$

Dolar

46,6526

Euro

53,3505

£

Sterlin

61,9416

Frank

57,7976

Gram Altın

6.020,4600

Bitcoin

2.810.601

$

Dolar

46,6526

Euro

53,3505

£

Sterlin

61,9416

Frank

57,7976

Gram Altın

6.020,4600

Bitcoin

2.810.601

Makale 30.06.2026 4 dk okuma

Kefil olurken aslında neye imza atıyorsunuz?

Paylaş:

"Hatır için bir imza..." Türkiye'de belki de en pahalı cümlelerden biridir.
Çoğu insan kefalet sözleşmesini bir dostluk göstergesi, bir güven ilişkisi veya geçici bir formalite olarak görür. Oysa hukuk, kefaleti duygularla değil sonuçlarıyla değerlendirir. Attığınız o imza, borçlu borcunu ödeyemediğinde, kendi mal varlığınızı da borcun teminatı haline getirebilir.

Kısacası kefil olmak, başkasının borcunu kendi borcunuz gibi üstlenmeyi kabul etmektir.
İşte tam da bu nedenle Türk Borçlar Kanunu, kefili koruyabilmek adına kefalet sözleşmesini sıradan bir sözleşme olmaktan çıkarmış, çok sıkı şekil şartlarına bağlamıştır. Kanunun aradığı şartlardan biri dahi eksikse, kefalet hukuken geçersiz hale gelir.

Yazılı Şekil Zorunludur

Kefalet sözleşmesi mutlaka yazılı olarak yapılmalıdır.
"Ben ona kefilim." ya da "Ödemezse ben öderim." şeklindeki sözlü beyanların hukuk dünyasında hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Kanun, böylesine ağır sonuçlar doğurabilecek bir yükümlülüğün ancak yazılı iradeyle kurulabileceğini kabul etmiştir.
Kefilin Kendi El Yazısıyla Yazması Gereken Bölümler
Kanun koyucu, kefilin neye imza attığını tam anlamıyla bilmesini istemektedir. Bu nedenle bazı bilgilerin bilgisayarla yazılması veya matbu olarak hazırlanması yeterli görülmemiştir.

Kefilin kendi el yazısıyla;Sorumlu olacağı azami miktarı,Kefalet tarihini,Müteselsil kefil olacaksa bu iradeyi açıkça gösteren ibareyi yazması zorunludur.
Bu unsurlardan herhangi biri kefilin el yazısıyla yazılmamışsa, sözleşme baştan itibaren geçersiz sayılır.

Eşin Yazılı Rızası Neden Aranıyor?

Kanunun en önemli koruma mekanizmalarından biri de eş rızasıdır.
Çünkü kefalet yalnızca kefilin değil, çoğu zaman bütün ailenin ekonomik geleceğini etkileyebilecek sonuçlar doğurur.
Bu nedenle evli bir kişinin kefil olabilmesi için eşinin yazılı muvafakati gerekir. Üstelik bu rızanın en geç kefalet sözleşmesi kurulurken verilmiş olması zorunludur. Sonradan verilen onay, eksikliği gidermez.
Kanunda bazı istisnalar bulunsa da genel kural budur.

Kefalet, Asıl Borca Bağımlıdır

Kefalet bağımsız bir borç değildir.Ortada geçerli bir asıl borç yoksa kefalet de ayakta kalamaz. Hukuken geçersiz bir borç ilişkisine dayanılarak kurulmuş kefalet sözleşmesi de hüküm ifade etmez.

En Büyük Fark: Adi Kefalet mi, Müteselsil Kefalet mi?

İnsanların çoğu bu ayrımın farkında bile değildir.
Adi kefalette alacaklı önce asıl borçluya başvurmak zorundadır.
Ancak uygulamada özellikle banka kredilerinde tercih edilen sistem müteselsil kefalettir. Bu durumda alacaklı, borçlunun kapısını çalmadan doğrudan kefile yönelebilir.
İşte "Ben sadece imza attım." cümlesinin en ağır sonuçlarından biri de burada ortaya çıkar.

Kefalet Sonsuza Kadar Devam Etmez

Kanun, bireysel kefalet bakımından önemli bir süre sınırlaması da getirmiştir.
Sözleşmede aksi öngörülmemişse kefalet en fazla on yıl devam eder. Süre dolduğunda kefalet kendiliğinden sona erer. Devam etmesi isteniyorsa aynı şekil şartları yeniden yerine getirilerek yenilenmesi gerekir.

Sonuç
Kefalet, dostlukla başlayan ama çoğu zaman icra dosyasında sona eren hukuki ilişkilerden biridir.
İmza atıldığı gün hiçbir ödeme yapılmamış olabilir. Ancak o imza, yarın bir gün evinizi, aracınızı, maaşınızı ve birikimlerinizi ilgilendiren ciddi bir mali sorumluluğa dönüşebilir.
Bu yüzden kefalet sözleşmesini "hatır için atılmış bir imza" olarak değil, kendi borcunuzun altına imza atıyormuş gibi değerlendirmek gerekir. Hukuk bazen tek bir imzaya yıllar sürecek sonuçlar yükler. Kefalet de bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Yurdal Kılıçer/TİMETÜRK

Etiketler:
Yurdal Kılıçer
Yurdal Kılıçer

Köşe Yazarı