Son günlerde Türkiye’nin gündemi fon krizi ve siyasete yansımaları. Bunun nedeni Portföy yönetim şirketlerinin yönettiği yatırım fonlarından kaynaklanan dolandırıcılık.
Yatırım fonları genellikle finansal durumu iyi olanlar ve finansal okuryazarlığı bulunan kişilerin ilgi duyduğu bir alan. Bu kişiler nispeten piyasa ortalamasının üzerinde getiri arayışında olanlardır. Bunun için yatırım kararlarını bu işin profesyoneli olan portföy yönetim şirketlerine emanet ederler.
Parasal varlığı olan geniş toplum kesimi ise yatırımlarını doğrudan kendi yapmayı tercih eder. Bunlar; mevduat, döviz ve kıymetli maden gibi herkesin bildiği ve aracı kullanmadan yapılabilecek işlerdir. Fon yönetimi ise uzman kişilere ve aracı kurumlara ihtiyaç duyar. Bu nedenle daha sınırlı ve nitelikli bir yatırımcı kesime hitap eder. Bundan dolayı da sermaye piyasası kanununa, SPK, Borsa, PYŞ, Takasbank gibi düzenleyici, denetleyici ve aracı kurumlara ihtiyaç vardır.
Fon krizi ilk çıktığında Sermaye piyasalarında önemsenirken, kamuoyunda pek karşılık bulmadı. Kendisini doğrudan etkilemeyen ve konu hakkında fazla bilgisi olmayanlar fonum yok fonu olan düşünsün demiş olabilir. Toplumun geneli varlık yönetim yerine borç yönetimi ile meşgul olduğu için varlıklıların kendi arasındaki bu vurguna kayıtsız da kalabilir.
Ancak durum hiç de öyle değil. Birbiri içine geçmiş ekonomi çarklarında bir yerde sıkıntı olduğu zaman bu, tüm kesimleri olumsuz etkileme potansiyeline sahiptir. Her şeyden önce piyasalarda oluşan güven kaybı herkesi etkiler. Burada fazlası var. Şimdi fon krizinin biraz da rakamsal boyutuna bakalım.
Krize neden olan, 7 portföy yönetim şirketinin bünyesinde bulunan 131 fon. 450 bin yatırımcının mağdur olduğu ve finansal kaybın yaklaşık 826 milyar TL (17 milyar dolar) civarında olduğu söyleniyor. Henüz devam etmekte olan krizin boyutu ve yan etkileri tam olarak hesap edilemediği için net rakam daha sonra ortaya çıkacaktır. Sermaye piyasalarındaki bu krizin iç ve dış piyasada oluşturduğu itibar ve güven kaybının verdiği hasarı hesap etmek de kolay değil.
Fon Krizi Kimleri Etkiliyor?
Fon krizi öncelikle bu fonlara yatırım yapan yatırımcıları doğrudan etkilemiştir. Vurgunu planlayanlar ile bunun kurbanları arasında bir servet transferi yaşanmıştır. 450 bin yatırımcıdan bahsederken bunların ekseriyeti mağdur durumdadır. Buna karşın manipülasyonu yapan ve bunların peşine takılan bir gurup bu işten karlı çıkmıştır. Tüm bunların kayıtları ilgili kurumlarda bulunmaktadır.
Fonların çöküşü ile oluşan temerrüt riski ve satış baskısı yiyen fon yönetim şirketlerinin likidite krizine sürüklenmesi alınan tedbirlerle önlenmiş, tüm fon piyasasını ve borsayı etkilemesinin önüne geçilmiştir. Ancak şişirilmiş hisse senetlerinin değer kayıpları borsayı ve yatırımcıları olumsuz etkilemeye devam etmektedir. Şimdilik kısmi kontrol sağlanmış olsa da çözümün zaman alacak olması olumsuz etkilerin bir dönem daha devam edeceğini göstermektedir.
Enkaz ortadadır ve bu enkazın başarılı bir şekilde kaldırılması sağlanmazsa krizin etkileri devam edecek ve yayılacaktır. Bu süreçte oluşan güven kaybından dolayı bir kısım yatırımcıların fon ve borsadan çıkıp TL mevduata yöneldiği görülüyor. Türkiye’nin son yıllarda oluşumuna ve gelişimine büyük önem verdiği sermaye piyasaları bu krizle ciddi güven kaybına uğramış ve yatırımcıları tedirgin etmiştir. Her halde fon krizinin yukarıda bahsettiğimiz doğrudan finansal kaybı yanında ekonomiye verdiği dolaylı zarar daha büyük gibi görünüyor.
Bu işin siyası sonuçlarını en iyi siyasetçiler bilir. Ancak bu konuda ekonomi yönetimi ve ilgili kurumların güven kaybettiğini söylemek yanlış olmaz. AK Parti ve Hükümetin nasıl etkileneceği ise süreci nasıl yöneteceği, mağduriyetleri nasıl gidereceği, sorumluları nasıl cezalandıracağı sonucuna bağlı olarak değişecektir.
Sorumlular Kimler?
Fon krizinin sorumlusu kim? Sorusu önemlidir. Baş sorumlu planlı ve örgütlü şekilde bu işe girişenlerdir elbette. Yani vurgunu planlayanlar. Ancak tabiri caiz ise göz göre göre gelen bu kriz esnasında görev ve sorumluluğunu yapmayanlar da bu işte sorumludur. Manipülasyon gizli mahfillerde ara sokaklarda kameraların olmadığı kuytu köşelerde değil kayıtlar altında herkesin gözetiminde ve denetiminde tabiri caiz ise meydanda olmuştur.
Düzenleyici ve denetleyici kurumların sorumluluğu vardır. Birtakım uyarılara rağmen kriz geliyorum demiştir. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek aylar öncesinden fonlarda manipülasyonlar olduğunu ifade etmiş ancak gerekli adımlar atılmamıştır. Müdahalede geç kalınmış, zarar büyümüştür. Yasal boşluk mu vardır, görevde ihmal mi vardır, yargıda ortaya çıkacaktır.
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan olayın tüm yönleri ile ele alınmasını ve üzerine gidilmesini istemiştir. Tekrarı yaşanmaması için gerekli yasal ve idari düzenlemelerin yapılacağını vurgulaması manipülatörlerin bir takım yasal ve idari boşlukları bildikleri ve bunları lehlerine kullandıkları izlenimini oluşturmaktadır. Düzenleyici ve denetleyici otoritelerin burada büyük bir zafiyet gösterdiği tüm kesimlerce dile getiriliyor.
Tüm bunların merkezinde yer alan SPK, Borsa İstanbul gibi kurumlardan biz yanlış yaptık sorumluluğu üstleniyoruz diye bir açıklama gelmedi. Bu kurumların yöneticilerinden bir istifa da olmadı. Ancak krizin sonlandırılması akabinde bu kurumlarda ciddi yönetim değişiklikleri olacağı kanaatindeyim.
Sayın Erdoğan bu işe bulaşanların korunup kollanmayacağını açık şekilde ifade etmiştir. Kim olursa olsun üzerine gidilecek derken hem bu işi yapanlar hem göz yumanlar ve tedbir almakta gecikenler hem de partisinde, çevresinde bu işe bulaşanlardan hesap soracaktır. Aksi halde siyaseten bu süreç AK Partiyi ve seçmenini üzer. Adalet ve hakkaniyet, sorumluların cezalandırılmasını gerektirir.
Katılım Finans Kuruluşları Fon Krizinin Neresinde?
Fon krizi ile katılım finans sistemi nerede buluşmuştur. Krizin merkezinde Tera Holding ve onun satın alma girişiminde bulunduğu Pusula Holding bulunmaktadır. Pusula Holding bünyesinde katılım finans kuruluşlarından Katılımevim, Birevim ve İktisat Katılım Bankasını barındırmaktadır.
Katılımevim ve Birevim faizsiz konut ve ev edinmek isteyen bireylere katılım finans ilkelerine göre hizmet veren tasarruf finansman şirketleridir. İktisat katılım Bankası ise faizsiz bankacılık yapmak için kurulmuş bir bankadır.
Ortada şöyle bir soru var. Katılım finans kuruluşları üzerinden dolandırıcılık mı yapıldı? SPK'nın son denetim raporunda, Katılım Evim Tasarruf Finansmanı AŞ bünyesinde gerçekleştirilen işlemlerde "Piyasa Dolandırıcılığı" yapıldığının net bir şekilde saptandığı belirtiliyor. Bu doğrultuda Pusula Holdingin ve bağlı şirketlerin yöneticileri tutuklandı. Borsada işlem gören Katılımevim’in piyasa değerinin spekülatif olarak aşırı derecede yükseltilerek bu hissenin bulunduğu fonların yüksek kazançlar sağladığı iddia edilmektedir.
Bu süreçte Katılımevim borsanın piyasa değeri en yüksek şirketleri arasına girmiştir. Yılların katılım bankaları dururken bu şirket onları da aşan piyasa değerine nasıl ulaşabilmiştir. Bunun ekonomik gerçekliği nedir? İslami finansta karşılığı var mıdır?
Sorunun çözümü adına Katılımevim, Birevim ve İktisat Katılım Bankasının Kamu bankası olan Emlak Katılım tarafından devralınması kararlaştırılmıştır. Bu karar şirketleri kurtarma operasyonu demek. Burada oluşacak zararın kamuya yükleneceği şeklinde haklı bir eleştiri var. Ancak yapılanın doğru olduğu kanaatindeyim.
Bu şirketlerde fonlarla yakından alakası olmayan sadece ev ve araba almak için sisteme giren tasarruf sahipleri var. Bunlar fon mağduru da değil. Bu kişiler, kurumlara ve düzenleyici otoriteye güvenerek sisteme katılmışlardır.
Devlet Emlak Katılım üzerinden diğer tasarruf finansman şirketlerinde oluşacak bir sistemik riski ve güvensizliği önlemiş oluyor. Ancak burada kullanılan kamu kaynağının zarara neden olan kişilerden tazmin edilerek yerine konulması gerekir.
Fon krizi ve katılım finans kuruluşlarının bu krizdeki pozisyonları üzerinden şu sorulara cevap aramakta fayda var;
- Katılım finans sistemi dolandırıcılık faaliyetlerine alet edilebilir mi?
- Katılım finans ilkelerine göre faaliyet gösteren fon yönetim şirketlerinde benzer riskler var mı?
- Garar (kapalılık, belirsizlik), aşırı değerleme, spekülasyon, aldatma katılım finans sisteminde nasıl engellenir?
- Katılım finans kuruluşları ve müşterileri fahiş kâr ve risk alma konusunda nerede durmalı?
- Katılım finans kanun taslağı bu tür riskleri ve olumsuz durumları engelleyebilir mi?
- Katılım finans siteminde yatırımcılar nasıl korunabilir, bununla ilgili yasal ve ahlaki kriterler neler olmalı?
- Katılım finans sistemi sadece faiz yasağı üzerine mi inşa edilmeli?
- Katılım finans şirketlerinin dolandırıcılığa aracı olmaması için ne gibi tedbirler alınmalı?
- Sisteme girişlerde sermaye sahipleri ve yöneticilerine sektörün ruhuna uygun kriterler getirilebilir mi?
Elbette yukarıdakilere ilave edilecek konular ve sorular vardır. Bunların tartışılmasında ve ele alınmasında fayda var.
Bir sonraki yazımda fon krizini Katılım finans Sektörü özelinde biraz daha incelemeye çalışacağım.
Dr. Yüksel Keleş/TİMETÜRK