Washington, petrol gelirlerini keserek İran’ı teslim olmaya zorluyor. Ancak Hürmüz’de uzayan kriz; enerji fiyatları, enflasyon ve kamu borcu üzerinden ABD ekonomisine de giderek büyüyen bir maliyet yüklüyor.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran’a karşı “tarihin en ağır yaptırımlarının” uygulanacağını açıkladı.
Washington’ın hedefi, İran’ın petrol ihracatını durma noktasına getirerek ülkenin en önemli gelir kaynağını kesmek.
Bessent’e göre yaptırımlar ve deniz ablukası, büyük çaplı yeni bir askeri operasyona gerek kalmadan İran yönetimini çöküşe sürükleyebilir.
İlk veriler, baskının sonuç verdiğini gösteriyor.
İran’ın petrol sevkiyatı 2025’te günlük ortalama 1,4 milyon varil düzeyindeydi. Ağustos 2026’da bu miktar yaklaşık 534 bin varile kadar geriledi.
Ancak petrol piyasasında uygulanan baskının yalnızca hedef alınan ülkeyi etkilediği söylenemez.
İran’a yöneltilen ekonomik silahın geri tepmesi, Washington açısından giderek daha ciddi bir risk oluşturuyor.
ABD’nin amacı ne?
İran ekonomisinin en kırılgan noktası petrol gelirlerine bağımlı olması.
Bu nedenle ABD’nin stratejisi doğrudan İran topraklarını ele geçirmekten çok, ülkenin dış dünyayla ekonomik bağlantılarını kesmeye dayanıyor.
Deniz ablukası İran tankerlerinin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol taşımasını zorlaştırırken, yeni yaptırımların İran petrolünü satın alan ülkeleri ve şirketleri de hedef alması bekleniyor.
Bu baskının merkezinde ise Çin bulunuyor.
Çin, İran’ın deniz yoluyla ihraç ettiği petrolün yüzde 80’den fazlasını satın alıyordu. Özellikle Şandong’daki bağımsız rafineriler, piyasa fiyatının altında satılan İran petrolünden yararlanıyordu.
Ancak sevkiyatların azalmasıyla Çinli rafineriler Brezilya ve Irak gibi alternatif tedarikçilere yönelmeye başladı. İran petrolü ise yıllardır uygulanan indirimin tersine, bazı işlemlerde daha yüksek fiyatlardan alıcı buluyor.
Dolayısıyla Washington, yalnızca İran’ın gelirini azaltmıyor; aynı zamanda İran ile Çin arasındaki enerji bağlantısını da zayıflatmaya çalışıyor.
Maliyet neden ABD’ye dönüyor?
ABD bugün dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri. Bu nedenle 1970’lerdeki enerji krizlerine kıyasla dışarıdan gelen petrol şoklarına karşı daha dayanıklı.
Fakat petrol küresel bir piyasada fiyatlanıyor.
Hürmüz’den geçen petrol miktarının azalması, yalnızca İran’dan petrol alan ülkelerde değil, dünyanın hemen her yerinde fiyatların yükselmesine yol açıyor.
ABD’de çıkarılan petrolün fiyatı da küresel piyasalardaki gelişmelerden bağımsız değil.
Enerji maliyetindeki artış önce benzin ve motorin fiyatlarına, ardından taşımacılıktan gıdaya kadar geniş bir ürün grubuna yansıyor. İran savaşının ilk döneminde ABD’de toptan enerji fiyatlarının bir ayda yüzde 8,5 yükselmesi bunun ilk işaretlerinden biriydi.
ABD Enerji Enformasyon İdaresi de Hürmüz’deki kesintilerin ham petrol fiyatlarını yükselttiğini ve yılın ikinci çeyreği boyunca dalgalanmayı artırdığını belirtiyor.
Bu durum, Trump yönetimi açısından yalnızca ekonomik değil, siyasi bir sorun.
Akaryakıt fiyatları Amerikalı seçmenin günlük hayatında doğrudan gördüğü birkaç ekonomik göstergeden biri. Fiyatlar yükseldiğinde savaşın maliyeti, uzak bir coğrafyadaki askeri harcamadan çıkarak benzin istasyonundaki tabelaya dönüşüyor.
Temmuz ayında yapılan araştırmalar da İran’la çatışmanın enerji fiyatlarını artırmasıyla Amerikalıların ekonomiye duyduğu güvenin gerilediğini gösteriyordu.
Borç baskısı neden önemli?
Washington’ın karşı karşıya olduğu ikinci sorun kamu borcu.
ABD’nin kamu borcu 40 trilyon dolar sınırına ulaşmış durumda. Yüksek faizler nedeniyle bu borcun çevrilmesi giderek daha pahalı hale geliyor.
İran’la çatışmanın uzaması bir taraftan askeri harcamaları artırırken, diğer taraftan petrol fiyatları üzerinden enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor.
Enflasyon yüksek kaldığında ABD Merkez Bankası’nın faizleri hızlı biçimde düşürmesi de güçleşiyor. Faizlerin yüksek kalması ise konut kredilerinden kamu borçlanmasına kadar ekonominin tamamında maliyeti artırıyor.
Böylece Hürmüz’de başlayan kriz üç aşamalı bir zincire dönüşüyor:
Petrol pahalanıyor, enflasyon baskısı artıyor ve borçlanma maliyeti yükseliyor.
Peki kim daha fazla zarar görüyor?
Bu tablo, ABD ile İran’ın eşit ölçüde zarar gördüğü anlamına gelmiyor.
İran ekonomisi üzerindeki baskı çok daha ağır. Ülkede enflasyonun yüzde 70’e yaklaşabileceği, ekonominin ise yüzde 5’ten fazla daralabileceği tahmin ediliyor. Petrol gelirlerinin azalması, para birimindeki değer kaybı ve işsizlik İranlıların temel ihtiyaçlara ulaşmasını dahi zorlaştırıyor.
ABD ise daha büyük, daha çeşitli ve enerji üretim kapasitesi daha yüksek bir ekonomiye sahip.
Bu nedenle asıl soru, yaptırımların İran’a zarar verip vermediği değil. Bunun cevabı açık: Veriyor.
Belirsiz olan, Washington’ın İran’ı istediği siyasi tavizlere zorlayabilmesi için bu baskıyı ne kadar sürdürmesi gerektiği.
Çünkü ekonomik savaşlarda sonucu yalnızca kimin daha fazla zarar gördüğü belirlemiyor. Bazen belirleyici olan, kimin kendi halkına yansıyan maliyeti daha uzun süre taşıyabildiği oluyor.
Aydoğan YÜCE/TİMETÜRK