Malum, yaz geldi… Deniz, kum, güneş; hepimizin özlediği o günler. Ama kabul edelim ki ülke ekonomisinin sunduğu yaşam şartlarında yaz, kimimize gerçekten geliyor, kimimize ise sadece uzaktan uğrayıp geçiyor.
Bir arkadaşımın sözü kulağımda: “Yaz zenginlerin mevsimi, biz anca memlekete gidebiliriz.” Ne yazık ki bu cümle, bugün pek çok insanın gerçeği. Yıllardır İstanbul’da yaşayıp Boğaz’ı görmeyen de var, dünyanın dört bir yanını dolaşan da… Gönül ister ki herkes bu güzelliklerden eşit şekilde faydalanabilsin.
Çeşme’de Kısa Bir Nefes, Alaçatı’nın Taş Sokaklarında Zaman

Geçtiğimiz hafta bir iş seyahati vesilesiyle İzmir – Çeşme – Alaçatı hattında kısa bir nefes alma fırsatımız oldu. Turkuaz denizin ve beyaz kumların büyüsüne kapılmamak mümkün değil. Çeşme, her zamanki gibi tatilcilerin gözdesi. Bir yandan denizin tadını çıkaranlar, diğer yandan rotasını komşu Yunanistan’a çevirmek isteyenler… Bölge, yaz aylarında adeta turizm ekonomisinin kalbinin attığı yerlerden biri.

Ve tabii Alaçatı… Son yılların en popüler destinasyonlarından biri olarak hem yerli hem de yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Sosyal medya fenomenlerinden ünlü isimlere kadar pek çok kişinin uğrak noktası haline gelen Alaçatı, kendine özgü atmosferiyle dikkat çekiyor.
Alaçatı’ya girişte ziyaretçileri karşılayan yel değirmenleri, bölgenin simgelerinden biri olarak öne çıkıyor. Bir zamanlar rüzgarı bol olan bu coğrafyada buğday öğütmek amacıyla kullanılan yel değirmenleri, günümüzde ise daha çok turistik amaçla ziyaret ediliyor ve Alaçatı’nın tarihi dokusunu yansıtan önemli yapılar arasında yer alıyor.

Taş evleri, dar sokakları ve kendine has mimarisiyle Alaçatı, geçmiş ile günümüzü bir arada sunan özel bir Ege kasabası olarak öne çıkmaya devam ediyor. Taş evlerin arasında dolaşırken zaman yavaşlıyor. Dar sokaklar, renkli kafeler, çiçeklerle bezeli duvarlar… Gündüzleri sakin ve dingin, geceleri ise bir o kadar hareketli. Her haliyle yaşayan bir yer. Biz de o taş sokaklarda kısa bir yürüyüş, deniz kenarında birkaç saatlik huzur ve yazın o tanıdık hafifliğiyle küçük bir mola verdik. Bazen insanın ihtiyacı olan şey uzun tatiller değil, sadece nefes alabileceği kısa bir kaçış oluyor. Biz de o kısa kaçışa şükrederek yeniden İstanbul’un yolunu tuttuk.
İstanbul’da Kültür Sanatla Devam Eden Yaz

Neyse ki İstanbul, yazı tamamen kaçırdığımız bir şehir değil. Kültürel etkinlikler hız kesmeden devam ediyor.
Bu hafta önerilerim arasında, Pera Müzesi’nin “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisi kapsamında düzenlediği “Akışa Bırakmak: Yetişkinler için Atölyeler” programı var. 26 Haziran – 31 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek bu program; dans, yazı, kolaj, görsel okuryazarlık ve el yapımı defter üretimi gibi farklı disiplinlerle katılımcıları yaratıcı bir yolculuğa davet ediyor.
Bir diğer güzel haber ise Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nden. Yıl boyunca süren atölye çalışmalarının ardından, bu kez minik sanatseverler için eğlenceli bir yaz okulu programı hazırlanmış. Temmuz ayı boyunca sürecek ücretsiz eğitimlerde çocuklar sanatla tanışırken, program sonunda sertifika da alacaklar.
Yaz akşamlarını daha keyifli kılan bir diğer detay ise açık hava etkinlikleri. Pek çok seçkin otelin açık alanlarında düzenlenen gösterimler ve etkinlikler, şehirde kalanlar için güzel bir alternatif sunuyor.
Ben de bu yaz boyunca sizlerle bu tür küçük ama iyi hissettiren önerileri paylaşmaya devam edeceğim.
Dilerim yaz rotalarınız, ister yakın ister uzak olsun, denizle, rüzgârla ve güzel anlarla buluşsun.