Yaz mevsiminin sıcak yüzünü yeni yeni hissettirdiği günlerde, geçtiğimiz hafta rotamızı İstanbul’un tarihi yarımadasına, Edirnekapı’ya çevirdik. Dar sokakları, Arnavut kaldırımları ve geçmişin izlerini bugüne taşıyan cumbalı renkli evleriyle bu semt, eski İstanbul’un yaşayan hafızası gibi ziyaretçilerini karşılıyor.

Kariye’ye doğru ilerlerken her adımda tarihin katmanları arasında dolaşıyorsunuz. İstanbul’un fethinden sonra 58 yıl daha kilise olarak varlığını sürdüren yapı, 1511 yılında camiye dönüştürülmüş. 1945’te ulusal anıt ilan edilen ve 1948’de müze statüsüne kavuşan Kariye, bugün yeniden cami olarak hizmet veriyor. Doğu Roma döneminden günümüze ulaşan eşsiz mozaik ve freskleriyle dünya sanat tarihinin en önemli yapılarından biri olan Kariye Camii, Bizans resim sanatının adeta zirve noktası.

Osmanlı döneminde ince bir sıvayla kapatılan bu eserler, böylece tahrip olmaktan kurtarılmış ve günümüze kadar ulaşabilmiş. Ziyaret öncesinde küçük bir mola vermek isteyenler için, dev ağaçların gölgesinde yer alan mütevazı çay bahçeleri huzurlu bir nefes alanı sunuyor. Ancak caminin aktif ibadethane olduğunu hatırlatmakta fayda var; namaz saatlerinde ziyaretçi girişleri geçici olarak kısıtlanabiliyor ve uygun kıyafetle giriş yapılması gerekiyor.
Mahalle Aralarında Saklı İstanbul

Kariye’den aşağıya doğru mahalleye indiğinizde ise İstanbul’un samimi yüzüyle karşılaşıyorsunuz. Sokak aralarında oyun oynayan çocuklar, eski binaların arasında süregelen mahalle kültürü, Fatih’in hala yaşayan ruhunu hissettiriyor.
Yolunuzu biraz daha uzatıp Molla Aşkı Terası’na doğru yürüdüğünüzde ise İstanbul’u tepeden izleme fırsatı buluyorsunuz. Her ne kadar bakımsız bir görüntü verse de, bu noktada karşınıza çıkan manzara tüm yorgunluğunuzu unutturacak güzellikte. Şehrin silueti, tarih ve doğanın iç içe geçtiği bir tablo gibi ayaklarınızın altına seriliyor.

Bazen bilmediğiniz sokaklara sapmak, yeni semtler keşfetmek gerekir. İstanbul’un tarihi yarımadası, bu keşifler için eşsiz bir açık hava müzesi gibi… Her köşe başında sizi şaşırtacak bir yapı, bir hikaye ya da bir manzara mutlaka karşınıza çıkıyor.
“Gönül Sırdır”

Bu haftaki yazımı, ruhunuza dokunacak bir kitap önerisiyle bitirmek istiyorum: Korhan Kandemir’in “Gönül Sırdır” adlı eseri.
Kandemir, gönlü şöyle tarif ediyor:
“Gönül… Adı dilde, yeri seste, kendisi gizde bir misafir. İnsan onun içimizde olduğunu bilir ama tam yerini gösteremez. Kalpten derin, akıldan sessiz, ruhtan ince bir varlıktır.” Gönül bazen bir suskunlukta açılır, bazen bir bakışta kendini gösterir. Kalp duyar ama gönül bilir. Kalp sever ama gönül teslim olur. Çünkü gönül, insanın en derin yeridir; Rabb’in nazar ettiği yerdir.
Bu yüzden gönül incitilmemeli. Çünkü kırıldığında sesi çıkmaz. İnsan çoğu zaman bir gönlü kırdığını fark bile etmez. Oysa gönül, en ağır yükleri bile sessizce taşır.
İnsan, gönlüyle insandır.
Gönlünüzü kıymet bilenlerle doldurmanız, yollarınızın sizi güzel rotalara çıkarması dileğiyle…
Gülçin Ertunç/TİMETÜRK