Türkiye'nin önünde sessiz ama tarihi bir tercih duruyor.
Bir yanda her yıl milyarlarca dolarlık petrol ithalatı, diğer yanda ise yerli enerji kaynaklarıyla çalışan elektrikli otomobiller...
Bugün elektrikli araçlar hâlâ çoğu kişi tarafından sadece bir ulaşım aracı olarak görülüyor. Oysa mesele çok daha büyük. Elektrikli otomobil aslında ekonomi, enerji güvenliği, istihdam ve dış ticaret meselesidir.
Türkiye enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü ithalatla karşılıyor. Akaryakıt için ödediğimiz her lira, büyük ölçüde dövize dönüşerek yurt dışına çıkıyor. Aracımızın deposunu doldururken aslında sadece otomobilimizi değil, başka ülkelerin ekonomilerini de finanse ediyoruz.
Şimdi farklı bir senaryoyu düşünelim...
Türkiye yollarında 5 milyon elektrikli otomobil olduğunu varsayalım.
Yıllık ortalama 15 bin kilometre yapan bir araç baz alındığında, bu dönüşüm sayesinde yaklaşık 7,5 milyar litre benzin tüketiminin önüne geçilebiliyor.
Bugünkü (18.07.2026) benzin litre fiyatı 65 TL’yi baz alırsak, bu miktarın ekonomik karşılığı yaklaşık 487,5 milyar TL.
Daha da önemlisi, uzmanların hesaplamalarına göre böyle bir dönüşümün Türkiye'nin dış ticaret açığı üzerinde yıllık yaklaşık 43 milyar dolarlık olumlu etki oluşturabilecek bir potansiyeli bulunuyor.
Bir an durup bu rakamı düşünelim.
43 milyar dolar...
Bu rakam birçok ülkenin yıllık ihracatından daha büyük.
Yüzlerce fabrikanın yatırım bütçesine eş değer.
Binlerce kilometre hızlı tren hattı, yüzlerce okul, hastane ve teknoloji merkezi demek.
Kısacası Türkiye'nin cebinde kalabilecek devasa bir ekonomik güç demek.
Elektrikli otomobillerin en önemli avantajlarından biri de enerjinin büyük bölümünün ülke içinde kalmasıdır. Benzinli araçlarda yakıtın kaynağı çoğunlukla ithal petrol iken, elektrikli araçlar giderek daha fazla yerli ve yenilenebilir enerjiyle beslenebiliyor.
Bu nedenle elektrikli araçların yaygınlaşması sadece sürücülerin yakıt masrafını azaltmıyor.
Dövizin ülkede kalmasına yardımcı oluyor.
Cari açığın azalmasına katkı sağlıyor.
Enerji bağımsızlığını güçlendiriyor.
Ve belki de en önemlisi yeni sektörlerin doğmasını sağlıyor.
Şarj istasyonları, batarya fabrikaları, enerji depolama sistemleri, yazılım geliştirme merkezleri, bakım servisleri ve yenilenebilir enerji yatırımları...
Elektrikli dönüşüm büyüdükçe bu alanlarda on binlerce yeni istihdam oluşuyor.
Dünyanın elektrikli araçlara yönelmesinin nedeni sadece çevre duyarlılığı değil.
Çin, Avrupa ve ABD bu dönüşümün ekonomik değerini gördü.
Elektrikli araç artık otomotiv sektörünün ötesine geçmiş durumda.
Bir ülkenin teknoloji seviyesini, sanayi kapasitesini ve enerji stratejisini belirleyen unsurlardan biri haline geldi.
Türkiye de bu dönüşümün dışında değil.
TOGG'un üretime başlaması, yeni batarya yatırımları, hızla büyüyen şarj ağı ve artan elektrikli araç satışları bunun en somut göstergeleri.
Ancak asıl mesele kaç adet elektrikli otomobil satıldığı değil.
Asıl mesele her yeni elektrikli otomobilin Türkiye ekonomisine ne kazandırdığı.
Çünkü elektrikli otomobil sadece bir araç değildir.
Her elektrikli otomobil daha az petrol ithalatı demektir.
Daha az döviz çıkışı demektir.
Daha güçlü enerji güvenliği demektir.
Daha fazla yatırım ve istihdam demektir.
Ve belki de en önemlisi, Türkiye'nin gelecekte daha güçlü, daha rekabetçi ve daha bağımsız bir ekonomiye sahip olması demektir.
Sorulması gereken soru artık şudur:
Petrole milyarlarca dolar göndermeye devam mı edeceğiz, yoksa o parayı kendi ülkemizde tutup geleceğimize mi yatırım yapacağız?
Bir sonraki köşe yazımda görüşmek dileğiyle…
Adem Eyüroğlu/TİMETÜRK