$

Dolar

45,9778

Euro

53,4950

£

Sterlin

61,8848

Frank

58,0545

Gram Altın

6.556,2900

Bitcoin

3.000.367

$

Dolar

45,9778

Euro

53,4950

£

Sterlin

61,8848

Frank

58,0545

Gram Altın

6.556,2900

Bitcoin

3.000.367

Makale 04.06.2026 5 dk okuma

Ekonomide büyümeye devam ediyoruz ama!

Paylaş:

Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde %2,5 büyüme gösterdi. Büyüme rakamı beklentilere yakın gerçekleşti. Yılın tamamında ise yaklaşık %3 lük bir büyüme bekleniyor. Türkiye ekonomisi 23 çeyrektir büyümesini sürdürüyor. Ancak bu büyüme son 2 yılda seçim sonrası ekonomi politikalarının da etkisi ile önceki yıllara göre azaldı. Türkiye’yi %5 ve üzeri büyüme rahatlatır ancak biz %3 seviyesinde seyrediyoruz.

Merkez Bankasının sıkı para politikası iç talebi önemli ölçüde sınırlıyor. Türkiye büyümesini önemli ölçüde iç talebe bağlamış durumda. Hal böyle olunca iç talepteki daralma büyümeyi doğrudan sınırlıyor. Dış talep de iç talepten farklı değil son yıllarda. Dünya genelinde seyreden yüksek enflasyon nedeniyle diğer ülkelerde de yüksek faiz politikası nedeniyle baskılanmış bir tüketim mevcut. Haliyle İhracatımızı olumsuz etkiliyor. Buna bir de baskılanan döviz kurunu eklersek ihracatçı firmaların hayli zorlandığını söyleyebiliriz.

Gelelim ilk çeyrek büyümesinin kompozisyonuna. Bilgi ve iletişim %9,5 ile büyümenin motoru olurken onu %5,2 ile düğer hizmet faaliyetleri, %4,6 ile tarım ormancılık izlemekte. Üretim tarafına bakıldığında ise Sanayi (%-0,8) ve imalat sanayinde (%-1,4) negatif büyümeler gözleniyor. Yani sanayi sektörü küçülüyor. Bu durum 2025 yılının ilk çeyreğinde de böyle.

Büyümeyi kurtaran o dönemde de inşaat sektörü olmuş. Deprem konutları bu konuda inşaatı besleyen en önemli unsurdu. Önümüzdeki dönem de 500 bin sosyal konutun inşaatını dikkate alırsak sanayideki küçülmeyi Türkiye ekonomisi inşaat ile dengeleyecek gibi gözüküyor.

Sanayi sektörü adına durum iyi gözükmüyor. Burada küçülme ve yatırımların durması ilerisi için endişe verici. Diğer sektörler üretimin üzerinden şekilleniyor. Üretimdeki ritmi kaybedersek toparlamak kolay olmaz.

Türkiye’nin dezenflasyon politikasının sonucudur bu durum. Seçim öncesi düşük faiz ve yüksek kur enflasyonu yukarı fırlatmıştı. Tabi ki pandeminin de devam eden etkilerini göz ardı etmemek lazım. Tüm dünyada enflasyon yaşandı. Ama bizimki kadar yüksek olmadı ve yüksek seyretmedi.

Seçimden sonra yüksek faiz ve düşük kur politikasına geçildi. Amaç enflasyonun düşürülmesi. Bedeli ise düşük büyüme ve durgunluk. O zaman ilk politik tercihi eleştirenler şimdi de mevcut politikayı eleştiriyorlar. Ortaya öneri olarak ne koyuyorlar derseniz elle tutulur bir şey yok. Yani faizi düşür kuru serbest bırak, üretimi artır yani iç talebi baskılama. Sonuç kısır döngü.

Dezenflasyon politikalarının sonuç almasının genellikle 3 ila 5 yıl sürebileceği söyleniyor. Şu anda da bu sürecin içindeyiz. Maalesef zor bir dönem. Hem üretici hem tüketici zorlanıyor. Üretici maliyetlerin artmasından, krediye erişememekten, vergi yüklerinden bunalmış durumda. Tüketici de düşen gelirden ve kredi kısıtlarından dolayı istediği harcamaları yapamıyor. Süreç uzadıkça dayanma gücü azalıyor. Dişimizi biraz daha sıkalım da nerede gevşeyeceğiz belirsizliği insanları yoruyor.

Bu yaz biraz rahatlarız derken İran-ABD-İsrail savaşı her şeyi berbat etti. Ben soranlara bu yazı da kaybettik diyorum. Maalesef dezenflasyon süreci yara aldı. Petrol maliyetleri enflasyonu tekrar hareketlendirdi. Devlet fiyatları eşelmobil sistemi ile tüketiciye tam yansıtmadı ve vergileri azaltarak dengeledi ama alınamayan vergiler bütçe dengelerini bozdu. Bu durum kamu borçlanması ya da yeni zamlarla tüketiciye yansıyacak. Kısaca ümitler seneye kaldı desek yanlış olmaz.

Peki farklı bir politika uygulanamaz mı? Burada devletin enflasyonla mücadeleyi terk etmesini beklemek hata olur. Ancak “sadece sıkı para politikasıyla sonuç alınamayacağı” söylemi güç kazanıyor son zamanlarda. Maliye politikasının da devreye girmesi isteniyor. Sanayicinin desteklenmesi ve üretim için kredi imkanlarının açılması talebi var. Şirketler mevcut borçlarını çevirmekte zorlanıyorlar. En azından buranın rahatlatılması isteniyor. Ancak daha geçen günlerde Merkez Bankası tüketici kredilerinde büyüme sınırlarını düşürdü. Yani Merkez sıkmaya devam ediyor. 

Hükümete yakın sanayici ve iş adamlarının da mevcut politikalardan yakındığı biliniyor. İş uzadıkça canı yanan üretici ve tüketici (özellikle 17 milyon emekli) seslerini gittikçe yükseltiyor. Şu ana kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan Mehmet Şimşek ve ekibinin arkasında durdu tüm eleştirilere rağmen. Ancak yaklaşan seçim ve oy kaygısı mevcut politikaların daha ne kadar destekleneceği konusunda merak uyandırıyor. Çünkü vatandaşın desteğine ve sabrına rağmen beklenilen başarı gelmedi henüz. Tekrar bir seçim ekonomisine dönülür mü bilinmez. Onun da sorunu ötelemekten başka sonuç üretmesi pek mümkün değil.

Hükümet, sabırla düze çıkmayı bekleyen vatandaş ile yürütülen ekonomi politikası arasında sıkışmış gözüküyor. Maalesef dış gelişmeler ve uzayan savaş riskleri nedeniyle zorluklar devam ediyor. Bu yıl sonuna kadar da böyle sürecek gibi görünüyor. Farklı politikalara ve gelişmelere ihtiyacımız var.

Dr. Yüksel Keleş/TİMETÜRK

 

 

Etiketler:
Dr. Yüksel Keleş
Dr. Yüksel Keleş

Köşe Yazarı