DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

'Türk Dış Politikasının İnşasında Balkanlardaki Değişimi Öngörmek'

Akademisyen Erdem Eren Timeturk için kaleme aldığı yazıda 'Türkiye bölge ülkelerinin Almanya ve İtalya’dan sonra üçüncü büyük dış ticaret ortağıdır' ifadelerini kullandı.

1 Hafta Önce
2021-10-07 16:28:19

Akademisyen Erdem Eren yazısında Türkiye'nin dış politikasını değerlendirdi. İşte Eren'in o yazısı;

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarından beri birçok hükümet değişse de Türkiye'nin Balkanlar politikasında değişmeyen ve gelenekselleşen bazı yaklaşımlar söz konusudur. Devlet politikası olarak da sayılabilecek bu yaklaşımlardan en önemlileri Balkanlardaki tüm toplumların barış ve refah içerisinde yaşaması, bölgedeki Müslüman ve Türk azınlığın haklarının korunması ile bölge devletleriyle ilişkilerin olumlu yönde ilerlemesidir. Birde bölge ülkelerinin AB ile NATO'ya entegrasyonlarının desteklenmesi de unutulmamalıdır.

Gelenekler bir yandan güzel olup istikrarı temsil etmekteyse de, diğer yandan da değişime kapalı olma tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Türkiye'nin Balkanlar politikası ile ilgili en ciddi tehlikelerden biri de Türk dış politikasının inşasında Balkanlardaki değişimi öngörüp öngörememe meselesidir.

Türkiye ile Balkan ülkeleri arasındaki ilişkiler birçok temel ve yan aktörle açıklanabilir. Bunlar siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel de olabilir. Diplomasi, kamu diplomasisi, güç, yumuşak güç vb. isimlerle de ifade edilebilir. Devletler, şirketler, sivil toplum kuruluşları, bireyler de bu ilişkilerde paydaş olabilir. Ne olursa olsun Türkiye için asıl önemli olan; bölgedeki değişimleri ön görerek hem bölge çıkarları hem de kendi çıkarları için refleks gösterebilmektir.

Tarihin üç önemli ekseni vardır. Biri geçmiş, biri bugün diğeri de gelecektir. Uluslararası ilişkilerde aktörler değişse de güç farklı boyutlarda değişime uğrayarak tarihin üç eksenini de etkilemeye devam etmektedir. Günümüzde Balkanlarda özellikle “Koranavirüs Salgınının” da artan etkisiyle ekonomik endişeler dış politikayı belirleyen temel önceliklerden biri haline gelmiştir.

Dünyanın birçok gelişmekte olan ülkesinin taşıdığı gibi Balkan ülkeleri de refah kaygısı taşımakta dış politikada atacağı adımlarla; dış ticarette artı değer üretmek, dış yatırım çekmek vb. beklentilere sahiptir. Türkiye bölge ülkelerinin Almanya ve İtalya'dan sonra üçüncü büyük dış ticaret ortağıdır. Almanya'nın bölge ülke ülkeleriyle dış ticaret hacmi yaklaşık 90 Milyar Dolar, İtalya'nınki ise yaklaşık 55 Milyar Dolardır. Türkiye ise yaklaşık 24 Milyar dolar ile üçüncü sıradadır. Balkan ülkeleri sadece Almanya'ya yaklaşık 43 Milyar Dolar ihracat yapmaktadır. İtalya'ya 26 Milyar Dolar iken Türkiye'ye ise sadece 9 Milyar Dolar'dır.

Bölgenin tüm devletlerinin toplam ihracatı yaklaşık 375 Milyar Dolar iken, sadece Almanya ve İtalya'ya yapılan ihracatlardan bölgenin Avrupa Birliği'ne ne derece bağımlı olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye'nin ilk olarak bölge ile ivedi bir şekilde ekonomik karşılıklı bağımlılığını arttırması gerekmektedir. Bunun yanında Türkiye'nin özellikle Rusya ve Çin ile yarışıp bölgeye tek başına doğrudan yatırım yapma gücünün sınırlı olduğunu da kabul etmek gerekmektedir. Bu nedenle Türkiye'nin akıllı güç yaklaşımı perspektifinde bölgeye yönelik stratejik bir plan hazırlaması önemlidir. Bu minvalde bölgeye yönelik bir “Yatırım Fonu” oluşturulmalıdır. Burada Türk yatırımcılarının yanı sıra Azerbaycan, Pakistan ve Katar menşeili yatırımlarla ortak adımlar düşünülebilir.

AB ile özellikle Batı Balkan ülkeleri arasında geçmişte yapılan görüşme ve müzakereler neticesinde daha önce bölge ülkelerinin 2025 yılı ve civarında üye olması beklenmekteyken AB'nin Batı Balkan liderleriyle yaptığı zirvede 2030'u bile erken bulduğu görülmektedir. Nitekim hem AB üyesi ülkelerin tutumlarından hem de Batı Balkan ülkeleri arasındaki tarihsel problemlerden dolayı üyeliklerin erken sonuçlanacağını öngörmek mümkün görülmemektedir.

AB'nin üyelik konusunda gelgitli davranması bu ülkeleri dış politikada belirsizliğe itmektedir. Bu durum bölgede Rusya ve Çin'in iştahını kabartmakta ve bölgedeki yatırım ve hamlelerini kuvvetlendirmektedir. Türkiye'nin de bu belirsizlik ortamında bölge ile olan ilişkilerini reel politik adımlarla güçlendirmesi gerekmektedir. Başta Fransa ve Avusturya olmak üzere AB ülkeleri; Rusya ve Çin'in yanı sıra Türkiye'nin bölgedeki aktivitelerinin farkındadır. O nedenle bölge ülkeleri Türkiye ile AB arasında bırakılmamalı ve AB ile sorunlara neden olacak politikalar tercih edilmemelidir. Bu nedenle Balkanlarda geleneksel politikalarının yanı sıra ülke ülke modellemeler üzerine çalışılmış akıllı güç ve keskin güç kombinasyonuna dayanan bütüncül bir Balkan politikasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Türkiye yeni inşa edeceği Balkan politikasında; bölgede pozisyonunu giderek güçlendiren Rusya, Çin, Fransa ve Avusturya'nın söylem ve uygulamalarını doğru analiz etmeli, hangi ülkede ne tür adımların atılacağını buna göre belirlemelidir. Bölgedeki krizler doğru okunmalıdır. Örneğin Rusya bölgedeki krizleri kaos yaklaşımıyla arttırmaya ve pozisyonunu yeni düzende güçlendirmeye çalışmaktadır. Sırbistan'ın militarist yaklaşımları hem Arnavutluk ve Kosova ile gerilime neden olmakta hem de Rusya'nın bölgedeki kaos yaklaşımına hizmet etmektedir. Bu noktada Türkiye Balkanlardaki arabuluculuk rolünü de arttırmalıdır. Türkiye bu amaçla Sırpların Arnavutlara/Boşnaklara yönelik politikalarında denge ve fren sistemi olmayı sürdürmelidir.

Yunanistan'ın silahlanması ve Fransa ile ittifakı da Türkiye'nin gözden kaçırmaması gereken değişim ve gelişmelerden bir diğeridir. Yunanistan içten içe beslediği Türkiye düşmanlığıyla ittifaklarını geliştirmektedir. Bu noktada Türkiye ya Yunanistan'a karşı Yunanistan'ı zor durumda bırakacak güçlü bir ittifak modeli geliştirmeli ya da Yunanistan'ı özellikle ekonomik anlamda Türkiye'ye karşı bağımlı duruma getirecek bazı sistematikler üretmelidir. Ancak bunun yolunun da patinaj çeken istikşafi görüşmeler ile yumruk sıkarak tokalaşmaya çalışan Yunanlılar ile el sıkışmak olmadığı anlaşılmalıdır.

Sonuç olarak Balkanlar hem ekonomik kapasitesi ve dinamik nüfusu, hem Müslüman ve Türk toplumlarıyla, hem de Türkiye ile tarihsel, siyasi, kültürel vb. alanlardaki köklü ilişkileriyle Türkiye için vazgeçilmezdir. Bölgeye yönelik politikanın gelenekselleşen yaklaşımların yanı sıra bölgede sürekli değişim gösteren parametreleri de dikkate alarak inşa edilmesi yadsınamaz bir gerçektir.

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

YORUMLAR (0)

Görüş Bildir Bizimle Paylaş