$

Dolar

47,2007

Euro

53,9599

£

Sterlin

63,4927

Frank

58,3013

Gram Altın

6.177,1800

Bitcoin

3.124.148

$

Dolar

47,2007

Euro

53,9599

£

Sterlin

63,4927

Frank

58,3013

Gram Altın

6.177,1800

Bitcoin

3.124.148

Makale 21.07.2026 4 dk okuma

Necati Amca, valilere ve bakanlara neden bu kadar kızgın?

Paylaş:

Bazen bir köşe yazısını okurken insan, “Ben başka bir yazıya mı başladım?” diye düşünmeden edemiyor.

Konu deprem…

Konu milletin gözyaşı…

Konu, milyonların güvenerek yaptığı bağışlar…

Konu, kamuoyunda günlerdir tartışılan iddialar…

Derken bir bakıyorsunuz, yazının direksiyonu ansızın kırılıyor. Bağışları toplayanlar arka koltuğa geçiyor; direksiyonun başına valiler, bakanlar ve bürokratlar oturuyor.

İşte Necati Doğru’nun yazısını okurken tam da bu hissi yaşıyorsunuz.

Eskiler, “Karga kekliği taklit edeyim derken kendi yürüyüşünü unutur.” derler. Necati Bey de galiba asıl hikâyeyi anlatayım derken hedefi şaşırmış. Kalem başka yere niyetlenmiş, mürekkep bambaşka yere akmış.

Mesele Bağış mı, Vali mi Bakan mı?

Yazıyı okuyorsunuz…

Milyarlarca liralık bağışlardan söz ediliyor.

Kamuoyunda dillendirilen hesap hareketleri, şeffaflık tartışmaları ve çeşitli iddialar anılıyor.

Tam diyorsunuz ki, “Şimdi yazının ağırlık merkezi buraya oturacak.”

Yok…

Bir anda İstanbul Valisi Vasip Şahin sahneye çıkıyor.

Ardından Davut Gül…

Sonra Ali Yerlikaya…

Yetmiyor; İçişleri Bakanları sıralanıyor.

En sonunda Sayın Mustafa Çiftçi de listeye ekleniyor.

İyi de insan sormadan edemiyor:

Yazının kahramanı kim?

Bağışları toplayan yapı mı?

Yoksa görev yapmış valiler mi? Bakanlar mı?

Okuyucu yazının sonuna geldiğinde, neredeyse “Galiba bütün bağışları Valiler ve Bakanlar toplamış.” diye düşünecek.

İroninin böylesi de yazının kendi içinde doğuyor.

Asıl Soru Kime Sorulmalı?

Deprem olduğunda bu millet ne yaptı?

Kimisi bileziğini bozdurdu.

Kimisi çocuğunun kumbarasını gönderdi.

Kimisi emekli maaşından artırdığını bağışladı.

Çünkü ortada büyük bir güven vardı.

Şimdi o güvenin nasıl kullanıldığına ilişkin ciddi tartışmalar varsa, gazeteciliğin ilk refleksi kime dönmelidir?

Parayı toplayana mı?

Yoksa izin belgesine imza atana mı?

Elbette denetim mekanizması sorgulanacaktır.

Ama denetleyeni konuşurken denetlenmesi gerekeni görünmez hâle getirmek de başka bir maharet olsa gerek.

Valilere Kızgınlık, Asıl Aktöre Sessizlik

Necati Bey’in öfkesi dikkat çekici.

Valilere kızıyor.

Bakanlara kızıyor.

Konuşmadıkları için sitem ediyor.

İyi güzel de…

Yazının merkezinde olması gereken isim nedense hep kenarda duruyor.

Sanki bütün tartışmaların pasif bir izleyicisiymiş gibi…

Sanki kamuoyunda konuşulan iddiaların muhatabı o değilmiş gibi…

İşte bu noktada insanın aklına şu geliyor:

Kalem bazen öfkeye kapılınca pusulasını mı kaybediyor?

Gazetecilik, Hedef Şaşırtma Sanatı Değildir

Gazetecilik, elbette devleti de sorgular.

Valiyi de…

Bakanı da…

Kimsenin buna itirazı olmaz.

Ama gazetecilik aynı zamanda olayın merkezini kaybetmemektir.

Bir dosyada en büyük tartışma bağışların akıbetiyse, yazının ağırlığı da orada olmalıdır.

Merkezden çevreye gidilir.

Çevreden merkeze kaçılmaz.

Aksi hâlde yazı, soruları çoğaltırken cevapları azaltır.

Kronoloji de Gazeteciliğin Namusudur

Yazıda İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi’nin isminin özellikle öne çıkarılması da dikkat çekiyor.

Eleştiri yapılabilir.

Sert de yapılabilir.

Ama kronoloji yanlış kurulursa, en kuvvetli eleştiri bile kendi yükünü taşıyamaz.

Gazetecilik yalnızca hafızaya değil, takvime de dayanır.

Takvimi şaşıran kalem, hedefi de şaşırır.

Vicdanın Gördüğünü Görmezden Gelmek

Bugün toplumun beklentisi çok basit.

Kim hata yaptıysa hesabını versin.

Kim görevini ihmal ettiyse açıklama yapsın.

Kim milletin güvenini istismar ettiyse hukuk önünde hesaplaşsın.

Vali de olsa…

Bakan da olsa…

Dernek yöneticisi de olsa…

Hiç kimse dokunulmaz değildir.

Ama kamu vicdanı bir şeyi de çok iyi bilir.

Bir tiyatro sahnesinde figüranları saatlerce konuşup başrol oyuncusunu hiç anmamak, oyunu anlatmak değildir.

Sadece seyircinin dikkatini başka yöne çevirmektir.

Necati Doğru’nun yazısı da maalesef böyle bir izlenim bırakıyor.

Asıl tartışılması gereken dosyayı arka plana itiyor; yardımcı oyuncuları başrole çıkarıyor.

Portakal sandığı üstünde eski çavuşluk hatıraları anlatmanın bugün kimseye faydası yok.

Millet artık hatırat değil, hakikat istiyor.

Ve bu ülkenin vicdanı, bütün gürültünün arasında asıl sorunun nerede durduğunu hâlâ görebilecek kadar diri.

Şakir Kurter/TİMETÜRK

Etiketler:
Şakir Kurter
Şakir Kurter

Köşe Yazarı