar sokaklardan yürüyerek Prizren Kalesi'ne ulaştık. Şehrin en eski yapılarından biri olan kale ilk olarak 6. yüzyılda inşa edilmiş, Fatih Sultan Mehmet Han döneminde Osmanlı hâkimiyetine geçmiştir. Osmanlılar kaleyi genişleterek yeni yapılar eklemiş ve yaklaşık beş asır boyunca aktif olarak kullanmıştır. Kaleden seyredilen Prizren manzarası ise gerçekten harikaydı.

Kale ziyaretimizin ardından yeniden şehir merkezine indik. Prizren'in hemen her sokağında bir Osmanlı eseriyle karşılaşmak mümkündür. Camiler, tekkeler, çeşmeler ve köprüler adeta geçmişi günümüze taşımaktadır. Şadırvan Meydanı'nın hemen yanında Akdere üzerine inşa edilen tarihi Taşköprü de bunlardan biridir. Köprünün karşı tarafında ise Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğu bulunmakta ve al bayrağımız gururla dalgalanmaktadır.

Prizren'in gecesi de en az gündüzü kadar etkileyiciydi. Işıklandırılmış Taşköprü ile Sinan Paşa Camii'nin oluşturduğu manzara hafızalarımızda unutulmaz bir yer edindi.

Ertesi gün Prizren'den ayrılarak Kosova'nın Ferizay şehrinden geçtik ve üç saatlik yolculuğun ardından Kuzey Makedonya'nın başkenti Üsküp'e ulaştık. Yaklaşık 520 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalan Üsküp, Balkanlar'ın en kadim şehirlerinden biridir. Kısa bir dinlenmenin ardından şehri gezmeye başladık. Osmanlı döneminden günümüze ulaşan çok sayıda eser bugün de şehrin kimliğini oluşturmaktadır. Bu şehir camileriyle, hanlarıyla, hamamlarıyla, tarihi yapılarıyla Osmanlı’nın mirasını geçmişten geleceğe taşıyor.

 Vardar Nehri üzerinde yükselen tarihi Taşköprü bunların en önemlilerindendir. Köprüden geçince bizi tarihi Türk Çarşısı karşıladı. Dar sokakları ve tarihi atmosferiyle çarşı adeta geçmişe açılan bir kapı gibiydi. Çarşı içerisinden ilerleyerek önce Gazi İsa Bey Camii'ni ziyaret ettik. Daha sonra Sultan I. Murad Han tarafından yaptırılan Muradiye Camii'ne geçtik. Öğrendiğimize göre Üsküp'te doğrudan bir Osmanlı sultanı tarafından yaptırılan tek cami burasıdır. Diğer camiler ise devlet adamları ve paşalar tarafından inşa edilmiştir. Caminin imamı bizlere caminin tarihi hakkında değerli bilgiler verdi.

Muradiye Camii'nin hemen yanında bulunan tarihi Saat Kulesi'ne çıkarak Üsküp'ü panoramik olarak seyretme fırsatı bulduk. 105 basamaklı kuleye çıktığımızda karşımıza çıkan şehir manzarası bütün yorgunluğumuzu unutturdu. Günün geri kalanını ve gecemizi Üsküp'te geçirdik.

Ertesi gün öğle saatlerinde Tetova, diğer adıyla Kalkandelen'e doğru yola çıktık. Şar Dağları'nın eteklerinde kurulu olan bu tarihi şehir, ortasından geçen Pena Nehri ile ayrı bir güzelliğe sahiptir.

Şehrin en önemli eserlerinden biri olan Alaca Camii'ne yürüyerek ulaştık. Pena Nehri kıyısındaki bu zarif yapı, Menşure ve Hurşide isimli iki kız kardeşin çeyiz paralarını bağışlamasıyla inşa edilmiştir. Caminin duvarlarında yer alan bitkisel motifler, Kâbe ve Mekke tasvirleri ile eşsiz süslemeler dikkat çekmektedir. Osmanlı sanatının en güzel örneklerinden biri olan cami, 19. yüzyılda Abdurrahman Paşa tarafından restore edilerek bugünkü görünümüne kavuşmuştur.

Alaca Camii'nin bahçesinde caminin banileri Menşure ve Hurşide Hanımefendilerin kabirleri ile tarihi bir çeşme bulunmaktadır. Bugün de çok sayıda ziyaretçi bu eşsiz eseri görmek için buraya gelmektedir.

Buradaki ziyaretimizin ardından Kalkandelen sokaklarından geçerek Harabati Tekkesi'ne ulaştık. Şar Dağları'nın eteklerinde yer alan bu büyük Bektaşi dergâhı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde devlet görevinden ayrılan Sersem Ali Paşa tarafından 1538 yılında kurulmuştur. Daha sonra Harabati Baba zamanında genişletilen külliyede cami, şadırvan, türbeler, derviş hücreleri, misafir odaları ve çeşitli yapılar bulunmaktadır. Asırlardır ayakta duran bu külliye Osmanlı medeniyetinin Balkanlar'daki en önemli miraslarından biridir.

Burada, yurt dışında ecdat yadigârı eserlerin restorasyonunu sürdüren TİKA'nın da kapsamlı yenileme çalışmalarına devam ettiğini öğrenmek bizleri ayrıca memnun etti.

Kalkandelen Kalesi'ni ziyaret etmeyi planlamış olsak da oldukça yüksek bir noktada bulunduğu için bu isteğimizi gerçekleştiremedik. Kalkandelen ziyaretimizin ardından yeniden Üsküp'e döndük. Son gecemizi burada geçirdikten sonra güzel ülkemize dönüş yoluna çıktık.

Bu yolculuk bize bir kez daha gösterdi ki Balkanlar, Osmanlı medeniyetinin izlerini hâlâ canlı şekilde yaşatan eşsiz bir coğrafyadır. Camileri, köprüleri, çarşıları, tekkeleri ve asırlık eserleriyle Balkanlar; tarihi, kültürü ve manevi atmosferiyle mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında gelmektedir.

Ramazan Akbaş/TİMETÜRK

Etiketler:
Ramazan Akbaş
Ramazan Akbaş

Köşe Yazarı