$

Dolar

49,0139

€

Euro

56,1125

£

Sterlin

65,2519

₣

Frank

59,1884

₺

Gram Altın

6.740,8000

₿

Bitcoin

4.112.877

$

Dolar

49,0139

€

Euro

56,1125

£

Sterlin

65,2519

₣

Frank

59,1884

₺

Gram Altın

6.740,8000

₿

Bitcoin

4.112.877

Makale 27.09.2026 5 dk okuma

Devlet denetleme kurulu devreye girmeli mi?

Paylaş:

Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanan ekonomi bürokrasisi, sistemde 1 milyon TL'den az parası olan yatırımcılara öncelikli ve hızlı ödeme yapılması kararını aldı. Bu gelişme sevindirici, ama asıl yapısal soruyu ortadan kaldırmıyor; mağduriyet tazmin edilse bile, sistemin neden bu noktaya gelmesine izin verildiği hâlâ cevapsız.

DDK Ne İş Yapar, Ne Zaman Devreye Girer?

Devlet Denetleme Kurulu, Anayasa'nın 108. maddesiyle Cumhurbaşkanlığı'na bağlı olarak kurulmuş, yargı organları dışında kalan tüm kamu kurum ve kuruluşlarında ve de bankalar dahil her türlü gerçek ve tüzel kişiden bilgi ve belge isteyebilme yetkisiyle, idari soruşturma, inceleme, araştırma ve denetleme yapabilen bir kurum. DDK kendiliğinden harekete geçmiyor; Cumhurbaşkanı'nın talimatıyla çalışıyor. DDK, gerek SPK gerekse BDDK'nın üzerinde konumlanan, her ikisinin de karar alma ve risk izleme süreçlerini inceleyebilen bir üst denetim otoritesi.

Bugünkü krizle neredeyse birebir örtüşen emsal, 2005'te yayımlanan DDK'nın SPK raporu. DDK, o dönem SPK'nın 2002-2004 yıllarındaki eylem ve işlemlerini inceleyip yolsuzluk, suistimal, adam kayırmacılığı ve israfa dikkat çeken bir rapor hazırlamıştı. Raporun merkezinde tam olarak bugünkü krizin atası sayılabilecek bir olay vardı. SPK'nın, Türkiye İmar Bankası'nın yetkisiz Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) satışına göz yumması; bankanın TMSF'ye devri sonrasında DİBS bedellerinin ödenmemesi yüzünden yatırımcıların 729 trilyon TL zarara uğramasına yol açmıştı; bu yüzden SPK aleyhine 12.170 dava açılmıştı. DDK raporunda, SPK'nın 2499 sayılı Kanun'un 22/g maddesindeki “yanıltıcı yayın ve duyuruları izleme, yasaklama ve bildirme” görevini savsakladığı tespit edilmiş ve kurumun işleyişini düzeltmek için 11 maddelik somut bir reform listesi sunulmuştu. Yani DDK, yirmi yıl önce bugünkünün neredeyse aynısı olan bir soruyu sormuş ve SPK'ya doğrudan kurumsal reform reçetesi yazmıştı.

Neden Yeminli Murakıplar Değil de DDK?

Bu krizde BDDK, SPK ve Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın üçü de sürecin doğrudan içinde, yani birer taraf konumunda. Düzenleme yapan, denetleyen, kriz anında karar alan ve şimdi de çözüm sürecini yöneten kurumlar bunlar. Bu durumda, söz konusu kurumların kendi bünyesindeki yeminli murakıp ve denetçilerin “kendi kurumlarının geçmişteki ihmalini” incelemesi, ne kadar iyi niyetli yürütülürse yürütülsün, kamuoyu nezdinde tarafsız bir inceleme olarak kabul görmez. Yani mesele murakıpların yetkinliği değil, konumlarının verdiği yapısal çıkar çatışması. DDK'nın buraya girmesi istenen nokta da tam olarak bu. SPK başta olmak üzere ilgili kamu kurumlarındaki risk izleme, erken uyarı ve karar alma süreçlerinin, sürecin hiçbir tarafı olmayan, tamamen bağımsız bir üst otorite tarafından incelenmesi.

SPK ve BDDK'nın Kendi İç Denetimini Yeniden Kurmak

Bu konu ciddi bir uzmanlık gerektiriyor. Sermaye piyasaları, portföy yönetimi, algoritmik/koordineli işlem tespiti gibi teknik alanlarda derinlemesine bilgi şart. DDK'nın burada elini güçlü kılan bir yapısal özelliği var, gerekirse dışarıdan uzman ekip görevlendirerek, kendi çatısı altında bu incelemeyi yürütebiliyor.

Böylece hem bağımsızlığını koruyor hem de teknik yetersizlik riskini dışarıdan uzmanlıkla kapatıyor. Bu incelemenin sonunda DDK yalnızca “ne oldu” sorusuna cevap vermekle kalmayıp, benzer krizlerin tekrarlanmaması için somut düzenleme önerileri de sunabiliyor. Bu öneriler SPK ve BDDK'nın kendi iç denetim mimarisini yeniden tasarlamasına doğrudan girdi oluşturabilir. DDK'nın doğrudan Cumhurbaşkanlığı'na bağlı olması, onu bu tür önerileri gerçek ağırlıkla ortaya koyabilecek, devletin en üst denetim kurumu konumuna taşıyor.

Sonuç

455 bin yatırımcıyı etkileyen, 18 milyar dolarlık bir krizde tek başına faillerin cezalandırılması ya da mağdurların tazmin edilmesi yeterli bir cevap değil. Bugünkü toplantıda atılan adımlar krizin insani boyutunu hafifletebilir, ama sistemin neden bu kadar geç tepki verdiği sorusu cevapsız kalırsa, benzer bir kriz başka bir portföy yönetim şirketinde, başka bir sektörde tekrarlanabilir. DDK'nın devreye girmesi, hem bu spesifik krizde tarafsız bir hesap verebilirlik mekanizması sağlayacak hem de SPK ve BDDK'nın kendi iç denetim mekanizmalarını bağımsız bir üst otorite gözünden yeniden gözden geçirmesine, gelecekteki erken uyarı sistemlerini güçlendirmesine imkan tanıyacaktır. Bu yüzden evet, Cumhurbaşkanımız güçlü iradesiyle DDK devreye girmelidir.

Tayfun Kaan Gündüz/TİMETÜRK

 

Etiketler: