Bugünün iş dünyasında insanların performansı çok konuşuluyor…
Ama kimse insanların taşıdığı görünmez yükleri konuşmuyor.
Bir çalışanın sessizleşmesi, eskisi kadar enerjik görünmemesi ya da motivasyon kaybı yaşaması artık çok hızlı şekilde “isteksizlik” olarak etiketleniyor. Oysa çoğu zaman mesele tembellik değil; tükenmişlik.
Çünkü modern iş hayatı artık insanlardan sadece çalışmasını istemiyor.
Aynı anda güçlü görünmesini, sürekli ulaşılabilir olmasını, baskı altında sakin kalmasını, motivasyonunu kaybetmeden üretmesini ve her koşulda pozitif kalmasını bekliyor.
İnsanlar artık fiziksel olarak değil, zihinsel olarak yoruluyor.

Bazı çalışanlar iş yükünden değil; değer görmemekten yoruluyor.
Bazıları yaptığı fedakârlığın fark edilmemesinden…
Bazıları ise ne yaparsa yapsın yetmeyeceğini hissettiği bir düzenin içinde tükeniyor.
En tehlikeli yorgunluk da tam burada başlıyor:
Sessizleşen insanlar…
Çünkü gerçekten yorulan insanlar bir süre sonra kendini anlatmayı bırakır.
Daha az konuşur, daha az heyecan gösterir, sadece görevini yapıp günü tamamlamaya çalışır. Dışarıdan bakıldığında bu durum “isteksizlik” gibi görünür. Ama çoğu zaman bu, insanın içten içe tükenmesidir.
İşin daha da acı tarafı şu:
Şirketler çoğu zaman yorgun insanları anlamaya çalışmak yerine onları değiştirmeye çalışıyor.
Oysa bazen bir insanın yeniden motive olmaya değil, sadece anlaşılmaya ihtiyacı vardır.
Bugün birçok kurum çalışan bağlılığını artırmak için yeni sistemler, prim modelleri ve performans tabloları oluşturuyor. Ama gözden kaçan çok önemli bir şey var:
İnsanlar çalıştıkları işi değil, hissettikleri değersizliği terk ediyor.
Belki de modern iş hayatının en büyük problemi gerçekten tembel insanlar değil…
Uzun zamandır güçlü görünmek zorunda bırakılan yorgun insanlar.
“Her sessizlik tembellik değildir; bazen insanın içten içe tükenişidir…?”
Uğur KÜTÜKOĞLU \ TİMETURK