$

Dolar

49,5659

€

Euro

55,7692

£

Sterlin

66,1467

₣

Frank

60,1017

₺

Gram Altın

6.631,7400

₿

Bitcoin

4.008.665

$

Dolar

49,5659

€

Euro

55,7692

£

Sterlin

66,1467

₣

Frank

60,1017

₺

Gram Altın

6.631,7400

₿

Bitcoin

4.008.665

Makale 19.10.2026 6 dk okuma

Londra’dan notlar Albaraka zirvesi

Paylaş:

13-14 Ekim’de Londra’da düzenlenen 5. AlBaraka Zirvesi’ne katıldım.

Zirvenin teması “Ethics in Action”, yani eylemde etikti ve iki gün boyunca salonda hep aynı soru dolaştı; “İslami finans ahlaki ilkelerini anlatmakla mı yetinecek, yoksa uygulamaya mı dökecek?”

Defterime çok not aldım. Bu yazıda en çok düşündürenlerini paylaşacağım.

Bir Trilyoner ve 1,2 Milyar Yoksul

Zirvede duyduğum ilk tespit, çağın çelişkisini tek cümlede anlatıyordu. Bu sene dünya ilk kez bir trilyoner gördü, ama çok yoksul insanların sayısı da 1,2 milyar. Trilyoner, SpaceX’in 12 Haziran’daki halka arzıyla servetini 1 trilyon doların üzerine taşıyan Elon Musk. Oxfam’ın hesabına göre bu servet, dünyanın en yoksul yüzde 46’sının, yani yaklaşık 3,8 milyar insanın toplam servetinden büyük.

Aynı kuruluş, Musk’ın servetinin yalnızca yüzde 10’una konacak bir verginin bir yıl boyunca aşırı yoksulluğu bitirmeye yetebileceğini de savunuyor.

Hesaplar tartışılabilir, ama aradaki uçurum tartışılamaz.

Ahlaki Sınırı Olmayan Güç

Konuşmalardan birinde 1945 hatırlatıldı, İkinci Dünya Savaşı bitti ve iki atom bombası atıldı. Bu teknik bir eksiklik değil, etik yoksunluğunun sonucuydu. İnsanlık elindeki gücün ahlaki sınırını çizemedi. Bunu finansa çevirmek zor değil, çünkü ortada büyüklüğü her yıl katlanan ama ahlaki çerçevesi zayıflayan bir sistem var. Ve gerçek şu ki Temel İslami ilkeler uygulanmazsa bütün dünya bunun bedelini ödemeye devam edecek.

İslami finans bu yönü belirleyecek en güçlü araçlardan biri olabilir, kapitalizmin aç gözlülüğünü kırabilir ve insanlığı yeniden insan olmaya götürebilir.

İddianın büyüklüğünün farkındayım. Londra’daki tartışmayı değerli kılan, bu iddiayı slogan olarak bırakmayıp somut mekanizmalara bağlama çabasıydı.

Para Meta mıdır?

Zirvenin en önemli entelektüel başlığı buydu, İslam’a göre para bir meta değildir, kapitalizm ise onu meta gibi kullanıyor. Fark göründüğünden büyük. Para, değiş tokuşu kolaylaştıran ve değeri ölçen bir araçsa, onu kendi başına alınıp satılan, kira getiren bir mala çevirdiğinizde faiz doğar. İmam Gazâlî bin yıla yakın bir süre önce İhyâ’da bunu şöyle anlatır, Altın ve gümüş kendi başına faydası olmayan iki madendir, mallar arasında hakem ve ölçü olsunlar diye yaratılmışlardır. Bu amacın dışında kullanılan para, yani biriktirilip atıl bırakılan ya da faizle çoğaltılan para, ona göre verilen nimete nankörlüktür. Gazâlî parayı bir aynaya da benzetir; kendi rengi yoktur, ama güvenden doğan değeri yansıtır.

Bugünün finans dünyasında bu ayna, başlı başına bir ürün olarak satılıyor. Küresel işlemlerde kullanılan para, toplam para arzının yalnızca yüzde 2’si, geri kalanı spekülasyona gidiyor. Kesin oran kaynağa göre değişir. BIS’in 2025 anketine göre döviz piyasasında günlük hacim 9,6 trilyon dolar, şirketler gibi finansal olmayan müşterilerin payı ise yaklaşık 443 milyar dolar, yani yüzde 5 civarı. Yönü değiştirmiyor. Parayı en çok döndüren, gerçek ticaret değil, paranın kendisi.

Servet Dolaşmalı

Zengin ile yoksul arasındaki servet dağılımı. İslam’ın cevabı bir slogan değil, bir mekanizmalar bütünü; zekât, vakıf, karz-ı hasen, riskin paylaşıldığı ortaklık sözleşmeleri, belirsizliğe ve kumara dayalı işlemlerin yasaklanması. Haşr Suresi’ndeki, malın yalnızca zenginler arasında dolaşan bir güç olmaması gerektiğini söyleyen ayet, bu anlayışın temelidir. Gazâlî de servetin biriktirilip atıl bırakılmasını, yani kenzi aynı çerçevede eleştirir ve başkalarının ihtiyacı varken elindekini tutanı nankör sayar.

İslami finans servete karşı değil, servetin dolaşmamasına karşıdır.

Londra’da beni şaşırtan, bu hassasiyetin Müslüman olmayan çevrelerde de karşılık bulmasıydı. AlBaraka Forum’un zirve öncesi yayımladığı araştırmaya göre İngiliz iş insanlarının yüzde 85’i zarar vermemenin kârdan ağır basabileceğini, yüzde 86’sı da kârın nasıl kazanıldığının ne kadar kazanıldığı kadar önemli olduğunu söylüyor.

Konuşmacılar ise İslami finansın sıradan tasarrufçuyu hizmet, değer ve güvenle ikna etmesi gerektiğine dikkat çekti.

Türkiye’de Akademik Zemin İbn Haldun Üniversitesi

Londra’dan dönerken aklımda bu tartışmaların Türkiye’deki karşılığı vardı. İbn Haldun Üniversitesi bu alanda öne çıkan adreslerden biri. Üniversitenin İslami Ekonomi ve Finans Uygulama ve Araştırma Merkezi (İEFM), finansı yalnızca teknik bir alan olarak değil, güven, adalet ve kurumsal itibarla ilgili ahlaki ve toplumsal bir proje olarak ele alıyor.

Merkez Haziran’da Türkiye-Malezya İslami Sermaye Piyasaları Forumu’na ev sahipliği yaptı. Üniversitede İngilizce yürütülen bir İslam İktisadı ve Finans tezli yüksek lisans programı ve tasarruf finansmanına odaklanan TASFİN merkezi de var. Katılım bankacılığı ve tasarruf finansmanı müşterilerinin güven ve beklentilerini inceleyen saha araştırması ise Londra’da konuşulan etik meselesinin Türkiye ayağı:. Müşteri fıkhi uygunluk, şeffaflık, maliyet ve hizmet konularında sektörden ne bekliyor, sektör bunu karşılayabiliyor mu? Adını taşıdığı İbn Haldun’un bir toplumun refahını adaletle ilişkilendirmesi de bu bağlamda anlamlı.

Etik Süs Olmamalı

Londra’dan iki cümleyle döndüm; Para meta değildir, etik de vitrin süsü değildir. İslami finans kapitalizmin aç gözlülüğüne karşı büyük bir ahlaki iddia taşıyor, ama bu iddia ancak denetlenebilir uygulamalarla anlam kazanır. Türkiye bu yolda iyi bir noktada, katılım bankacılığı sektör içindeki payını yüzde 9’a yaklaştırdı, akademik altyapı güçleniyor.

Ama Eylül’deki fon krizi, güvenin bir kez sarsıldığında ne kadar pahalıya mal olduğunu da gösterdi. “Eylemde etik” bir zirve teması olabilir, bizim için ise bir sınav.

Finansı yeniden bir insan meselesi yapabilecek miyiz?

Tayfun Kaan Gündüz/TİMETÜRK

Etiketler: