2400 yıl önce, Platon demokrasiyi tiranlığın bir önceki durağı olarak tarif ediyordu. Bu teşhis kulağa aşırı ve çağının ötesinde geliyor.
Platon'un kullandığı Güneş Benzetmesi ve Devlet Gemisi Alegorisi günümüz demokrasilerinin yaşadığı aşınmayla yan yana koyduğumuzda, filozofun 2.400 yıl önce sorduğu sorunun hâlâ cevaplanamadığını görüyoruz.
Ama belki de bazı ülkeler bu soruna bir cevap buldu.
Gölgelerle Yönetilen Bir Toplum
Platon, Devlet'in altıncı kitabında, “İyi” olanın bilgiyle ve hakikatle ilişkisini güneşe benzetir. Nasıl ki güneş olmadan göz hiçbir şeyi göremezse, “İyi” olmadan akıl da hiçbir şeyi gerçek anlamda bilemez. Güneşin aydınlattığı şeyler gerçek, karanlıkta kalan şeyler ise yalnızca gölgedir.
Bir toplum, hakikatin ışığı yerine mağaradaki gölgelerle yönetilmeye başlarsa, gerçek bilgiden değil, görünüşten beslenen bir yönetim ortaya çıkar.
Dümeni Kim Tutmalı?
Bir gemiyi düşünün; kaptan genç ve deneyimsiz, güçsüz ve biraz sağır, biraz miyop ve denizcilik bilgisi sınırlı ama sadece hevesli ve sadece yeni. Gemideki tayfalar ise yıldızlara bakarak rota çizmeyi bilmiyor ama her biri dümeni kendisinin tutması gerektiğine inanıyor.
Kaptanı şarapla sarhoş edip ikna kabiliyeti yüksek olanlar dümeni ele geçiriyor; gerçek seyir bilgisine sahip olan kişi ise “işe yaramaz bir yıldız falcısı” olarak kenara itiliyor.
Platon'un sorduğu soru şu; Bir gemiyi yönetmek için denizcilik bilmek gerekiyorsa, bir devleti yönetmek için neden bilgelik gerekmesin?
Biz bu iki tabloyu da biliyoruz, bugünün saf parlamenter demokrasilerine baktığımızda bu tabloyu biz zaten yaşıyoruz.
Sosyal medya algoritmaları, seçmeni hakikate değil, onun zaten inanmak istediği “gölgeye” yönlendiriyor; siyasetçiler “iyiyi bilen” değil, “gölgeyi en inandırıcı yorumlayan” kişiler haline geliyor.
Saf partiler demokrasisinde bu alegori acı verici biçimde gerçekleşiyor. Dümen, her seçim döngüsünde deneyimsiz, ama ikna kabiliyeti yüksek yeni bir “tayfa”ya geçiyor.
Gemi aynı limanlar arasında dönüp duruyor, uzun vadeli bir rota tutturulamıyor.
Çözüm Belki de Çok Uzakta Değil
Platon'un sorduğu soruya tarihin kendi kendine ürettiği zarif bir cevap var, Anayasal Monarşi.
Bu modelde gemi, hâlâ seçilmiş bir mürettebat (parlamento, hükümet) tarafından yönetilir günlük rotayı onlar çizer. Ama geminin üzerinde, hiçbir seçim rüzgârıyla yer değiştirmeyen, partizan çekişmenin üstünde duran sabit bir yıldız vardır, Hükümdar.
Tam olarak Platon'un gemisindeki yıldızlara bakan bilge gibi, günlük dümen kavgasına karışmadan ulusun kimliğini, sürekliliğini ve bir arada kalma iradesini simgeler.
Birleşik Krallık, bu modelin en olgun örneği. Son on yılda beş başbakan değişti, Brexit ülkeyi ikiye böldü, hükümetler güven oylamalarıyla sarsıldı ama devletin kendisi hiçbir an sarsılmadı, çünkü kraliyet makamı, hangi parti iktidarda olursa olsun, ulusun sürekliliğini ve birliğini temsil etmeye devam etti.
Kraliçe II. Elizabeth'in yetmiş yıllık hükümdarlığı boyunca on beş başbakan görev değiştirdi; hiçbiri devletin kendi temelini sarsmadı, çünkü temel zaten günlük siyasetin üzerindeydi.
Fas, bambaşka bir coğrafyada aynı zarafeti gösterdi. 2011'de Arap Baharı rüzgârı tüm bölgeyi sardığında, Tunus, Libya, Mısır ve Suriye gibi cumhuriyetler ya rejim çöküşü ya da iç savaşla sonuçlanan bir kaosa sürüklenirken, Fas bu fırtınayı nispeten sakin atlattı.
Kral VI. Muhammed, hem “Müminlerin Emiri” (Emir el-Müminin) unvanıyla taşıdığı dini meşruiyeti hem de 350 yıllık Alevî Hanedanı'nın süreklilik gücünü kullanarak hızla yeni bir anayasa hazırlattı, reform sürecini bizzat yönetti ve halkın öfkesini kurumlar aracılığıyla sakin bir kanala yönlendirdi. Kral, günlük siyasi çekişmenin değil, ulusun ve dinin koruyucusu, kurumlar arası en büyük hakem olarak konumlandı tam olarak Platon'un tarif ettiği, fırtınada paniklemeyen, yıldızlara bakmaya devam eden kaptan misali.
Benzer örnekler çoğaltılabilir, Japonya'da İmparator, İkinci Dünya Savaşı sonrası enkaz altındaki bir ulusun yeniden toparlanmasında, hükümetler sık sık değişse de bozulmayan bir birlik sembolü oldu. Ürdün'de Haşimi Hanedanı, bölgenin en istikrarsız coğrafyalarından birinde, çevresindeki birçok cumhuriyet rejim değişikliği ya da iç çatışma yaşarken, onlarca yıldır kesintisiz bir siyasi istikrar sağlıyor. Hollanda, Norveç, İsveç ve Danimarka gibi Kuzey Avrupa anayasal monarşileri ise, dünyanın en şeffaf, en yüksek yönetişim kalitesine sahip ve en istikrarlı demokrasileri arasında düzenli olarak ilk sıralarda yer alıyor.
Günlük siyasetin üzerinde duran bir kurumsal çapanın, partizan kutuplaşmayı yumuşatan etkisinin bir sonucu.
Ve Osmanlı…
Osmanlı'nın kendi tarihi de bu dengenin bozulduğunda neler olabileceğine dair acı bir ders aslında. 1876'daki Birinci Meşrutiyet ve 1908'deki İkinci Meşrutiyet'le merkezi otoritenin meclis ve hizip çekişmelerine açılması, imparatorluğun Balkanlar başta olmak üzere topraklarını hızla kaybettiği döneme denk geldi. Yıldız’da padişahın üzerinde durduğu birleştirici otorite kırılınca, gemiyi bir arada tutan denge de onunla birlikte çözülmüştü.
Osmanlı'nın dağılmasının ardından ortaya çıkan devletlerin yüz yılı aşkın süredir süren sancısı da bu tabloyu tamamlıyor.
İmparatorluğun enkazı üzerinde, çoğu dışarıdan çizilmiş sınırlarla kurulan Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Yemen ve Filistin gibi coğrafyalar bugün hâlâ iç savaşlar, mezhepsel ve etnik çatışmalar, bölünmüş yönetimler ve çökmüş ekonomilerle anılıyor. Balkanlar'da da Bosna ve Kosova gibi örneklerde çözülememiş siyasi gerilimler sürüyor. Üstelik Mısır, Irak, Yemen ve Libya'da monarşilerin darbelerle devrilmesinin ardından yaşanan istikrarsızlık döngüleri, birleştirici bir çapanın kalkmasının bedelinin ne kadar ağır olabildiğini gösteriyor. Aynı coğrafyada ayakta kalan Ürdün ve Fas'ın görece istikrarı da bu dersi tersinden doğruluyor.
Yıldız Değişmeyince Gemi Kaybolmuyor
Platon'un gemisindeki asıl trajedi, dümeni tutanın sürekli değişmesi değil, geminin yön bulmasını sağlayacak sabit bir referans noktasının tamamen ortadan kalkmasıydı.
Anayasal monarşi, tam olarak bu referans noktasını geri veriyor. Güç mutlak değil, anayasayla sınırlı. Ama varlığı, ulusun kimliğini günlük siyasetin çalkantısından koruyan sabit bir yıldız işlevi görüyor. Birleşik Krallık'tan Fas'a, Japonya'dan İskandinavya'ya kadar bu modelin başarılı örnekleri, Platon'un 2.400 yıl önce sorduğu sorunun cevabının ne saf bir filozof-kral diktatörlüğünde, ne de dizginsiz bir çoğunluk demokrasisinde, ikisi arasındaki zarif dengede yattığını gösteriyor.
Gemi, mürettebatı her seçimde değişse de, yıldızı değişmediği sürece kaybolmuyor.
Tayfun Kaan Gündüz/TİMETÜRK