"O motor sesi yoksa otomobilin ruhu da yok" diyenler,
Peki o sesi duyabilmek için Türkiye'nin her yıl milyarlarca dolar ödemesi gerektiğini biliyor muydunuz? Özellikle yıllarca manuel vites kullanmış, vites geçişini hissetmeyi, egzoz sesini duymayı seven nesil için kaleme alıyorum bu yazıyı. Ben de otomobilleri seven biriyim. Fakat bugün artık başka bir gerçeği konuşmanın zamanı geldi.
Çünkü mesele artık otomobil sevgisinin çok ötesine geçti.
Bugün 800 volt mimariye sahip bir Kia EV6 kullanıcısı ve yıllardır elektrikli otomobilleri takip eden bir köşe yazarı olarak şunu açıkça söyleyebilirim: Elektrikli otomobil tercihi sadece sürüş konforu ya da teknoloji meselesi değildir. Bu, Türkiye'nin ekonomik geleceğini doğrudan ilgilendiren stratejik bir konudur.
Türkiye'nin yıllardır çözemediği en büyük sorunlardan biri enerji ithalatıdır. Petrolümüz sınırlı. Kullandığımız benzinin ve dizelin önemli bir bölümü ithal edilen petrol sayesinde depolarımıza ulaşıyor. Her depoyu doldurduğumuzda yalnızca aracımıza yakıt almıyoruz; aynı zamanda ülke olarak milyarlarca dolarlık enerji faturasını da büyütüyoruz.
Aslında sevdiğimiz o motor sesi, egzozdan çıkan homurtu ve yüksek devir çevirmek için harcadığımız yakıtın önemli bir kısmı, ülkemizden çıkan döviz anlamına geliyor.
Bugün Türkiye yollarında yaklaşık 445 bin elektrikli otomobil bulunuyor. Bu sayı henüz küçük görünebilir. Ancak bu araçlar sayesinde her yıl yüz milyonlarca litre akaryakıt tüketilmiyor. Bu da yüz milyonlarca dolarlık enerji ithalatının önüne geçilmesine katkı sağlıyor.
Şimdi hayal edin...
Türkiye'de elektrikli otomobil sayısı 5 milyona ulaştığında her yıl yaklaşık 5 milyar litre benzin ve dizel tüketilmeyecek. Bunun ekonomiye katkısı ise petrol fiyatlarına bağlı olarak yılda 4 ila 6 milyar dolar seviyesine ulaşabilecek.
Bu para yurt dışına gitmek yerine Türkiye'de kalabilir.
Yeni fabrikalara...
Yeni okullara...
Yeni hastanelere...
Yeni teknolojilere...
Yeni istihdama dönüşebilir.
İşte elektrikli otomobilin asıl hikâyesi burada başlıyor.
Geçtiğimiz günlerde Dolubatarya kanalında yayımlanan "TOGG'u Batıracaklar" başlıklı videoda da dikkat çekilen konu tam olarak buydu. Mesele yalnızca bir otomobil markasını savunmak değil. Mesele, Türkiye'nin kurmaya çalıştığı elektrikli mobilite ekosistemini koruyabilmek.
Ben de uzun zamandır aynı görüşü savunuyorum.
Bugün TOGG olur, yarın başka bir Türk markası olur. Bugün Kia kullanırım, yarın başka bir elektrikli otomobile geçerim. Marka tercihi değişebilir. Ancak değişmemesi gereken şey, Türkiye'nin elektrikli dönüşümde geri kalmaması gerektiği gerçeğidir.
Dünya artık motor sesiyle değil, batarya teknolojisiyle yarışıyor. Yazılım konuşuyor. Yapay zekâ konuşuyor. Enerji depolama sistemleri konuşuyor. Biz hâlâ "motor sesi güzel mi?" tartışmasına takılırsak, geleceğin ekonomisini başkaları kurar, biz ise sadece izleriz.
Bazen gerçek milliyetçilik, direksiyonun başında başlar.
Daha az ithal yakıt tüketmek...
Daha fazla yerli elektrik kullanmak...
Güneşten ve rüzgârdan üretilen enerjiyi otomobillere aktarmak...
Cari açığı azaltmak...
Çocuklarımıza daha güçlü bir ekonomi bırakmak...
İşte bunlar da en az bayrağımız kadar sahip çıkmamız gereken değerlerdir.
Elektrikli otomobil sessiz olabilir.
Ama Türkiye ekonomisine katkısı, duyabileceğiniz en güçlü sestir.
Bir sonraki köşe yazımda görüşmek dileğiyle…
Adem Eyüpoğlu/TİMETÜRK