Bist

14.259,90

$

Dolar

44,8793

Euro

52,8737

Altın

7.011,23

£

Sterlin

60,7238

Bitcoin

$98,542

Bist

14.259,90

$

Dolar

44,8793

Euro

52,8737

Altın

7.011,23

£

Sterlin

60,7238

Bitcoin

$98,542

Makale 05.05.2026 8 dk okuma

Eş seçme kriterleri 2

Paylaş:

Erkeklerin gözünden değişen roller, değişmeyen ihtiyaçlar

Eş seçmek çoğu zaman dışarıdan bakıldığında oldukça basit bir tercih gibi görünür; birini beğenirsin, anlaşabildiğini hissedersin, hayatını onunla paylaşmaya karar verirsin gibi bir akış varmış gibi düşünülür ama işin içine biraz daha yakından bakıldığında bunun aslında sadece iki insanın bir araya gelmesi değil, aynı zamanda geçmiş deneyimlerin, öğrenilmiş davranışların, aileden taşınan ilişki modellerinin ve kişinin kendi iç dünyasındaki ihtiyaçların aynı anda devreye girdiği çok katmanlı bir süreç olduğu görülür.

Erkeklerin perspektifinden bakıldığında ise bu süreç çoğu zaman dışarıdan sanıldığı kadar net bir “seçim listesi” şeklinde ilerlemez; daha çok içten içe çalışan, çoğu zaman dile getirilmeyen ama davranışlara yön veren bir “uyum ve huzur arayışı” şeklinde kendini gösterir.

Değişen toplumsal yapı ve ilişki mimarisi

Geçmişte ilişkiler daha çok net roller üzerinden tanımlanırken, yani erkek ekonomik sorumluluğu üstlenen taraf olarak görülürken kadın daha çok ev içi düzen ve duygusal sürekliliğin taşıyıcısı olarak konumlanırken, bugün bu yapı büyük ölçüde çözülmüş ve yerini daha “esnek ama daha karmaşık” bir ilişki mimarisine bırakmıştır.

Bu dönüşüm aslında sosyolojide “rol bulanıklığı” olarak da okunabilecek bir durumdur; çünkü artık iki taraf da hem ekonomik hem duygusal hem de sosyal alanlarda aktif olduğu için ilişkiler daha eşit görünse de aynı zamanda daha fazla beklenti üretir hale gelmiştir.

Mesela eskiden “iyi eş” denildiğinde daha çok sorumluluklarını yerine getiren, düzeni koruyan ve ilişkiyi stabil tutan bir profil akla gelirken, bugün aynı kavramın içine hem duygusal zekâ, hem iletişim becerisi, hem de bireysel özgürlük alanına saygı gibi çok daha geniş bir anlam alanı yerleşmiş durumdadır.

Erkeklerin seçiminde “görünmeyen algoritma”

Erkeklerin eş seçiminde dışarıdan bakıldığında çoğu zaman fiziksel çekim, sosyal uyum ya da ortak yaşam tarzı gibi daha görünür kriterler öne çıkıyormuş gibi algılansa da, aslında bu sürecin arka planında çok daha sessiz ama belirleyici bir “duygusal güven algoritması” çalışır.

Bu noktada bağlanma örüntülerinden gelen içsel refleksler devreye girer; yani kişi bunu bilinçli olarak hesaplamasa bile, yanında olduğunda rahat mı hissediyor, kendini açıklamak zorunda kalıyor mu, yanlış anlaşılma ihtimali sürekli zihnini meşgul ediyor mu gibi sorular aslında seçim davranışını şekillendirir.

Örneğin bazı ilişkiler dışarıdan bakıldığında oldukça tutkulu ve yoğun görünürken, içeride sürekli bir “gerilimli uyum hali” vardır; bu da zamanla kişinin zihninde sürekli tetikte olma durumunu üretir, yani ilişki duygusal olarak var olsa bile psikolojik olarak yorucu hale gelir.

Küçük ama çok şey anlatan bir örnek

Bunu daha somut bir yerden düşünelim:
Günlük hayatında oldukça düzenli, kendi işini kurmuş, sorumluluklarını bilen bir erkek düşünelim; ilişkiye başladığında her şey ilk etapta oldukça iyi gider, sohbetler uzundur, birlikte vakit geçirmek keyiflidir ve dışarıdan bakıldığında “uyumlu bir çift” görüntüsü vardır.

Ama bir süre sonra çok küçük gibi görünen bir detay ortaya çıkar; her fikir ayrılığı bir açıklama zorunluluğuna dönüşür, her sessizlik yanlış anlaşılma ihtimaline evrilir ve erkek farkında olmadan sürekli kendini ifade etme, düzeltme ya da yeniden anlatma pozisyonuna girer.

işin en ilginç tarafı şudur: ortada büyük bir kriz yoktur, dramatik bir olay yaşanmamıştır ama ilişki zamanla “duygusal enerji tüketen bir alana” dönüşmüştür.

İşte bu noktada seçim kriteri dediğimiz şey aslında şuna indirgenir:
“Ben bu ilişkide olduğum gibi kalabiliyor muyum, yoksa sürekli kendimi yeniden mi kuruyorum?”

Modern ilişkilerin paradoksu

Bugünün ilişkilerinde en dikkat çekici şeylerden biri de tam olarak burada ortaya çıkar; yani bireyler daha özgür, daha bilinçli ve daha seçici hale gelmişken, aynı zamanda ilişki beklentileri de daha yoğun ve daha çok katmanlı hale gelmiştir.

Bu durum sosyolojik olarak bir tür “beklenti enflasyonu” gibi de okunabilir; çünkü artık partnerden sadece sevgi değil, aynı zamanda duygusal farkındalık, bireysel alan saygısı, iletişim becerisi ve yaşam uyumu gibi birçok farklı alan aynı anda beklenmektedir.

Bu da erkek açısından şunu yaratır: artık mesele sadece “iyi biri mi?” değil, “ben bu insanla uzun vadede zihinsel ve duygusal olarak sürdürülebilir bir denge kurabilir miyim?” sorusudur.

İlişkide en kritik kırılma: zaman

İlişkinin gerçek yüzü genellikle başlangıçta değil, zaman ilerledikçe ortaya çıkar; çünkü başlangıçta heyecan, merak ve tolerans seviyesi yüksektir ama zamanla hayatın gerçek ritmi devreye girer.

İş yoğunluğu, kişisel hedefler, sosyal beklentiler ve bireysel ihtiyaçlar arttıkça ilişki artık sadece “birlikte vakit geçirmek” değil, aynı zamanda “birlikte yük taşıyabilmek” meselesine dönüşür.

Burada küçük görünen farklar büyümeye başlar; biri sorunları konuşarak çözmek isterken diğeri içe çekilerek çözmeye çalışır, biri sürekli temas isterken diğeri alan ihtiyacı duyar, ve bu farklar yönetilemediğinde ilişki görünürde devam etse bile içten içe çözülmeye başlar.

Sonuç: değişen biçim, sabit kalan öz

Tüm bu dönüşümlere rağmen insanın temel ihtiyaçları aslında çok değişmez; çünkü her ilişki biçimi ne kadar modernleşirse modernleşsin, insanın içinde hep aynı temel arayışlar kalır: anlaşılmak, güven duymak, değer görmek ve yanında “biz” hissini yaşayabilmek.

Sadece değişen şey, bu ihtiyaçlara ulaşma biçimidir; eskiden daha çok zorunluluklar üzerinden kurulan ilişkiler bugün daha çok bilinçli seçimler ve karşılıklı uyum üzerinden şekillenmektedir.

 Belki de bütün bu tartışmanın özünü tek bir cümleye indirgersek şu söylenebilir:
İlişki dediğimiz şey, doğru kişiyi bulmaktan çok, o kişiyle birlikte zihinsel ve duygusal olarak sürdürülebilir bir alan kurabilme becerisidir.

Ayşegül Sert/TİMETÜRK

Etiketler:
Ayşegül Sert
Ayşegül Sert

Köşe Yazarı