Türk tarihinin şanlı sayfaları incelediğinde kimi imparatorluklar kuran, kimi çağ açıp çağ kapatan, kimi ise krallara diz çöktüren nice büyük hükümdara rastlanır. Fakat bu hükümdarlar arasında öyle biri vardır ki, bizzat Abbasi Halifesi tarafından "Ebu’l-Feth" (Fetihlerin Babası) unvanıyla şereflendirilmiş, bir milletin kaderini ve coğrafyasını sonsuza dek değiştirmiştir: Sultan Muhammed Alparslan.
Selçuk Bey’in torunu, Çağrı Bey’in evladı olan Alparslan, çocukluğundan itibaren Karahanlı ve Gazneli mücadelelerinin içinde yetişmiş usta bir cengâverdi. Amcası Tuğrul Bey’in geride bir varis bırakmadan vefat etmesi üzerine, sergilediği büyük askeri ve siyasi başarıların bir mükafatı olarak Selçuklu tahtına geçti. Ancak onun gözü her zaman daha ötede, İslam dünyasının birliğinde ve yeni yurtların fethindeydi.
Mısır Seferinden Malazgirt’e
Tarihler 1071 yılı gösterdiğinde Sultan Alparslan, Mısır seferi güzergâhında bulunan Halep’i kuşatmış durumdaydı. Tam bu esnada gelen bir Bizans elçisi İmparator Romen Diyojen’in Malazgirt, Ahlat ve Menbiç’in iadesini talep ettiğini, aksi takdirde devasa bir orduyla Selçukluların üzerine yürüyeceğini bildirdi.
Zaten devasa bir Bizans ordusunun doğuya doğru ilerlediği haberini almış olan Sultan, hiç tereddüt etmeden Mısır seferini yarıda kesti ve yüzünü Malazgirt’e döndü. Dönemin büyük âlimi Ebu Nasr Muhammed’in tavsiyesine uyarak, savaş gününü tüm Müslümanların zafer için duada olacağı Cuma gününe denk getirdi.
"Bugün Burada Ne Emreden Bir Sultan Var..."
Ağustos ayının o mübarek Cuma gününde, Malazgirt Sahrası'nda kılınan Cuma namazının ardından Sultan Alparslan, kefeni simgeleyen beyaz elbisesiyle askerlerinin karşısına geçti. Tarihe geçen şu sözler, o gün sadece ovayı değil, zamanı da titretti:
"Ben, Müslümanların İslam’ın zaferi için dua ettikleri bu saatte düşmanın üzerine atılmak istiyorum. Galip gelirsek arzu ettiğimiz sonuç gerçekleşmiş olur, yenilirsek şehit olarak cennete gideriz. Bugün burada ne emreden bir sultan ne de emir alan bir asker var; ben de içinizden biri olarak sizinle birlikte savaşacağım. Benimle gelmek isteyenler peşime düşsünler, istemeyenler serbestçe geri dönebilirler."
Bu tarihi konuşmanın ardından Malazgirt Ovası; tekbir sesleri, nal şakırtıları ve at kişnemeleriyle inledi. Selçuklu ordusu, Türklerin kadim savaş stratejisi olan Hilal (Turan) Taktiğini kusursuzca sahneye koydu. Merkez kuvvetler sahte bir geri çekilmeyle Bizans ordusunu içeri çekerken, kanatlardaki gizli süvariler düşmanın etrafını sarmalayarak çemberi kapattı.
Bizans ordusu için tam bir hezimetle sonuçlanan bu meydan muharebesinde Sultan Alparslan ve yiğit askerleri muazzam bir zafer kazandı; İmparator Romen Diyojen esir alındı.
Malazgirt Zaferi, yalnızca bir askeri başarı değil; Anadolu’nun kapılarını Türk milletine ardına kadar açan, bu toprakları ebedi Türk yurdu kılan tarihi bir dönüm noktasıdır. Fetihlerin Babası Sultan Alparslan ve o kutlu ordusu, bugün de göğsümüzü kabartan ve bağımsızlık ruhumuzu besleyen en büyük ilham kaynaklarımızdan biri olmaya devam etmektedir.
Kutlu Malazgirt Zaferinin 955.yılında Sultan Alparslan ve kahraman askerlerini rahmetle anıyorum. Ruhları Şad olsun..
Ramazan Akbaş/TİMETÜRK