Şehir hayatının o boğucu koşturmacasından kaçıp kendimizi doğaya attığımız anların en büyük derdi herhalde elektriksiz kalmaktır.
Hani şu telefonun şarjının bitmesi, kahvesiz kalmak ya da akşam karanlığında el fenerine mahkum olmak gibi minik ama can sıkıcı detaylar.
İşte tam bu noktada elektrikli araç dünyasının bize sunduğu gizli süper kahraman devreye giriyor: V2L yani Arabayı dev bir bataryaya dönüştürmek.
Eskiden olsa dağ başındayken gürültülü, benzin kokan o dev jeneratörleri taşımak zorunda kalırdık.
Ama artık durum çok başka!
Altımızdaki o sessiz, çevreci otomobil tekerlekli dev bir güç santraline dönüşebiliyor.
Bagajdan çıkardığınız ufak bir Tip 2 adaptörü araca takıyorsunuz ve anında ev konforunda 220 voltluk priziniz cebinizde hazır bekliyor.
Kamp ateşinin başında otururken hayatı kolaylaştıran bazı detaylar şöyle sıralanıyor:
- Mini buzdolabınız sessizce çalışıp içeceklerinizi buz gibi tutuyor.
- Telefonlarınız, tabletleriniz ya da drone'larınız güvenle şarj oluyor.
- Çadır çevresi yumuşak kamp ışıklarıyla aydınlanıyor.
Tabii ki işin matematiğini de unutmamak lazım.
Sonuçta bu sistemin de yaklaşık 3.6 kW'lık bir güç sınırı var.
Yani evdeki gibi her şeyi aynı anda köklemenize izin vermiyor.
- Su ısıtıcısını (kettle) veya tost makinesini çalıştırdığınızda başka yüksek güçlü bir aleti açmıyorsunuz.
- Mutfak işlerini adeta nöbetleşe ama tatlı bir dengeyle hallediyorsunuz.
İşin en acayip ve keyifli yanı ise sanırım şu:
Elektriğin lafının bile geçmediği, ormanın ya da sahilin ta ortasında ufak bir akustik müzik grubu çıkarıp şakır şakır konser verebiliyor!
Aktif hoparlörler, dijital piyanolar, gitar amfileri ve rengarenk LED ışıklar sisteme kolayca bağlanıyor.
Toplamda bin watt civarı bir güçle o doğanın içinde unutulmaz bir ritim tutturuluyor.
Hatta konser öncesi kulis telaşında saç kurutma makinesiyle hazırlık bile yapılabiliyor, yeter ki aynı anda çay makinesi çalıştırılmasın!
Özetle; otomobiller artık sadece bizi A noktasından B noktasına taşıyan demir yığınları olmaktan çıkıyor.
Doğada özgürce yaşama, müzik yapma ve konforu yanı başımızda taşıma imkanı veren en sadık seyahat arkadaşımıza dönüşüyor.
Bana kalırsa bu devrimin en güzel yanı da insanı doğaya bir adım daha yaklaştırırken modern hayatın konforundan mahrum bırakmaması. Ve bunu tertemiz şekilde yapması.
Bir sonraki köşe yazımda görüşmek dileğiyle…
Adem Eyüpoğlu/TİMETÜRK