Merhaba, ben Serap Özer. Birçoğunuz beni iki çocuk annesi, sürekli elinde kamerasıyla koşturan o kadın olarak tanıyor olabilirsiniz. Ama bugün size sadece bir fotoğrafçının değil; kendi içindeki ışığı keşfetmeye karar vermiş bir kadının, bir annenin, bir hayalperestin hikayesiyle merhaba demek istiyorum.
Bugün size, 'yapamazsın' denilenleri nasıl birer motivasyon kaynağına dönüştürdüğümü anlatmak istiyorum.
İlk Alkışı Ailemiz Tutarsa, Dünya Sahne Olur
Bugün size sadece bir girişimcinin değil; Sakarya Hendek'in Hacıkışla köyünde, dört kız ve bir erkek kardeşin üçüncüsü olarak dünyaya gözlerini açan o küçük kızın, bugün 32 yaşında iki çocuk annesi bir kadın olarak verdiği emeğin hikayesini anlatacağım. Köklerim Trabzon Sürmene'ye, ruhum ise üç yaşında Sakarya'ya gelen Artvinli bir annenin şefkatine dayanıyor.
Bilirsiniz, biz kadınlar hayata bazen "çok yönlü bir denge ustası" olarak başlarız. Bir yanımda 8 ve 12 yaşındaki kızım ve oğlum sınavları, okul koşturmacası; diğer yanımda vizörümün arkasından baktığım o büyük dünya...
Mekan çekimleri, menü tasarımları ve organizasyonlar derken, bazen kendimi bir fırtınanın ortasında ama çok mutlu bir kaptan gibi hissediyorum.
Peki, bu kadar sorumluluğun arasında nasıl "koşabiliyorum?"
Cevabı çok uzakta aramayın: Güven.
"Sizin 'neden olmasın' dediğiniz o an hangisiydi?"
Bu yolculukta 12 yaşındaki kızım sadece evladım değil, en yakın yol arkadaşım oldu. Ben çekimdeyken kardeşine annelik yapan, sorumluluğu o küçük omuzlarına kocaman bir sevgiyle yüklenen bir abla... "Bakıcı istemiyorum anne, ben kardeşimle ilgilenirim" diyecek kadar koca yürekli bir çocukla birlikte ben de büyüdüm. Onunla içtiğim bir fincan kahve, en yoğun iş günümdeki en büyük ödülüm oldu.
Ve tabii ki, her başarılı kadının arkasında ona köstek değil, destek olan bir eşin varlığı... Şanslıyım, çünkü "Sen ne anlarsın?" diyen değil, "Dene hayatım, ben yanındayım, sana güveniyorum" diyen bir ses var evimde. Babaları çocuklarımızın üzerinden elini hiç çekmedi, yokluğumu hiç hissettirmedi.
Şuna yürekten inanıyorum: Bir kadının başarısına ilk alkışı ailesi tutmalı.
Eğer eşler birbirine onur duyarak bakarsa, güven duyarsa o evde huzur olur. Bir kadın evinde "sen yaparsın" cümlesiyle beslenirse; hem işinde verimli olur hem de çocuklarını sabırla dinleyen, enerjisi tükenmemiş sağlıklı bir anneye dönüşür. Kadın iyi hissederse, dünya iyileşir.
Ben bugün hala istediğim o en uç noktada değilim, hala koşuyorum. Ama biliyorum ki arkamda beni alkışlayan kızım ve oğlum yanımda elini omzumda hissettiğim bir eşim var.
Tutkumun İzinde
Girişimcilik benim için sadece bir iş kurmak değil, bir değer yaratma biçimi. İki çocuk annesi bir kadın olarak, onlara bırakacağım en büyük mirasın sadece bir isim değil, tutkuyla peşinden gidilen bir başarı hikayesi olduğuna inanıyorum.
Cesaretin, annelik şefkatiyle birleştiğinde neler başarabileceğini kanıtlamak için buradayım.
Aynı anda hem bir iş stratejisi geliştirip hem de bir masalı en heyecanlı yerinde anlatabilir misiniz?
Eğer adınız Serap Özer ise, cevabınız her zaman 'evet' olur. Girişimcilik yolculuğumda öğrendiğim en büyük ders, çocuklarımın bana kattığı o eşsiz sabır ve dayanıklılığın iş dünyasındaki en büyük sermayem olduğuydu.
Her şey, dünyaya bir vizörün arkasından bakmayı ne kadar çok sevdiğimi keşfetmemle başladı. Kendi kendime sorduğum o basit ama güçlü soru, hayatımın dönüm noktası oldu: "Madem bu kadar çok seviyorum, neden sevdiğim işi mesleğim haline getirmeyeyim?"
Bu soruyla birlikte konfor alanımdan çıktım. Merakımı bilgiyle birleştirmek için eğitimlere katıldım, tekniklerin derinliklerine indim. Yağmur, çamur ya da dondurucu soğuk demeden; "Daha iyi bir kareyi nasıl yakalarım?" diyerek yollara düştüm. Emeklerim zamanla meyvesini verdi ve önce küçük mekan çekimleriyle profesyonelliğe adım attım. Ardından doğum günlerinin o eşsiz telaşına ortak oldum.
Ancak kalbimin en hızlı attığı yer, çocukların dünyası oldu. Bir çocuğun o en saf, en maskesiz gülümsemesi benim en büyük ilham kaynağım. Onların neşesini dondurmak, aileler için ölümsüz birer anıya dönüştürmek işimden öte tutkum haline geldi. Bu yolculuk beni çok özel yerlere götürdü, çok güzel insanlarla tanıştırdı.
Seyahatlerim, uykusuz geçen gecelerim ve bitmek bilmeyen koşturmacam hep tek bir amaç içindi: Mükemmel anı yakalamak. Bugün, iki çocuk annesi bir girişimci olarak hala aynı heyecanla koşuyorum. Henüz hedeflediğim o en uç noktada değilim belki ama her gün o hayale bir adım daha yaklaşmanın gururunu yaşıyorum. Çünkü biliyorum ki, içinde aşk olan hiçbir yolculuk yarıda kalmaz.
Vizörden Hayata: "Neden Olmasın?" Diyenlerin Hikayesi
Hepimizin hayatında o kırılma anı vardır. Benimki, vizöre her bakışımda kalbimin daha hızlı çarptığını fark ettiğim o andı. Kendime sordum: "Bu kadar sevmeye gücüm varken, neden sevdiğim işi yapmayayım?"
Bu soru, sadece bir kariyer değişikliği değil, bir özgürlük ilanıydı. Kurslar, eğitimler, uykusuz geceler... Yağmurda ıslanırken de, kar altında bir kareyi yakalamaya çalışırken de tek bir pusulam vardı: “Daha iyisini nasıl yapabilirim?” Mekan çekimleriyle başlayan bu serüven, çocukların o büyüleyici dünyasına, en saf gülüşlerine kadar uzandı. Seyahatlerimde yakaladığım her kare, aslında kendi potansiyelime yaptığım bir yolculuktu.
Bugün burada bu köşeyi açmamın bir sebebi var: Size "henüz istediğim yerde değilim ama koşuyorum" demenin gururunu paylaşmak.
Girişimcilik, anne olmak, hayallerinin peşinden gitmek... Bunlar birbirine engel değil, birbirini besleyen güçler.
Eğer sizin de içinizde bir "acaba" varsa, gelin o soruyu birlikte "neden olmasın?"a dönüştürelim. Çünkü bir kadın isterse, dünya onun vizöründen çok daha güzel görünür.
Yolculuğumuz başlıyor, her karede bir ilham bulmak dileğiyle...
Sevgiyle ve cesaretle kalın..
Serap Özer/TİMETÜRK