Emeklilik hayatımda biraz daha doğayla baş başayım. Küçük bir bahçem ve orada yetişen ürünler var. Sebzesinden meyvesine. Kendi ektiklerimin ve diktiklerimin yanında Huda’yı nabit (kendiliğinden olanlar) var. Evrene dikkatli baktığımızda hiçbir şey kör tesadüfün sonucu olmuş değil. Her şeyi var eden, varlığı da var eden Var, var. Buna imanımız kesin.
Hayat o kadar hızlı akıp gidiyor ki, şaşırırsınız. Daha dün toprağa attığınız kuru tohumlar kısa bir süre sonra sert toprağı, bazen taş yarığını, beton çatlağını delip çıkıyor ve “Ben geldim” der gibi sizi selamlıyor. Şartları hazır olduğunda da meyveye, sebzeye duruyor. Tohumda koca dalları, meyve ve sebzeleri müthiş bir kudret ve kuşatılamaz ilim sıfatıyla var eden o Yüce Yaradan kusursuz varoluş döngüsünü de tabiata yerleştirmiş. Hiç itiraz etmeden varoluş hikmetine itaatkâr bir şekilde uyan kâinatın bu varlıkları, hem evreni ayakları altına serdiği (Mülk/15), halifem (Bakara/30) dediği insanlara hizmet etmeyi sürdürürken aynı zamanda nesillerini de devam ettirmenin derdine düşmüşler adeta. Tohumun içinde hem sebze ve meyveyi yerleştiren Yaradan, aynı zamanda neslin devamın sağlayacak sayısız tohumları da var etmiştir. Her işinde hikmet olan Yaradan telefin çok olacağı varlıkların tohumlarını da çok sayıda yaratmıştır. Büyük bir hikmet ve ders anlamak isteyenler için. Kısacası her bir canlı neslini devam ettirmek için çırpınıp duruyor ihtiyar dünyamızda. Böcekler, kuşlar, otlar hatta dikenler bile neslinin devamının çabasına düşmüşler. Biz dilinden anlamıyoruz ama cansız varlık dediklerimizde de varoluşsal mücadele olduğu kesin. (Bakara/74) Nitekim deprem uzmanları evrenin kendini sürekli yenilediğini buna bağlı olarak ta dünyanın da kendini yenilediğini söylüyorlar.
Kâinatın en saygın, en değerli varlığı olarak yaratılan (Tîn/4) ve her şey kendisine baş eğdirilen insan (Mülk/15), sınırlı iradesi ile bu manzara içinde ne durumda acaba diye baktığımızda maalesef aynı duyarlılıkta göremiyoruz. Sanki yaratılış hikmetine karşı ayak direyen bir görüntü veriyor çoğu insan. Özellikle kendini garantiye aldığını zannedip, gençliğinin ve elde ettiği varlıklarının hiç elinden alınmayacak şeymiş gibi gören mütref insan (şımarık varlıklılar) yanıldıklarının farkında bile değiller. (İsra/ 16. Ayet çok düşündürücü) Nesli ve Harsı yok etmek için adeta yarış halindeler.(Bakara/205) Karamsar değilim. Ancak olanlar da ortada. Değerler erozyonu her tarafa sirayet etmiş durumda. Algı sanki her alanı kuşatmış halde. Gerçeğe ulaşmak için bir sürü kale fethetmeniz, engel aşmanız gerekiyor.
Rahatını ve keyfini düşünen insan bu dünya hayatını ebedi sanıyor veya bedenen ölümle her şeyin sonlanacağını vehmediyor. Bu nedenle de hayat algısı öylece kendisinde davranış biçimine dönüşüyor. Sonra evlilik yapmadan birliktelik, ailesiz yuva, sadece nefsi tatmin için ara sıra bir araya gelmeler ve evli kalmayı çağdaşlığa layık görmeyen, Hars ve Nesli (Medeniyeti, Nesli devam ettirmeyi) tahrip) edip nesilleri bozmaya, medeniyetimizi yok etmeye çalışanlar ortaya çıkıyor. Bu durum insan olmanın onuruna asla yakışmıyor. Fakat ne yazık ki, bu anlayış ve yaşayış biçimi durmadan servis ediliyor. Bin bir türlü algı yolları kullanılarak toplum ifsat edilemeye çalışılıyor. Bu planlı yıkıma karşı hem ailelerin hem de yetkililerin daha ciddi eğilmeleri gerekiyor. Abartmıyorum ve karamsar değilim. Resmi yayın organları bile zaman zaman aile kurumunu ve nesil yetiştirme anlayışını çürütecek söylemlere yer verebiliyor. Bazı aile görsellerinde tek çocuklu ailelere, hatta çocuk yerine hayvanı çocuk yerine koyanlara yer veriliyor. Ayrıca hiçbir aile animasyonlarında tesettürlü bir bayana rastlamıyoruz. İşte bu da algının bir başka çeşididir. Hâlbuki bizim ailelerimizin her birinde pek çok tesettürlü kadın da vardır. Neden bunlar gündeme getirilmiyor düşünmek gerekir. Bunlar neden yok sayılıyor? Algı böyle bir şeydir işte.
Yukarıdan beri anlattıklarım her çağda varlık gösteren ama çoğu zaman etkisi sınırlı kalan bu olumsuzluklar günümüzde parlatılarak toplumu intihara sürükleyen algılara dönüştürülüyor. İntihar deyince de sadece kişinin bedenini yok etmesiyle olmaz. Evet, çok büyük bir travmadır intihar Allah korusun. Ancak zihinsel intihar belki de intiharların en büyüğü ve tesirlisidir. Müslüman cenazesinde ıslık çalmak, kilise müziği yerleştirmek, mum yakıp alkış koparmak zihinsel çürümüşlüğün en canlı örneğidir.
“Işıklar içinde uyu!” Ey zihinsel çürümüşlük ve zihinsel intihar!
Yusuf Sarıkaya/TİMETÜRK