$

Dolar

45,7303

Euro

53,1430

£

Sterlin

61,7176

Frank

58,1736

Gram Altın

6.677,9500

Bitcoin

3.549.573

$

Dolar

45,7303

Euro

53,1430

£

Sterlin

61,7176

Frank

58,1736

Gram Altın

6.677,9500

Bitcoin

3.549.573

Makale 22.05.2026 11 dk okuma

Benim hikâyem mükemmel olmakla ilgili değil

Paylaş:

Hayatta şunu fark ettim; insan, kendini değerli hissettiği yerde gerçekten parlıyor. “Acaba yapabilir miyim?” diye başladığım her şeyde aslında içimde küçük bir korku, küçük bir geri çekilme varmış. Tıpkı bir yemeği daha tatmadan “Acaba güzel değil mi?” diye düşünmek gibi… Daha ilk lokmada bile bilinçaltın sana beğenmemeyi fısıldıyor. Ben artık o duyguları hayatımdan çıkardım. Ya yaparım dedim ya da hiç yapmam. Çünkü insan, inanmadığı hiçbir şeyde gerçekten mutlu olamıyor.

Yemek fotoğrafçılığıyla başlayan yolculuğum; sahnelere, etkinliklere, okullara, mekanlara, gezilere, yarışmalara kadar uzandı. Ve ben bütün bunların içinde en önemli şeyi keşfettim: İşimi severek yaptığımda huzurlu oluyorum. Ruhum yorulmuyor. Hatta tam tersine, içimde büyüyen mutluluk aileme bile yansıyor. Ben mutlu oldukça enerjim artıyor, sevgim çoğalıyor, evimin havası bile değişiyor.

Ben zaten hayatı sürekli sorun eden biri olmadım. Elbette herkes gibi benim de savaştığım bazı çizgilerim, vazgeçmediğim değerlerim var. Ama olmayan bir şey için kendimi tüketmek yerine “Demek ki hayırlısı bu değilmiş” diyebilmeyi öğrendim. Çünkü mutluluk bazen sadece bulunduğun anı sevebilmekten geçiyor.

İnsan anlaşılmak istiyor… Takdir edilmek istiyor… Ama aslında mesele sadece “mükemmel anne”, “kusursuz ev kadını” ya da “sorunsuz çocuk yetiştirmek” değil. Mesele birbirini gerçekten anlayabilmekte. Bir anne olarak sadece ev temizliğiyle değil, hayalleriyle de var olabilmekte. Çocuğunun ruhunu tanıyabilmekte. Çünkü bir ev; sevgiyle, anlayışla ve birlikte kurulan hayallerle güzelleşiyor.

“Sen başarınca ben de başarmış gibi hissediyorum” diyebilmeliyiz çocuklarımıza. Evet, hayatta başarılı olmak önemli ama bazı başarılar zorlayarak değil; inanarak, hissettirerek ve güven vererek büyüyor. Çünkü çocuk dediğin sadece büyüyen bir beden değil; sevgiyi, anlayışı ve hayatı senden öğrenen küçük bir dünya.

Bir çocuğun sarılabileceğini bildiği bir anneye sahip olması…

Bir babanın eve geldiğinde gerçekten dinlendiğini hissetmesi…

Bir annenin anlaşıldığını bilmesi…

Bence bir evi güçlü yapan şey tam olarak bu.

Dışarıdaki hiçbir olumsuzluk, huzurlu bir yuvanın içine sızamamalı. Çünkü ev dediğin yer; insanın kendisi gibi olabildiği, yorgunken bile sevildiğini hissettiği yer olmalı.

Ve insan anlaşıldığı yerde güçleniyor. Huzurlu oluyor. İşine daha çok sarılıyor. Hayallerine daha çok inanıyor.

En heyecan verici hislerden biri de yaptığın işin karşı tarafa geçmesi… O emeğin hissedilmesi… İnsanların gözlerinde bıraktığın etkiyi görmek… Ve en güzeli; sevdiğin işi yaparken aslında kendini yeniden bulduğunu fark etmek.

Bazı insanlar başarıyı sadece sonuçta görür…

Ama ben başarının, insanın arkasında duran sevgide büyüdüğüne inanıyorum.

Kalabalık bir ailenin içinde büyümek bana sadece aidiyet vermedi; güç verdi. Her düştüğümde arkamda “Sen yaparsın” diyen bir baba vardı. Yorulduğumda bile bana inanan kardeşlerim vardı. İnsan bazen kendine inanmayı unutuyor ama sevildiği yerde yeniden ayağa kalkmayı öğreniyor.

Bugün geldiğim noktada yaptığım her işin içinde biraz onların sesi var. Babamın güveni, kardeşlerimin desteği, ailemin bana verdiği o cesaret… Çünkü insanın en büyük gücü, birilerinin ona gerçekten inanmasıymış.

Ama bütün bunların içinde en özel duygu ne biliyor musun?

Kızının sana gururla bakması…

Onun gözlerinde sadece bir anne değil; çalışan, üreten, vazgeçmeyen bir kadın görmek… İşte bu, bütün yorgunlukların önüne geçen bir his.

O büyüdü… Ve artık verdiğim emeği anlayabiliyor. Gece geç saatlere kadar çalışmanın, sürekli yeni şeyler öğrenmeye çalışmanın, koşturmanın nedenini görüyor. Benim sadece para kazanmak için değil; hayallerim için, geleceğimiz için mücadele ettiğimi hissediyor.

Ve en güzeli… Ona emeksiz hiçbir şeyin olmadığını anlatabiliyorum. Bazen sözlerle değil, yaşayarak öğretiyorum bunu. Çünkü çocuklar en çok annelerinin hayatına bakarak büyüyor.

Ben kızımın sadece güçlü bir kadın görmesini istemedim.

Korksa bile yürüyen bir kadın görmesini istedim.

“Yapamam” dediği anda bile yeniden deneyen bir kadın…

Çünkü biliyorum; bugün beni izleyen gözler, yarının karakterini oluşturuyor.

Belki de bu yüzden artık biri bana “Nasıl başardın?” diye sorduğunda tek bir şey düşünüyorum:

İnandım.

Destek gördüm.

Vazgeçmedim.

Ve şimdi anlıyorum ki; insanın kendine sorduğu “Neden yapamayayım?” sorusu, hayatını değiştiren ilk adım olabiliyor.

Belki yol uzun…

Belki yorucu…

Belki herkes anlamıyor…

Ama bir gün dönüp arkana baktığında; kurduğun hayatın içinde aileni, çocuğunu, hayallerini ve emeğini aynı yerde görebiliyorsan… İşte gerçek başarı tam da bu oluyor.

Ben hâlâ öğreniyorum.

Hâlâ koşuyorum.

Hâlâ daha iyisini olmak için uğraşıyorum.

Çünkü hayaller, yalnızca cesaret edenlerin hayatında gerçeğe dönüşüyor.

Benim koşturmam sadece bir iş için değil…

Kendimin daha iyi bir versiyonu olabilmek için.

Her yeni gün bana başka bir şey öğretiyor. Yeni insanlar, yeni mekanlar, yeni hikayeler… Bir gün bir mekanın en güzel anını yakalarken, başka bir gün bir doktorla yapılan iş birliğinde insanların hayatına dokunan bir emeğin parçası oluyorum. Her tanıştığım insan bana başka bir pencere açıyor. Ve ben her defasında biraz daha büyüyorum.

Annelik zaten başlı başına büyük bir emek. Ama bir yandan hayallerinin peşinden koşmak… İşini büyütmek… Sürekli üretmek… Vazgeçmeden devam etmek bambaşka bir güç istiyor. Yorulduğum günler olmuyor mu? Elbette oluyor. Ama insan sevdiği şey için yorulunca içinde garip bir huzur taşıyor.

Ben çocuklarıma sadece “iyi bir anne” olmayı değil, kendi ayakları üzerinde duran, hedefleri olan, pes etmeyen bir kadın olmayı da göstermek istiyorum. Çünkü bir çocuk en çok gördüğünden öğreniyor. Annesinin hayatla savaşmadan ama vazgeçmeden yürüdüğünü görmek, ona da güç veriyor.

Benim hikayem mükemmel olmakla ilgili değil.

Gelişmekle ilgili.

Her gün bir adım daha ileri gidebilmekle ilgili.

Çünkü biliyorum; insan kendine inandığında hayat da ona yeni kapılar açıyor. Ve ben artık korkarak değil, inanarak yürümeyi seçiyorum.

Koşturuyorum…

Ama yetişemediğim için değil.

Hayallerime biraz daha yaklaşabilmek için.

Bazı insanlar başarıyı sadece sonuçta görür…

Ama ben başarının, insanın arkasında duran sevgide büyüdüğüne inanıyorum.

Kalabalık bir ailenin içinde büyümek bana sadece aidiyet vermedi; güç verdi. Her düştüğümde arkamda “Sen yaparsın” diyen bir baba vardı. Yorulduğumda bile bana inanan kardeşlerim vardı. İnsan bazen kendine inanmayı unutuyor ama sevildiği yerde yeniden ayağa kalkmayı öğreniyor.

Bugün geldiğim noktada yaptığım her işin içinde biraz onların sesi var. Babamın güveni, kardeşlerimin desteği, ailemin bana verdiği o cesaret… Çünkü insanın en büyük gücü, birilerinin ona gerçekten inanmasıymış.

Ama bütün bunların içinde en özel duygu ne biliyor musun?

Kızının sana gururla bakması…

Onun gözlerinde sadece bir anne değil; çalışan, üreten, vazgeçmeyen bir kadın görmek… İşte bu, bütün yorgunlukların önüne geçen bir his.

O büyüdü… Ve artık verdiğim emeği anlayabiliyor. Gece geç saatlere kadar çalışmanın, sürekli yeni şeyler öğrenmeye çalışmanın, koşturmanın nedenini görüyor. Benim sadece para kazanmak için değil; hayallerim için, geleceğimiz için mücadele ettiğimi hissediyor.

Ve en güzeli… Ona emeksiz hiçbir şeyin olmadığını anlatabiliyorum. Bazen sözlerle değil, yaşayarak öğretiyorum bunu. Çünkü çocuklar en çok annelerinin hayatına bakarak büyüyor.

Ben kızımın sadece güçlü bir kadın görmesini istemedim.

Korksa bile yürüyen bir kadın görmesini istedim.

“Yapamam” dediği anda bile yeniden deneyen bir kadın…

Çünkü biliyorum; bugün beni izleyen gözler, yarının karakterini oluşturuyor.

Belki de bu yüzden artık biri bana “Nasıl başardın?” diye sorduğunda tek bir şey düşünüyorum:

İnandım.

Destek gördüm.

Vazgeçmedim.

Ve şimdi anlıyorum ki; insanın kendine sorduğu “Neden yapamayayım?” sorusu, hayatını değiştiren ilk adım olabiliyor.

Belki yol uzun…

Belki yorucu…

Belki herkes anlamıyor…

Ama bir gün dönüp arkana baktığında; kurduğun hayatın içinde aileni, çocuğunu, hayallerini ve emeğini aynı yerde görebiliyorsan… İşte gerçek başarı tam da bu oluyor.

Ben hâlâ öğreniyorum.

Hâlâ koşuyorum.

Hâlâ daha iyisini olmak için uğraşıyorum.

Çünkü hayaller, yalnızca cesaret edenlerin hayatında gerçeğe dönüşüyor.

Serap Özer/TİMETÜRK

Etiketler:
Serap Özer
Serap Özer

Köşe Yazarı