جمود العين من قسوة القلب& و قسوة القلب من كثرة الذنوب
وكثرة الدنوب من نسيان الموت& و نسيان الموت من طول الأمل
“Gözün yaşarmaması, ağlayamamak kalp katılığındandır.
Kalp katılığı ise günahın çokluğundandır.
Günahın çokluğu da ölümü unutmaktandır.
Ölümü unutmaksa tul-i emel/ sonraya ertelemedendir.”
Bir kısmını aldığım bu şiirin Hz. Ali’ye (r.a.) olduğu ifade ediliyor. Dünyayı kasıp kavuran, bütün olumsuzlukların kaynağı sınırsız istek, bitmek tükenmek bilmeyen arzular ve ölümü unutup dünyanın ebedi olduğu zannına kapılmaktır.
İbnü’l Cevzî Telbîsü’l İblîs/ Şeytanın Tuzakları isimli eserinin on üçüncü bölümünü Tûl-i Emel’e ayırmıştır. Yani hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanma ve bu nedenle ahiret hayatı ile ilgili hep erteleme de şeytanın tuzaklarından bir tuzak olarak ifade eder. Cevzî der ki: “ Bir Yahudi veya Hristiyan’ın kalbine ne zaman İslam sevgisi gelse ( ve Müslüman olmayı istese) iblis onu hemen durdurur ve “Acele etme, biraz ertele ve bekle, iyice düşün” diyerek ona tuzak kurar. Böylece o kişiyi küfür üzere ölene kadar erteletir durur. Aynı şekilde günahkâr insanı da tövbe etme konusunda erteler. Ona şehvetine uymayı hoş gösterir ileride sonra tövbe edeceği ümidini vererek ömrünü tüketmesini sağlar.”
Erteleme alışkanlığı dediğimiz “tesvif” pek çoğumuzun tuzağıdır. Onun için هلك المسوفون “ Erteleyenler helak olmuştur .” denmiştir. Bunun da sebebi: Dünya hayatını (âcile olanı) çok sevmek, ahiret hayatını ertelemektir. (İnsan/ 27; Kıyame / 20-21)
Yine aynı eserde :”O (şeytan) herkese sürekli ertelemeyi sevdirmeye çalışır, işleri hep ileriye (sonra yaparım diyerek) erteletir. Hâlbuki akıllı ve basiretli, (ileri görüşlü) kişi kararlılıkla harekete eder. Kararlılık ise zamanı iyi değerlendirmek, ertelemeyi ve emellere kapılmayı terk etmek demektir…Hayır konusundaki gevşeklik ve kötülüğe ve yanlışa yönelmenin sebebi tul-i emel (sınırsız ve bitmeyen arzu ve istek ve (zamanında olması gereken şeyi) gelecek zamana ertelemek) tir. (Yani kendini ölümsüz sanmaktır. Geleceğe dair garantisi varmış vehmine kapılmaktır.) İnsan kötülüğü bırakıp hayra yönelmeyi sürekli iç dünyasında planlar, ancak bunu hep “ileride yaparım” diyerek erteler…İşte insanların dünyadaki hali böyledir. Onlardan kimi hazırlıklı ve uyanıktır. Ölüm meleği geldiğinde pişman olmaz. Kimisi ise aldanmıştır.”
Daha sonraya erteleyen ve ileride yaparım diyerek kendini avutanların göç vakti (ölüm vakti veya zamanında yapılması gereken iş kaçırıldığında) pişmanlık duyar ama o pişmanlık fayda vermez. Şeytanın en büyük tuzağı erteletmektir. “Sonra yaparım” fısıltısını her daim fısıldayarak insanı aldatmak şeytanın en etkili yöntemidir. Gevşeklik, tul-i emel, tembellik insana tabiat olarak yerleşirse şeytan bunu daima kullanır ve hiçbir garantisi olmayan gelecek zamana erteletir. Bu yüzden insan, nefsine karşı savaş alanındaki asker gibi daima uyanık ve tedbirli olmalıdır. Bunu sağlamadığı zaman en güzel ve tertemiz yaratılmış insan, ins ve cin türünden şeytanların tuzağına düşerek kaybedenlerden olur. Merhum Nurettin Topçu : “Kötülük bağımsız bir varlık değil, iyiliğin yokluğu (nedeniyle kötülük var) dır.” Der.
Kısacası büyük, küçük, öğrenci öğretmen, yönetici, yönetilen, halktan biri veya iş adamı herkesin şeytanın tuzağına karşı uyanık olması gerekir. Çünkü O, tuzak kurarak insanların fıtratını bozacağını alenen itiraf etmiştir. Ama iyi kulların bu tuzağa düşmeyeceğini de Rabbimiz ifade etmiştir. (A’raf /16-17)
Yusuf Sarıkaya/TİMETÜRK