Tarihin akışını değiştiren medeniyetler, gücünü yalnızca kılıçlarının keskinliğinden değil, kalemin mürekkebinden almışlardır. Osmanlı Devleti de Selçuklu’dan devraldığı köklü medrese geleneğini geliştirerek eğitime verdiği değeri her devirde ortaya koydu. İznik’te yakılan ilk ilim meşalesi; Bursa, Edirne ve İstanbul başta olmak üzere imparatorluğun dört bir yanına yayıldı.
Bu medeniyette eğitim, hayatın tam merkezindeydi. Bir çocuk 4 yaş 4 ay 4 günlük olduğunda, mahallede düzenlenen "Âmin Alayı" adlı muazzam bir merasimle sıbyan mektebine adım atardı. Köylerden mahallelere kadar yayılan bu temel eğitim ağı, Osmanlı tebaasının ilme gösterdiği saygının en somut nişanesiydi.
Zamanın ruhu değiştikçe, maarif anlayışı da kabuk değiştirdi. II. Mahmut Han döneminde sıbyan mekteplerinin üzerine inşa edilen Rüştiyeler, devletin büyük şehirlerinde modern eğitimin ilk harcını kardı. Tanzimat’la başlayan bu modernleşme hamlesi, Sultan II. Abdülhamid Han döneminde zirveye ulaştı.
Sultan II. Abdülhamid Han’ın Eğitim Davası
Bugün bazı çevrelerce "çağın gerisinde kalmakla" itham edilen Sultan II. Abdülhamid Han, aksine dönemin en büyük maarif hamlesini başlattı. Eğitimi merkezden taşraya yayan Sultan, mektepleri tebaanın yeteneklerine göre çeşitlendirdi:
· Mesleki ve Teknik Eğitim: Çoban mekteplerinden bugünki meslek liselerinin temeli sayılan Sanayi Mekteplerine kadar geniş bir yelpaze tesis edildi.
· Kadın Eğitimi ve Yükseköğretim: Kız öğretmen okulu olan Darülmuallimat, mühendislik harikası Hendese-i Mülkiye ve günümüzün köklü kurumları (İstanbul Üniversitesi/Darülfünun, Marmara Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) bu dönemin eseridir.
· Zengin Müfredat: Rüştiyelerde öğrenciler Arapça ve Farsça’nın yanında Fransızca öğreniyor; hem dinî hem de fennî dersleri bir arada görüyordu.
Rüştiyelerin üzerine açılan İdadiler, Sultaniler ve en tepede Darülfünun... Bu zorlu süzgeçlerden, ağır imtihanları geçerek "şehadetname" (diploma) alan mektepliler; hem bürokraside görev aldı hem de vakti geldiğinde cephelere koştu. Ne yazık ki Osmanlı’nın bu iyi yetişmiş, mektepli nesli, vatan savunmasında şehit düşünce; Cumhuriyet’in ilk yıllarında yetişmiş insan gücü eksikliği derinden hissedildi.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeliyle yetişecek nesiller
Bugün geleceğimizin teminatı hazinemiz gençlerimiz 15 milyon öğrencimiz, binlerce okulumuzda görev yapan yüzbinlerce öğretmenimiz o gün ödenen bedellerin ve köklü maarif mirasının varisleridir.
Günümüzde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeliyle merkezine bilgeliği alan, ahlaki sorumluluk taşıyan erdemli şahsiyetler yetiştirmek amaçlanmaktadır. Mensubu bulunduğu zengin kültür ve medeniyetinin farkında olan, çağın gereklerine uygun bilimde, sanatta, sporda, maddi ve manevi her anlamda kendini yetiştiren ve geleceğe ilerleyen nesiller yetiştirilmelidir.
Yeni eğitim-öğretim döneminde tüm öğrencilerimize zihin açıklığı dilerken; bu kutsal mesleğin bir mensubu olarak, geleceği inşa eden bütün meslektaşlarıma kolaylıklar ve başarılar diliyorum.
Ramazan Akbaş/TİMETÜRK