Ortadoğu’da alışılmış senaryolar artık işlemiyor.
Bölgenin güvenlik denklemini uzun süredir belirleyen aktörler bugün farklı bir tabloyla karşı karşıya. Askeri güç dağılımı değişiyor, diplomatik hatlar yeniden çiziliyor; artık sadece Washington’ın ya da Avrupa başkentlerinin değil, Ankara’nın attığı adımların da bölgesel dengeyi doğrudan etkilediği bir dönemden geçiyoruz.
İsrail Savunma ve Güvenlik Forumu (IDSF) Başkanı, emekli Tuğgeneral Amir Avivi’nin geçtiğimiz günlerdeki açıklamaları bu dönüşümün somut bir yansıması sayılabilir. Avivi, Türkiye’yi İsrail’in gelecekteki en kritik güvenlik meselelerinden biri olarak tanımlarken, Türk savunma sanayisine dair açık bir hayranlık da sergiledi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kapasitesine dikkat çekti. Bir ülke hakkında bu denli ayrıntılı değerlendirmeler yapılıyorsa, bunun altında genellikle ciddi bir kaygı yatar.
NATO Zirvesi Neyi Gösterdi?
Türkiye’de düzenlenen NATO Zirvesi sıradan bir diplomatik organizasyon değildi. Zirve, Ankara’nın ittifak içindeki konumunun artık yalnızca coğrafi avantajdan ibaret olmadığını; savunma sanayisi kapasitesi, kriz yönetimi becerisi ve bölgesel etkinliğiyle öne çıkan bir aktöre dönüştüğünü bir kez daha ortaya koydu.
Karadeniz güvenliğinden enerji koridorlarına, terörle mücadeleden Avrupa’nın savunma mimarisine kadar pek çok başlıkta bugün Ankara’nın görüşü masada ağırlık taşıyor. Geçmişte Türkiye’ye yaptırım uygulayan ya da ortak savunma projelerini askıya alan ülkelerin şimdi yeniden iş birliği arayışına girmesi de bu değişimin somut kanıtlarından biri. Uluslararası ilişkilerde kalıcı dostluklardan çok, değişmeyen bir gerçek vardır: güç dengesi. Bugün masaya yatırılan mesele de tam olarak bu.
Savunma Sanayisinde Sessiz Dönüşüm
Türkiye son yirmi yılda savunma sanayisinde yalnızca üretim hacmini büyütmekle kalmadı; dışa bağımlılığı azaltan, kendi teknolojisini geliştiren ve bunu müttefik ülkelere satabilen bir ekosistem inşa etti.
İHA ve SİHA’lar, yerli savaş gemileri, elektronik harp sistemleri, akıllı mühimmatlar, hava savunma projeleri ve KAAN Milli Muharip Uçak Programı bu dönüşümün başlıca ayakları. Bu yatırımlar Türkiye’yi yalnızca kendi sınırlarını savunan bir ülke olmaktan çıkarıp, bölgesel dengeyi belirleyen aktörlerden birine dönüştürdü. Avivi’nin sözlerinde de bu gerçeklik açıkça seziliyor; Türkiye’nin daha ileri askeri teknolojilere erişmesinden duyulan rahatsızlık, aslında Ankara’nın çoktan ulaştığı seviyeyi zımnen kabul etmek anlamına geliyor.
Doğu Akdeniz’de Değişen Denklem
İsrailli emekli generalin belki de en çarpıcı tespiti deniz gücüyle ilgiliydi. Avivi, İsrail donanmasının Türkiye ve Mısır karşısında sayısal olarak geride kaldığını açıkça dile getirdi. Bu, sadece askeri bir karşılaştırma değil; Doğu Akdeniz’de dengelerin kaydığının da bir itirafı.
Türkiye, Mavi Vatan doktrini çerçevesinde denizlerdeki varlığını genişletirken, yerli savaş gemileri, denizaltı projeleri ve amfibi çıkarma kabiliyetleriyle donanmasını sürekli güçlendiriyor. Bu tablo, bölgedeki tüm aktörleri stratejik hesaplarını gözden geçirmeye itiyor.
İsrail’in Güvenlik Anlayışı Tartışılıyor
İsrail, güvenlik politikasını uzun yıllardır askeri üstünlük üzerine kurdu. Ancak Gazze’deki ağır insani tablo, Lübnan’daki süregelen gerilim, Suriye’deki operasyonlar ve İran’la yaşanan karşılıklı vuruşmalar, salt askeri gücün kalıcı güvenlik üretmeye yetmediğini gösteriyor. Güvenliği yalnızca silahla sağlamaya dayanan bir yaklaşım, bölgeyi daha da kırılganlaştırıyor. Ortadoğu’nun bugün ihtiyaç duyduğu şey yeni çatışma alanları değil, yeni uzlaşı zeminleri.
Ankara Artık Sahada Belirleyici
Dünya artık tek kutuplu bir düzenle tanımlanamıyor; bölgesel güç merkezlerinin öne çıktığı yeni bir uluslararası sistem şekilleniyor. Türkiye de bu yeni tabloda en görünür aktörlerden biri haline geldi: Karadeniz’de arabuluculuk yapabilen, Kafkasya’da denge kurabilen, Afrika’da etkinlik gösteren, savunma sanayisi ürünlerini onlarca ülkeye satan, enerji koridorlarının merkezinde yer alan ve NATO’nun en güçlü ordularından birine sahip bir ülkeden söz ediyoruz. Bu tablo, Ankara’nın artık yalnızca gelişmeleri izleyen değil, gelişmeleri şekillendiren ülkeler arasında yer aldığını gösteriyor.
Kazanması Gereken Diplomasi
İsrailli emekli generalin açıklamaları önemli bir gerçeği gözler önüne seriyor: Türkiye’nin yükselen askeri ve teknolojik kapasitesi, artık sadece müttefiklerinin değil, rakiplerinin de yakından izlediği bir seviyeye ulaştı. Ama unutulmaması gereken bir nokta daha var — bölgesel güç olmak yalnızca askeri kapasiteyle ölçülmez. Kalıcı liderlik; hukuka bağlılık, diplomasi, ekonomik iş birliği ve barışı önceleyen politikalarla mümkün olur.
Ortadoğu onlarca yıldır savaşların, vekâlet çatışmalarının ve bitmek bilmeyen krizlerin ağırlığını taşıyor. Bundan sonra ihtiyaç duyulan, yeni cepheler açmak değil; diyalog kanallarını güçlendirmek, uluslararası hukuku esas almak ve bölgesel istikrarı öne çıkarmak. Türkiye’nin son yıllarda artan diplomatik ve askeri ağırlığı, bu süreçte önemli bir denge unsuru olarak öne çıkıyor. İsrail’in de bölgede kalıcı güvenliğin sürekli gerilim üretmekten değil, komşularıyla barış içinde yaşayabileceği bir güvenlik anlayışını benimsemekten geçtiğini görmesi gerekiyor.
Bazen bir ülkenin gücünü dostlarının övgüsünden çok, rakiplerinin duyduğu endişe anlatır. İsrailli emekli Tuğgeneral Amir Avivi’nin Türkiye hakkındaki değerlendirmeleri de tam olarak böyle bir fotoğraf sunuyor.
Şakir Kurter/TİMETÜRK