İnsanoğlu, yaratılmışların en şereflisi olarak akıl ve düşünme yeteneğiyle yeryüzünde büyük medeniyetler kurdu. Cenab-ı ALLAH’ın insana verdiği bu nimet sayesinde tarih boyunca nice buluşlar yapıldı, insanlık hayatını kolaylaştıran sayısız eser ortaya kondu. Peygamberler insanlığa örnek olacak meslek ve sanatlarla uğraşmışlardı. Örneğin Hz. Nuh (as)gemi yapımını, Hz. Davut (as)demiri işlemeyi, Hz. Süleyman (as) bakırı eşya haline getirmeyi biliyordu.
Tarih boyunca milletler yalnızca günlük yaşamlarını kolaylaştıracak araçlar değil, aynı zamanda kendilerini koruyacak savunma sistemleri de geliştirdiler. Türk milleti de bu konuda daima öncü toplumlar arasında yer aldı. Özellikle Osmanlı döneminde bilim ve teknik alanında dikkat çeken çalışmalar yapıldı. Bu çalışmaları yapanlardan ikisi Sultan IV. Murad döneminde yaşayan Hezarfen Ahmet Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi’dir. Hezarfen Ahmet Çelebi’nin Galata Kulesi’nden Üsküdar’a uçuşu herkes tarafından bilinir. Ancak Lagari Hasan Çelebi’nin gerçekleştirdiği deneme de en az onun kadar dikkat çekicidir.
Tarih 1633 yılını gösterirken Sultan IV. Murad’ın kızının doğumu şerefine büyük şenlikler düzenlenmişti. Evliya Çelebi’nin aktardığına göre Lagari Hasan Çelebi, kendi geliştirdiği yedi kollu bir fişenge binerek gökyüzüne yükseldi. Yaklaşık 50 okka barut macunuyla hazırlanan bu düzenek ateşlenince Hasan Çelebi semaya doğru yükselmeye başladı. Yaklaşık 200 metre yüksekliğe çıkan Lagari Hasan Çelebi’nin 15-20 saniye havada kaldığı anlatılmaktadır. Barutun tükenmesiyle birlikte önceden hazırladığı kanatlarını açan Lagari Hasan Çelebi, süzülerek denize iniş yaptı ve yüzerek karaya çıktı. Lagari Hasan hükümdarın huzuruna çıktı. Sultan IV. Murad bu cesur ve zeki mucidi bir kese altınla ödüllendirdi. Bu olay, Türklerin çok eski dönemlerden itibaren roket ve fişek teknolojileriyle ilgilendiğini göstermesi bakımından son derece önemlidir.
Günümüzde geçmişten alınan bu ilham, modern Türk mühendislerinin çalışmalarında yeniden hayat bulmaktadır. Savunma Sanayiinde son yıllarda gerçekleştirilen atılımlar, Türkiye’nin teknoloji alanında ne denli büyük bir gelişim gösterdiğini açıkça ortaya koymaktadır. 800 kilometre menzilli Tayfun füzesinin ardından üretilip geliştirilen Yıldırımhan füzesi de bu çalışmaların en dikkat çekici örneklerinden biridir. Türk mühendislerinin eseri olan Yıldırımhan füzesi; uzun menzili, yüksek hızı ve güçlü harp kapasitesiyle önemli bir caydırıcı güç olarak değerlendirilmektedir. Savunma teknolojilerinde yerli ve milli üretimin artması, Türkiye’nin savunma sanayii alanında da bağımsızlık hedefleri açısından büyük önem taşımaktadır.
Savunma sanayiinde görev alan mühendislerimizin, teknisyenlerimizin ve emeği geçen tüm çalışanların başarıları milletimiz adına gurur vericidir. Çünkü güçlü bir savunma sanayii, yalnızca askeri bir güç değil; aynı zamanda bağımsızlığın, özgüvenin ve teknolojik kalkınmanın da göstergesidir. Dileğimiz; bilimde, teknolojide ve savunma alanında ülkemizin daha nice büyük başarılara imza atmasıdır. Geçmişten aldığı ilhamı geleceğe taşıyan Türk milleti, üretmeye ve geliştirmeye devam edecektir.
Ramazan Akbaş/TİMETÜRK