$

Dolar

48,7883

Euro

56,1083

£

Sterlin

65,4260

Frank

59,3676

Gram Altın

6.865,8900

Bitcoin

3.948.738

$

Dolar

48,7883

Euro

56,1083

£

Sterlin

65,4260

Frank

59,3676

Gram Altın

6.865,8900

Bitcoin

3.948.738

Makale 20.09.2026 8 dk okuma

Dijital Çağda Aile, Mahremiyet ve Gençlik…

Paylaş:

Sevgi dünyanın en sarsıcı, en iyileştirici gücüdür.

Gençliği içinde bulunduğu o kaotik boşluktan kurtaracak gücün adı; sevgi, güven ve saygıdır.

Çocuk için güven şarttır ve bu güveni çocuk ilk aileden alır.

Aile toplumun kalesidir.

Hepimiz bir yerlerde çocukluğumuzun hatıralarını ararız zaman zaman. Biz ekmeği, aşı kardeşlerimizle paylaşarak büyüdük. Birimizin kırgınlığı, mutsuzluğu hepimizindi. Ve omuzlarımızda aile değerlerini taşıyan nesil olarak daha özverili, daha yapıcıydık.

Bugünün genç kuşağı, yetiştiği şartlardan dolayı hassas, kırılgan ve yargılayıcı.

Bugünün gençliğinin öznesi ‘kendi dünyaları.’

Bizler büyürken sırası geldi hayat karşısında ezildik, sırası geldi hayallerimizi gerçekleştirmedik diyerek kendi içimizde oluşturduğumuz dünyayı evlatlarımıza yaşattık. Onların arkalarını toparlayan olduk. İmkânların en iyisini vermeye çalıştık.

Evlatlarımızı hem her istediklerini yapsınlar, bir şeyden geri kalmasın mantığıyla büyüttük hem de onlardan kendi doğrularımızın devamı olmasını istedik.

Tüm bunları yaparken emek ve sevgi ilişkisini unuttuk. Ve çocuklarımız büyüdüğünde de ne yazık ki onlara verdiğimiz dünyayla çeliştik.

Zamanla kendi kültürel değerlerimizin biçimlendirdiği doğrularımızın içinde çocuklarımızı göremediğimiz için, arada mesafeler ve kopuşlar oluşmaya başladı.

Bu noktada anlaşmazlık, ters düşmeler çoğaldı. Aile içi yıpranmalar başladı, dijital çağın dışarıya açtığı pençeler de bu gerginliği tetikleyen oldu.

Unutmayalım, çocukların, gençlerin istediği düz bir sevgi konforu değil, aşırı ilgi hiç değil.

Gençler sevginin içindeki anlaşılmak duygusunu istiyor.

Onlar, biri bizi anlasın, duysun istiyor.

Bu dijital çağda, sıcak ve güvenli ortam olarak kendilerine tayin ettiğimiz odalarda çocuklarımızın, gençlerimizin anlam veremediğimiz ‘huzursuzlukla’ karşı karşıya olduklarını da çok geç fark ettik!

Gençler aile bireyleriyle, çevresiyle iletişime girmedikleri için internetten edindikleri iletişim dilini benimsiyorlar ve biz anne baba olarak değerlerimizin doğrusuna muhalif bir çizgi sezinlediğimizde çocuklarımızla istemeyerek de olsa çatışma yaşıyoruz doğal olarak.

Bazen aile problemleri, bazen de içsel yalnızlık karşısında bunalan, boşluğa düşen gençlik huzursuzluğunu bastırabilmek adına internette kaybolmayı tercih ediyor.

Gençler bu girdabın içinde, başarıları ve gelecekleri için çok önemli olan zaman kavramını unutuyor.

Orada anlaşıldığını, dinlendiğini ve kısa bir süre de olsa kurduğu iletişimle mutlu olduğunu sanıyor.

Oysa yapay zekâyla, oyunla, sohbetle kurduğu dünya ona ‘tuzak.’

En üretken olmaları gereken çağda bazı gençlerimiz içe kapanık bir yaşam sürüyorlar.

Gözleri, dikkatleri her an telefonda; tüketim kültürünün içinde olduklarını  anlamak dahi istemiyorlar…

Ne ideallerine odaklanabiliyorlar ne de bilgi çağından tam olarak istifade edebiliyorlar.

Sosyal medya paylaşımları karşısında kimisi bulunduğu konumu beğenmiyor, kimisi tüm imkânların içinde anne baba çalıştığı için yalnızlığın içinde çaresiz kalıyor.

Peki, gençlerimiz dijital dünyanın içinde savaşırken biz anne baba olarak internete aramıza ne kadar mesafe koyuyoruz?

Çocuklarımıza, ailemize, kendimize ne kadar vakit ayırabiliyoruz?

Çocuklarımızla birlikte doğanın içinde yer alabiliyor muyuz?

Bu soruların cevabı bize doğru iletişimin kapısını açacaktır.

Sosyal medya fenomenlerinin dikte ettiği bilinçsiz tüketime karşı kendimizi ve ailemizi ne kadar koruyabiliyoruz?

Ekranların bize kurduğu dünyanın farkında mıyız?

Evet, bugün yapay zekânın etkisiyle görsel algının en üst seviyeye çıktığı bir dönemin içindeyiz.

Dünya tarihinin hiçbir evresinde görsellik insanlığa bu denli şekil vermedi.

Mahremiyetin çiğnenişinin alkışlandığı bir döneme şahitlik ediyoruz.

Merhametin, vicdanın, vefanın, affın ihtiva ettiği mana yön değiştirdi.

Yapay zekâ bu çağın görme ve anlama biçimini yeniden şekillendirdi.

Önce şu sorunun cevabını düşünelim:

Neden görsel algı güçlendikçe insanın iç dünyasında zayıflama oluştu?

Çünkü görselliğin popülerliği karşısında kişi kendi ve aile mahremiyetini kaybetti.

Gizlilik duygusu ortadan kalktı… Yataktan kalkarken, giyinirken, gezerken her hâlin paylaşımı ‘normal’ olarak görülmeye başlandı.

Oysa mahremiyet çok özel bir duygudur. İnsanı insan yapan, aileyi üstün kılan bu insani duygu hızla zayıflamakta…

Bebeklerin, çocukların tüketim mecrasının içinde çekildiği bir dönemi yaşıyoruz.

Henüz kendi mahremiyetine karar verecek yaşta olmayan bir çocuğun, milyonlarca insanın karşısında büyümesini normalleştiren çağ, yarın ona nasıl bir kimlik bırakacak?

Bugün aile içinde yaşanılan hayat, kıyafet, yeme içme, yaşlılarla yapılan sohbetler, yeni konuşmaya başlayan bebeklerin hâlleri, hatta kutsal mekânların ziyaretinde verilen pozlar ve daha birçok şey video ve fotoğraf olarak milyonlarca insana sergileniyor. Her gün bu sergilenişin dozu daha da artmakta.

Ve bu paylaşımlar ne yazık ki toplum tarafından benimsenmekte. Yani hâlin ifşası kabul görmekte!

Buraya neden diye sorsak sanırım bunun cevabı yok!

Ailedeki zayıflama, değer yargılarıyla taçlanmış doğrunun zayıflamasından kaynaklanıyor olabilir mi?

Yani sosyal medyada mahremiyetini çiğnediğin kadar güçlüsün. Bu güç beğeni ve takipçi sayılarıyla da beslenmekte. Dahası, bu gücü elde eden kişiler toplumun rol modeli olmakta.

Dünün gençlerinin hayali okuyup bir yere gelme derdindeydi. Başarının peşindeydi.

Bugünkü  bazı  gençlerimizin hayali sosyal medya gücü!

Kimse birbirinin iç dünya güzelliğini görme, algılama peşinde değil; hissiyat, anlama biçimi olarak kaydedilmiyor zihinde. Görmek istenilen kolay kazanç, imaj ve etiket.

Bu tabloda aile değerleri, Müslüman kimliğimiz ve kültürel kodlarımız da sekteye uğramakta…

İnternette profil resimlerini filtreli, efektli seçeneklerle düzenleyen bir kuşak var karşımızda. Ne acı ki kimse kendine benzemiyor.

Yapay zekâyla istediği yerde olabilen, istediği kıyafeti giyen genç kuşağın zihin dünyası oldukça karanlık ve karışık.

Bu noktada aile olarak nasıl ayakta kalacağız?

Mahremiyeti yok eden bir neslin gelecekte yetiştirdiği nesil nasıl olacak?

Seküler gençliğin çıkmazlarıyla baş etmeye çalışan aileler, ne gibi bedeller ödüyor, ödemekte?

Ve neden gençler yapay zekâyla dertleşiyor, haddinden fazla konuşma ihtiyacı duyuyor?

Geçmişin erdemli dünyasıyla bu çağ arasında uçurumlar var.

Kaybettiğimiz ‘doğruyu’ yeniden eski hâline getirdiğimizde, bu uçurumun ne kadar derin olduğunu anlayacağız.

Geçmişe ve şimdiye baktığımızda hangisinde daha fazla huzur ve aile var? Hangisi bizim normalimiz?

Evet, yapay zekânın kıskacıyla, bu otoriter güç karşısında baskılandığının farkında dahi olamayan genç kuşağın içsel yalnızlığını silmemiz için, onlara aile değerlerini anlatmaktan ziyade yaşatmalıyız.

İşte tam bu noktada  aile  sevginin ve  anlayışın  diliyle  yeniden onarılmalı …

Bu çağın gücü; aile ve mahremiyet dokusu olmalı.

Yapay zekâ bilgi noktası olarak insan sayfasında yerini almalı.

Hiçbir şey için geç kalmadık. Emeksiz kazanç bir gün kişiye mutlaka bedel ödetir.

Millet olarak bizi ayakta tutan değerlerimizin tümüne sarılmalıyız. Bizi var eden erdemlerle yücelmeliyiz. İslam geleneğinin devamını bu çağda da güçlü yaşatmalıyız.

‘İnkâr tutsaklık, inanç özgürlüktür.’ diyen Sezai Karakoç’un fısıldadığı hakikat izine doğru olmalı yolculuğumuz...

Düzgün bir aile yapısı için heva ve hevesin peşinden gitmemeli, anne babalar.

Mesul oldukları çocuklarını anlamak, dinlemek, topluma yetiştirmek için, hiç olmadığı kadar fedakârlığı tercih etmemeliler.

Evin bilge kahramanı yapay zekâ değil, anne baba olmalı.

Bilgi müthiş bir şeydir!

Bilginin yanına yaşama sanatını koymak daha müthiştir; bu da ailedeki birliktelikte olur.

Bugünün penceresine Sezai Karakoç’un şu sözlerini bırakıyorum:

‘Amentüm, kana işleyen, kana karışan, kana kırmızı rengi veren demir gibi kanın içinde ışıldayan bir tomurcuklanmadır. En soyutundan en somuta uzanır. Geçmişe olan çağrışımları yönünden bir direnişe, geleceğe yönelik yanıyla bir diriliş girişimidir.’ Diriliş Neslinin Amentüsü.

Kalbinize emanetsiniz...

Ümit Zeynep Kayabaş/TİMETÜRK

Etiketler: