Geçen hafta “Erteleme Hastalığı” başlığıyla karşınıza çıktım değerli okuyucu. Yazının içinde “Tul-i Emel” kavramı vardı. Aslında bu kavram doyumsuzluk, doymak bilmeyen hırs, neye sahip olsa daha fazlasını, daha çoğunu isteyen ruh hali anlamlarını da içinde taşımaktadır. Değerli Dostum, Eğitimci, Yazar Hayri Bostan da kendi köşesinde “Dünyaya Abanmak” diye bir yazı kaleme almıştı. Aynı hafta ayrı yerlerde aynı konuyu dile getirmiş ve birbirimizi arayarak tevafuk ettiğimizi ifade etmiştik.
Geçen hafta Hz. Ali (r.a.)’ın bir şiirinden alıntı yapmıştım. Onun devamını Türkçe anlamıyla şimdi vermek istiyorum:
“Nefs, dünyalık için ağlar durur. & Kurtuluşun dünyalıklardan (ruhen) arınmak olduğunu bilmesine rağmen (böyledir). & Tüm yeryüzü nefse verilse yine de yetmez. & Tok gözlü (kanaatkâr) ol ki, her şeyin sahibi olasın. & Buna rağmen şayet dünyada rahat edemiyorsan. & O halde tüm dünya nimetleri kendisine verilenlere bak. & Dünyadan bir tutam pamukla kefenden başka bir şey götürebilmişler mi?! Elbette götürememişlerdir. Bazen o da nasip olmayabilir. İşte bu nedenle de “Kanaat bitmez tükenmez hazinedir “ denmiştir.
İslam, ahlaklı bireylerden meydana gelen bir toplum oluşturmayı hedefler. Ahlak öyle halim selim gözükmek, saç, sakal bırakmak veya tesettürlü olmaktan ibaret değildir. Bunlar şekildir. Önemli bir şekildir. Ancak altı doldurulmayınca şekilden öteye gitmez. O şekil iyice sindirilmiş ruhtan kaynaklanmalıdır. Ahlakın güzelliği, fırsat ele geçtiğinde de, toplum içinde de, yalnızken de dürüst olabilmektir. Yetkiyi kendi menfaatine kullanmamaktır. Özellikle de kamu hizmeti sunanalar buna daha da dikkat etmeliler. Dürüstlük “ben dürüstüm“ demekle olmaz. İnsan zaten dürüst olmak zorundadır. Bu öğünülecek bir durum da değildir. Müslüman ise daha-daha dürüst olmalıdır. Çünkü Müslüman aynı zamanda İslam’ı referans göstererek hayat yaşama eylemi ortaya koyuyor. Yahut suretimiz bu anlamı çağrıştırıyorsa sîretimizin de (yaşantımızın da) böyle olması icap eder. Dürüst davranmak sadece “yasal olanı yaptım” demekten ibarete değil, aynı zamanda kendi kendine de, vicdanında da dürüst olmayı gerektirir.
Son zamanda ortaya çıkan yolsuzlukları bizim yargılama ve ceza verecek yetkiye sahip değiliz. Hele bir de ciddi iddialarla yargılananların, gündemdeki olaylar üzerinden tüm bir camiayı zan altında bırakacak söylemleri kötü niyetten başkası değildir. Bir de bizim önemli değerlerimizden olan tesettürümüze, haccımıza, namazımıza, duamıza vb. dil uzatmak ve olumsuz bir olay üzerinden yüklenmek sadece kötü niyet ve bozuk zihniyetten ibarettir.
Evet, belirli bir konuma gelmiş, önemli görevler üstlenmiş, verdiği görüntü ile İslam’ı kimlik olarak benimsemiş birinin veya birilerinin tamahkâr olması, dünya nimetlerine bu kadar çakılıp kalması asla kabul edilemez. Bu tür kişilerin çok mütevazı, tok gönüllü ve kanaatkâr olması gerekir. Burada şunu da hatırlatmakta yarar var: Acaba bu fırsatı yakalayan kaç kişi elinin tersiyle iter? Kusura bakmayın böyle bir imtihana tabi tutulmadan bol keseden atıp tutmak, esip gürlemek gayet kolaydır. Bu sınava tabi tutulduğunda sağlam kalabilmektir asıl iş.
Mağdur olduğunu söyleyenlere gelince bu da tartışılır. Çünkü fonlara girenler çok para kazanma tamahkârlığına kapılarak sisteme girmiştir. Anında ekonomik refaha tırmanmayı hayal eden kimselerdir. Bunu hayal edebilirler ancak “on koyup bin almak” hangi vicdanın kabul edeceği bir iştir? Bunlar bu kumarı bilerek oynayanlardır. Mağduriyet değil hayale kapılma ve uyanıklık vardır. Böyle bir durum bazılarını yukarı çeker, bazılarını aşağı iter. Bir ekonomi uzmanın dediği gibi, “İnsanlar yalan söylemeyi ve yalan dinlemeyi seviyor.” İşte meselenin püf noktası budur. “Şu kadar kazandırıyormuş, bu kadar kazandırmış, adam bir milyon koymuş bir milyar almış“ gibi yemlik sözler doyumsuz iştahları buralara sürüklemiştir. Kısacası mağdur yok, “dünyalığa abanmak” var. Yani kanaatkâr olmamak var. Aç gözlülük ve doyumsuzluk var. Bunu da gözden kaçırmayalım lütfen. Bu da akılda tutulmalı.
Bu arada devlet dediğimiz organizasyonun bürokratik hantallığı terk edip zamanında müdahale etmesi gerekirdi. Burada ihmali olan bürokratalar derhal sorgulanmalı ve gerekli cezalar verilmelidir. Elbette bu yanlışa bulaşanlara da en ağır cezalar verilmelidir.
Yusuf Sarıkaya/TİMETÜRK