$

Dolar

46,9988

Euro

53,7812

£

Sterlin

63,1100

Frank

58,2750

Gram Altın

6.224,8000

Bitcoin

2.968.038

$

Dolar

46,9988

Euro

53,7812

£

Sterlin

63,1100

Frank

58,2750

Gram Altın

6.224,8000

Bitcoin

2.968.038

Makale 10.07.2026 4 dk okuma

İnsanlığın sessiz çığlığı: Srebrenitza

Paylaş:

Bosna, Fatih Sultan Mehmed döneminden itibaren Osmanlı medeniyetinin önemli merkezlerinden biri hâline gelmişti. Bosna'nın fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed, bölgede yaşayan farklı din mensuplarının can, mal ve ibadet özgürlüğünü güvence altına alan meşhur Ahidnâme'yi yayımladı. Osmanlı idaresi boyunca Bosna'da farklı din ve milletlere mensup insanlar uzun yıllar barış ve huzur içinde bir arada yaşadı. Asırlar boyunca bölgede istikrar hâkim oldu. Ne var ki Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'dan çekilmesinin ardından bu coğrafya savaşların, ayrılıkların ve acıların merkezi hâline geldi.

Tarih boyunca insanlığın hafızasında derin yaralar açan pek çok acı hadise yaşanmıştır. Peki, kendisini medeniyetin ve insan haklarının beşiği olarak tanıtan Avrupa gerçekten söylendiği kadar medeni midir? Sanayi İnkılâbı ile büyük bir ekonomik ve teknolojik güç hâline gelen, bilim ve teknikte dünyaya yön veren Avrupa'nın insana verdiği değer, ne yazık ki çoğu zaman kendi sınırlarıyla sınırlı kalmıştır. Hümanizm söylemi madalyonun yalnızca görünen yüzüdür. Gelin, tarihin aynasında madalyonun arka yüzüne de bakalım.

1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti yedi cephede aynı anda mücadele etti. İngiliz, Fransız ve Rus ordularına karşı savaşan binlerce Osmanlı askeri esir düştü. Ruslar, esir aldıkları askerleri Sibirya'ya ve Nargin Adası'na gönderirken, İngilizler ise Mısır'daki Seydibeşir Esir Kampı'na sevk etti. Bu kamplarda esirlere insanlık dışı muameleler yapıldı. Seydibeşir Kampı'nda askerler, dezenfekte edilecekleri bahanesiyle kimyasal maddelerin bulunduğu havuzlara sokuldu; bunun sonucunda pek çoğu görme yetisini kaybetti. Yıllar sonra vatanlarına dönebilen esirlerin bir kısmı ise çeşitli uzuvlarını kaybetmişti.

Batı'nın hümanizm anlayışı çoğu zaman yalnızca kendi insanı için geçerli oldu. Dünyanın geri kalanında ise insanlık değerleri sık sık göz ardı edildi. Nitekim sömürgecilik döneminde Cezayir başta olmak üzere Afrika'nın birçok bölgesinde milyonlarca insan ağır zulümlere maruz kaldı. Tarihin farklı dönemlerinde "medenî Batı"nın uyguladığı baskı, işkence ve katliamların izleri hâlâ hafızalardaki yerini korumaktadır.

Batı tarihinin en utanç verici sayfalarından biri ise Bosna-Hersek'te yazıldı. 1992-1995 yılları arasında yaşanan Bosna Savaşı sırasında Avrupa'nın tam ortasında büyük bir insanlık dramı yaşandı. Dünya seyrediyor, Avrupa ise adeta kör ve sağır kalıyordu.

Temmuz 1995. Srebrenitsa Soykırımı öncesinde Birleşmiş Milletler, Srebrenitsa'yı "güvenli bölge" ilan etmişti. Ancak bölgeyi korumakla görevli Hollandalı BM Barış Gücü askerlerinin yetersiz kalması ve Bosnalı sivilleri koruyamaması sonucunda şehir Bosna Sırp Ordusu'nun kontrolüne geçti. 11-16 Temmuz 1995 tarihleri arasında 8 binden fazla Boşnak erkek ve çocuk sistematik şekilde katledildi. Uluslararası mahkemeler bu katliamı resmen "soykırım" olarak nitelendirdi. Avrupa'nın gözleri önünde binlerce masum insan, yalnızca kimlikleri ve inançları nedeniyle hayatını kaybetti. Bu insanların suçu neydi?

Srebrenitsa'nın en hüzünlü sembollerinden biri de mavi kelebeklerdir. Katliamın ardından Bosna Sırp birlikleri, öldürdükleri Boşnakların kimliklerinin tespit edilmesini güçleştirmek amacıyla cesetleri farklı toplu mezarlara taşıdı. Yıllar sonra bazı bölgelerde mavi kelebeklerin olağan dışı yoğunlukta görüldüğü fark edildi. Yapılan araştırmalarda, bu kelebeklerin insan kalıntılarının bulunduğu topraklarda yetişen bazı bitkilerin çevresinde yoğunlaştığı tespit edildi. Bunun üzerine kelebeklerin görüldüğü alanlarda yapılan kazılarda çok sayıda toplu mezar ortaya çıkarıldı. Böylece binlerce kaybın kimliği DNA analizleriyle belirlenebildi ve aileleri, yakınlarını yıllar sonra da olsa defnedebilme imkânına kavuştu.

Srebrenitsa Soykırımı'nın üzerinden 31 yıl geçti. Avrupa'nın ortasında işlenen bu büyük insanlık suçunu unutmamak ve unutturmamak, yalnızca Boşnakların değil bütün insanlığın ortak sorumluluğudur. Geçmişten ders çıkarılmadığı takdirde benzer acıların yeniden yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Başta Aliya İzzetbegoviç olmak üzere Bosna'nın bağımsızlığı uğruna mücadele eden bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve dualarla yâd ediyoruz. Aziz ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Ramazan Akbaş/TİMETÜRK

Etiketler:
Ramazan Akbaş
Ramazan Akbaş

Köşe Yazarı