Kerkük, Mezopotamya’nın en kadim yerleşimlerinden biri olarak tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yaptı, kültürel zenginliğiyle öne çıkan bir şehir oldu. Türklerin bu coğrafyadaki varlığı, Selçuklular dönemine kadar uzanır. Özellikle 14. yüzyıl ortalarından itibaren bölgede Türk nüfusunun belirgin hâle geldiği, Türkçenin uzun süre resmi dil olarak kullanıldığı bilinmektedir.
Yavuz Sultan Selim Han döneminde Osmanlı hâkimiyetine giren Kerkük, Musul vilayetine bağlı önemli bir sancak merkezi olarak idari yapıda yerini aldı. Yüzyıllar boyunca Osmanlı idaresinde kalan şehir, Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar bu statüsünü korudu. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması sırasında Kerkük henüz işgal edilmemişti. Bu durum, son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin 20 Ocak 1920’de kabul edip 17 Şubat 1920’de ilan ettiği Misak-ı Millî açısından kritik bir önem taşıyordu. Zira Misak-ı Millî’de, ateşkes sonrasında işgale uğramamış bölgelerin Türk yurdu sayılacağı açıkça ifade ediliyordu.
Ancak tarih farklı bir yönde ilerledi. Kerkük, ateşkesten kısa süre sonra İngilizler tarafından işgal edildi ve nihayetinde 1926 yılında imzalanan Ankara Antlaşması ile Irak’a bırakıldı. Bu gelişme, sadece siyasi sınırları değil, bölge halkının kaderini de derinden etkiledi. Buna rağmen Kerkük’ün Türkiye ile olan tarihi ve kültürel bağları hiçbir zaman kopmadı. Şehir, demografik yapısı itibarıyla daima çok kültürlü bir karakter sergiledi. Türkmenler, Araplar, Kürtler ve Süryaniler yüzyıllardır bu topraklarda bir arada yaşamaktadır. Her ne kadar farklı kimlikler söz konusu olsa da Kerkük’ün ruhu, birlikte yaşama kültürüyle şekillendi.
Yakın dönemde yaşanan gelişmeler ise bu kadim şehrin tarihinde yeni bir sayfa açtı. Uzun yıllar valiler aracılığıyla yönetilen Kerkük’te, yaklaşık bir asır sonra yönetimin Türkmenlere geçmesi dikkat çekici bir gelişme oldu. Irak Türkmen Cephesi liderlerinden Muhammet Seman Ağa’nın Kerkük Valisi olarak göreve başlaması, sembolik olduğu kadar siyasi açıdan da önemli bir dönüm noktasıdır. Aynı süreçte, yönetimde denge gözetilerek vali yardımcılığı ve meclis başkanlığı gibi görevlerin Kürtler ve Araplar arasında paylaşılması, çok etnikli yapının korunması adına önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.
Kerkük bugün hâlâ geçmişin izlerini taşıyan, ancak geleceğe dair umutlar barındıran bir şehir. Tarihi derinliği, kültürel çeşitliliği ve toplumsal dokusuyla sadece bir coğrafya değil; aynı zamanda ortak bir hafızadır.
Türkmenlerin, Kürtlerin, Arapların ve diğer toplulukların huzur içinde bir arada yaşadığı bir Kerkük, sadece bölge için değil, tüm Orta Doğu için önemli bir örnek teşkil edebilir.
Selam olsun Türkmeneli’ne; selam olsun yüzyıllardır aynı gökyüzünü paylaşan Kerkük halkına…