Başlıktaki soruya cevap elbette ki “muhalefet” olur. Tüm dünyada erken seçimi talep eden taraf siyasi muhalefettir. İktidarlar ise güçlü oldukları, muhalefeti zayıf ve dağınık yakaladıklarında erken seçimi fırsat olarak görürler.
Ancak Türkiye’de siyasi açıdan muhalefetin bu dönemde seçim istemesi zor. Ana muhalefet partisi bölünmüş ve birbiri ile kavgalıyken kısa vadede seçime gitmek istemez. Küçükler ise hep seçimden yanadır. Seçimde kıymetleri artıyor.
Şimdi şu sıralar ne muhalefet ne de iktidar seçim istiyor. Muhalefetin, “sandığı getirin” çağrıları da öylesine söylenmiş sözlerdir. Teorik olarak muhalefetin daima yıpranmamış ve seçime hazır olması gerekir. Ancak CHP ikiye bölündü ve Yeni Parti ile arasında kavga yaşanıyor. Bu ahvalde seçime gitmeleri hüsranla sonuçlanabilir.
Peki! İktidar bu durumda neden muhalefeti zayıf yakalamışken erken seçime gitmek istemez. Cevabı ekonomide.
Evet lafı ekonomiye getirmek istiyorum. Türkiye’de erken seçimi gerçekten isteyenler, ekonomik açıdan zor durumda olan kesimler. Yani emekli, asgari ücretli, esnaf, tüccar.
Geçen gün bir esnafla sohbet ederken konu buraya geldi. Ekonomik krizin uzadıkça işleri çevirmenin zorlaştığını, birçok esnafın artık dayanma sınırlarını aştığını, iflas ve konkordatoların çoğaldığını söyledi.
Dediği doğru. Dezenflasyon politikaları nedeniyle tüketim harcamaları baskılandığı için iç talebin artışından doğacak ticari canlanma bekleme sürecinde. Bir de kredi ile dönen ve bankalara borçlu tüccarlar oradan da istedikleri kredileri alamayınca iyice sıkışmış durumda. Talebin canlanmasını istemeyen ekonomi yönetimi kredi kısıtlamaları uyguluyor. Tüccar hem tüketici hem de kredi piyasasından beklediğini bulamıyor. Dolayısıyla beklediği ekonomik canlanma ve rahatlama olmuyor.
Türkiye ekonomisi 2025 yılında %3,6 büyümüş. 22 çeyrektir kesintisiz büyüme var. Ancak yetersiz. Türkiye ekonomisinin en az %5 seviyelerinde büyümesi lazım ki piyasa canlı olsun. Ancak büyüme ile ekonomik canlılığı, büyümenin esnafa ve tüketiciye yansımasını da ayrı değerlendirmek gerekir. Kişi başı milli gelir artarken gelir dağılımı bozuluyorsa, alt gelir gurubu fakirleşiyor olabilir. Servet ve gelirin artışı her zaman bireylerin zenginleşmesi ile sonuçlanmaz.
Bir önceki seçimden sonra uygulanan dezenflasyon sürecinin uzaması, enflasyonun istenilen hızda düşmemesi, her şey yoluna girecek derken gelen savaş ve artan petrol fiyatlarının dünya genelinde enflasyonist etkilere yol açması, iyileşme sürecini uzattıkça uzattı.
Sabırla maaşına zam bekleyen emekli ve asgari ücretli, işlerin açılacağını düşünen esnaf ve sanayici hayal kırıklığı yaşıyor. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyondaki düşüşün beklenenden yavaş ilerlemesini enflasyon ataletini düşük ölçmekle açıkladı. Buna enflasyonda katılık ve yapışkanlık deniyor. Yükseldiği hızda düşmüyor. Yani hesaplama ve tahminlerde biraz yanılmışız! Bundan dolayı herkesin beklediği ekonomik canlanma sürekli erteleniyor.
İşte esnaf ve tüccar da bu nedenle erken seçim istiyor. Beklenti, erken seçim kararı ile gelecek “seçim ekonomisi”. Bu kesim, İktidarın seçimi kazanması için ekonomik açıdan zor durumda olanları rahatlatacak, kesenin ağzını açacak seçim ekonomisi uygulayacağını düşünüyor.
Bundan önceki tecrübeler de bunu gösteriyor. Ancak seçim ekonomisi uygulayacak kadar bir alan henüz açılamadı. Yani enflasyon hâlâ yüksek. Dolayısıyla faizler de yüksek seyrediyor. Parası olanların harcama eğilimi düşük. Bu enflasyon seviyesinde harcamaların artırılması dezenflasyon sürecini sekteye uğratır. Mevduata, borsaya, altına ve dövize parasını park etmiş kesimler yüksek faizi bırakıp ticari faaliyetlere, eve arabaya para yatırmak istemezler.
Ortam, hükümetin tabiri caizse kemerleri gevşeteceği bir havada değil. Bundan dolayı hükümet normal süresine yakın bir tarihte erken seçimi tercih edecektir. Bu tarih de 2027 yıl sonuna işaret ediyor. Ekonomik şartlar iyi olsa hazırlıksız ve dağınık muhalefeti yakalamışken iktidar bu fırsatı kaçırmazdı.
Peki iktidar önümüzdeki bir yıl içinde ekonomik rahatlamayı sağlamış bir şekilde seçime gedebilir mi? İran-ABD savaşı ve bölgemizdeki siyasi riskler nedeniyle önümüzdeki aylar pek parlak görünmüyor.
Petrol fiyatları ve savaşların doğurduğu ticari rotalardaki sorunlar dünya ticaretini zora sokmuş durumda. Emtia fiyatları, sigorta ve nakliye maliyetleri artmış durumda. Dış şartlar içeride dezenflasyon sürecinde bir gevşemeye imkân vermiyor. Kanaatimce biraz gevşeme için enflasyonun %20-25, faizin de %25-30 seviyelerinde olması lazım. Halbuki enflasyon %30, mevduat faizleri de %43 seviyesinde.
Dünyada merkez bankalarının faiz artırım sürecine girdiği bir dönemde bizim bir önceki seçim döneminde olduğu gibi faiz indirim sürecine girmemiz mümkün değil. Sonuçları yeni bir enflasyon dalgası olarak döner. Seçim sonrası 2-3 yıl daha bu dalgayla boğuşuruz.
Bu durumda ekonomi yönetiminin yapacağı şey, küçük ve zaruri dokunuşlardır. Bu dokunuşlar gevşemeye değil biraz rahatlamaya yönelik olabilir. Özellikle zor durumdaki esnaf ve sanayici için, nefes kredisi tarzı sınırlı ve süreli kredi imkanları, borç yapılandırma ve ötelemeleri, vergi indirimleri gibi uygulamalar. Düşük gelir gurubu için de ücretlerde mutlaka iyileştirme. Kapsamlı bir dokunuş beklemek hayal olur.
Sohbet ettiğimizi esnafa en az 6-8 ay daha mevcut durumun böyle devam edeceğini söyledim. O da ticaret odasındaki bir seminerde bir ekonomistin aynı süreyi verdiğini söyledi. Demek ki piyasada öyle bir hava var. Bu süreçte ticarette zayıflar dökülecek maalesef. Dereye su gelene kadar kurbağanın gözü patlarmış diye bir söz var. Ekonomiye canlılık gelene kadar zayıf esnaf ve sanayici maalesef dökülecek gibi.
İnşallah beklenenin aksine olumlu gelişmeler daha hızlı ve etkili olur da ekonomik zorluk çekenler bir an önce rahat nefes alır.
Dr. Yüksel Keleş/TİMETÜRK