$

Dolar

49,0395

€

Euro

55,2858

£

Sterlin

64,9071

₣

Frank

59,0456

₺

Gram Altın

6.584,1700

₿

Bitcoin

4.148.535

$

Dolar

49,0395

€

Euro

55,2858

£

Sterlin

64,9071

₣

Frank

59,0456

₺

Gram Altın

6.584,1700

₿

Bitcoin

4.148.535

Makale 02.10.2026 6 dk okuma

Fon krizinde sorun yatırımcıda mı, sistemde mi?

Paylaş:

Bir fon krizi, borsanın şeffaf denetimini, yatırımcının güvenini ve hatta reel ekonominin geleceğini ilgilendiren bir meseleye dönüştü. Asıl soru belki de tam burada başlıyor: Fonzedeler yanlış yatırım mı yaptı, yoksa yatırımcıyı bu noktaya taşıyan sistem mi yeterince güvenli değildi? SPK onaylı bir yapıya güvenerek parasını yatıran yüz binlerce insanın bugün “Paramı nasıl geri alırım?” diye sorması, meseleyi yalnızca birkaç şirketin veya birkaç kişinin yaptığı spekülatif işlemler üzerinden değerlendirmeyi yetersiz kılıyor.

· Fon Krizi: Sorumluluk Sadece Yatırımcıda mı?

Yatırımcı elbette yaptığı yatırımın riskini taşımalıdır ancak bir yatırım aracı belli kurumlardan onay alıyor, piyasada işlem görüyor ve milyonlarca liralık tasarrufu kendisine çekiyorsa, yatırımcının “Bu yapı denetleniyor” diye düşünmesi normal karşılanabilir. Dolayısıyla ortaya çıkan olağanüstü değerlemeler, spekülatif hareketler ve fonlardaki erimeler yalnızca yatırımcının açgözlülüğüyle açıklanamaz. Sistem, riskleri zamanında görebilecek ve gerektiğinde müdahale edebilecek mekanizmalara sahip olmalıdır.

Üstelik bugün tartıştığımız şey yalnızca birkaç yüz bin yatırımcının zararı da değildir. Borsadaki sert hareketler, doğrudan veya dolaylı olarak milyonlarca yatırımcıyı etkileyebiliyor. Bir fonun içerisindeki sorun, birkaç şirketin bilançosundan çıkıp bütün piyasada güven problemine dönüşebiliyor.

· Borsa İstanbul ve Yeni Düzenleme Tartışması

Burada Borsa İstanbul’un yeni düzenlemeleri ve sermaye piyasasının işleyişi yeniden tartışmaya açılıyor. Bir şirketin halka arz edilen yüzde 20’si veya yüzde 30’u, şirketin tamamının gerçek ekonomik değerinin katbekat üzerine çıkabiliyorsa, artık yalnızca “Borsa böyle bir şey” demek yeterli değildir.

Düşünün: 100 milyon liralık bir şirketiniz var. Bunun yüzde 20’sini halka arz ediyorsunuz. Halka açık bölümün piyasa değeri bir süre sonra 400 milyon liraya çıkıyor. Ortada 100 milyon liralık bir şirket varken, şirketin yüzde 20’si nasıl oluyor da şirketin tamamından dört kat daha değerli hale geliyor? İşte burada fiyat ile ekonomik gerçeklik arasındaki kopuşu sorgulamak gerekiyor.

Bir hisse 30 liradan 60, 100 liraya yalnızca alıcı bulabildiği için çıkmamalı. Şirket üretimini artırmışsa, cirosunu büyütmüşse, ihracatı yükselmişse, kârlılığını arttırmışsa bunun fiyatlamaya yansıması anlaşılabilir. Fakat şirketin üretiminde, cirosunda veya ihracatında ciddi bir değişiklik yokken yalnızca “Bir başkası daha yüksek fiyata alıyor” diye değerinin katlanması, reel ekonominin değil beklentinin fiyatlanmasıdır.

· Fonzedelerin Yaklaşımı: Güven Yeniden Nasıl Kurulacak?

Bugünkü beklenti yalnızca zararlarının telafi edilmesi değil, ne olduğunun açık biçimde ortaya konulmasıdır. Kim ne kadar yatırım yaptı, hangi işlemler gerçekleştirildi, kimler kazanç sağladı ve oluşan zararın kaynağı neydi?

Bu soruların cevabı şeffaf biçimde ortaya konulmadıkça “güven” yeniden tesis edilemez. Eğer hukuken suç teşkil eden işlemler varsa bunların sorumluları kim olursa olsun soruşturulması gerekir. Aynı zamanda masumiyet karinesi korunmalı, iddia ile kesinleşmiş gerçek birbirinden ayrılmalıdır. Çünkü burada yapılması gereken şey birilerini peşinen suçlu ilan etmek değil, paranın izini sürmektir. Sermaye piyasalarının en büyük avantajlarından biri de budur: İşlemler kayıt altındadır. Paranın nereden geldiği, nereye gittiği, hangi işlemler üzerinden kimlerin kazandığı araştırılabilir.

·  Sıcak Para, Swap Tedbirleri ve Reel Ekonomiyle Kopan Bağ

Burada geçmişte alınan swap tedbirlerini de hatırlamak gerekiyor. Berat Albayrak'ın Hazine ve Maliye Bakanlığı döneminde, özellikle yurt dışından gelen kısa vadeli sermaye hareketlerinin ve TL üzerinden kurulan bazı işlemlerin döviz likiditesi ve kur üzerindeki etkilerini sınırlamaya yönelik swap piyasasına ilişkin tedbirler uygulanmıştı. Bu yaklaşımın arkasındaki temel tartışmalardan biri, sıcak paranın kolayca girip aynı hızla çıkmasının finansal piyasalar ve kur istikrarı üzerindeki etkisiydi.

Çünkü sıcak para ile fabrika yatırımı aynı şey değildir. Bir yatırımcı bugün parasını getirip yarın daha yüksek fiyat gördüğünde parasını çıkarabiliyorsa, o para ülkenin üretim kapasitesine uzun vadeli bir katkı yapmak zorunda değildir.

Asıl çelişki burada ortaya çıkıyor. Bir fabrika sahibi 100 milyon lira bulduğunda o parayla makine alır, tesis kurar, çalışan istihdam eder ve ürününü satar. Bunun karşılığını almak aylar, hatta yıllar sürebilir. Borsada ise aynı 100 milyon lira bugün bir hisseye girip yarın çıkabilir. Fabrikanın üretim takvimiyle borsadaki paranın hareket hızı arasında uçurum vardır.

Üstelik dört yılda marka oluşturmaya çalışan ihracatçı ile dört günde değerini ikiye katlayan bir hisseyi aynı ekonomik başarı ölçüsüyle değerlendirmek mümkün değildir. Reel ticaret güveni, üretimi ve sabrı ister. Spekülatif fiyatlama ise çoğu zaman yalnızca bir sonraki alıcının daha yüksek fiyat ödeyeceği beklentisine dayanabilir.

·  Reçete Daha Fazla Para Değil, Daha Fazla Güven

Fon krizinden çıkışın reçetesi yalnızca zararların bir bölümünü karşılamak değildir. Şeffaflık, denetim, hesap verebilirlik ve reel üretim odaklı bir sermaye piyasası birlikte kurulmalıdır.

Yatırımcı yaptığı işlemin nereye gittiğini bilmeli; düzenleyici kurumlar risk büyümeden müdahale edebilmeli; şirketlerin piyasa değerleri yalnızca al-sat hareketleriyle değil, gerçek ekonomik performanslarıyla desteklenmelidir. Uzun vadeli yatırımı teşvik eden, üretim ve ihracat gibi somut göstergeleri değerlemeye daha güçlü biçimde bağlayan mekanizmalar tartışılmalıdır.

Çünkü mesele aslında çok basit: Bir şirketin değeri, yalnızca insanlar o kâğıdı birbirlerinden daha pahalıya aldıkları için büyüyorsa ortada büyüyen bir şirket değil, büyüyen bir beklenti vardır. Sermaye piyasasında asıl büyümesi gereken şey kâğıdın fiyatı değil, ülkenin üretim kapasitesidir. Güven yeniden kurulacaksa reçete de buradan başlamalıdır.

Selam ve Dua ile…

Fatih Çiçek/TİMETÜRK

Etiketler:
Fatih Çiçek
Fatih Çiçek

Köşe Yazarı