Dolar

43,4925

Euro

51,5798

Altın

6.829,34

Bist

13.838,29

Doyumsuzluk Şehveti

1 Saat Önce Güncellendi

2026-02-02 00:27:43

Ümit Zeynep Kayabaş

‘ La consommation est devenue la morale de notre monde.' Tüketim, dünyamızın ahlak anlayışı haline geldi.' Jean Baudrillard

İhtiyaç dahilinde bir tüketimi değil, abartarak bilinçizse bir tüketimi arzulatıyor içinde bulunduğumuz bu dijital çağ bize. Çünkü görselliğin geçmişe göre kıyaslanamayacak kadar öne çıktığı bir dönemin içindeyiz.

Ve bu görsel algı; tüketim iştahını fazlasısıyla tetikleyerek, bazı bireylerde

tüketim zevkinin doğmasına neden olurken bazı bireylerde de ‘ yetersizlik' hissine karşı ahlaki yapının çiğnenmesine yol açıyor.

Daha fazlasını, daha iyisini, güzelini, şatafatlısını arzulama hali -körlüktür. Dünyayı anlamayanların körlüğü.

Düşünceyi iptal ederek, tükenişi hızlandıranların körlüğü. Bu körlük bir iç bunalımdır. Kaybolmaktır. Yani yüzeysel yaşamda kendine dahi tahammül edememe halidir.

Bu minvalde doyuma ulaşmak için, ‘daha iyiyi arama ihtiyacının' en üst seviyede olması, bir çemberin içinde; kişiyi sürekli kendi etrafında döndürür durur.

Aranan şeyin adı; ruhsal doyumdur. ‘Doyum' adlı perde kapalı olduğu için, kişi ne yapacağı işe odaklanabilir, ne de daha fazlasını bulabilir.

Bilgi çağında bilgiyi kullanmaz hale gelir. Çünkü odak noktasında kopmalar, parçalanmalar, sınır tanımama ön safta yerini almıştır.

Doyumu arama koşusuna yenik düşmek; kontrol sisteminin çöküşüdür. Hissiyat kaybıdır. İnsanın kendine zulmüdür.

İçinde bulunduğumuz çağda; ‘doyum', ‘yetinmek' , ‘sabretmek', ‘anlayışlı olmak' , ‘his- huzur' gibi gibi bir çok kelimenin içi boşaldı. Yetmedi basitleşti. Hatta insanlığa vurgu yapan bu tarz kelimeler, eskidi artık dersek, mübalağa yapmış da olmayız.

Doyumsuzluk modern insanın yüzleşmekten korktuğu, bu uğurda öz değerlerle çatışmayı dahi göze aldığı içsel bir kavga şeklidir. Terleşmedir. Çukurdur. Bu hali Erich Froom şu sözüyle ifade ediyor.

"Greed is a bottomless pit which exhausts the person in an endless effort to satisfy the need without ever reaching satisfaction." "Açgözlülük, insanı doyuma asla ulaştırmayan, bitmek bilmeyen bir tatmin çabasında tüketen dipsiz bir kuyudur."

Evet, denetlenemeyen tüketimin içine yerleşmiş durumda dijital dünyanın nesli. Daha fazla kazanç açlığı, daha fazla dibe batış, insanlıktan ayrılıştır. Çiğ bir ahlak ile ‘doğrunun bekçiliğini' yapan, ‘doğruyu kendine menfaatine uyduran' dünya sevicilerinde ne gurur vardır ne de huzur. Bu sorumsuzluk bireysel ahlakın çöküşünü başlatır. Ve toplum değerlerinde yavaş yavaş çökme başlar. Gerçek doğruyu reddediş insandan ' vicdan' adlı duygunun silinişidir.

Vicdan yoksa huzur da yoktur. Huzurun olmadığı yerde toplumsal gerginlik baş gösterir. Normal olmayan her şey normal olarak algılanır. Çünkü ‘doğrunun dili ‘ değişmiştir artık. ‘İnsanın mutluluğu veya mutsuzluğunun en büyük sebebi kendisidir,' diyor John Locke. Gerçek doğrular çiğnendiğinde, mutsuzluk virüsü içe girdiğinde bundan sonraki rehber; çıkar – menfaat haritası olur. Bundan sonraki adım, değerleri, öz saygıyı, ve ahlak yapısını inkar. Sefillik ve zavallılıktır.

Düşküne eziyet etmek, çalışana hakkını vermemek, yakınlarını ve çevresini kendine bağımlı hale getirerek; söz hakkını bitirmek, özetle “kul hakkına girmek “açgözlü sistemin kaba kalıbı yani doyumsuzluktur.

Modernleşme hikâyesi, özenti ve yetinmemeyi tetikleyerek ihtiyaç fazlasını arzulatır.

Sinema, dizi, reklam, panolar, AVM afişleri lükse yatırım yapmaya davet ediyor. Halk imkânı zorluyor, sistem kazanıyor. Bilinçsiz tüketime teşvik için, doğum günlerine bankalardan gelen mesajlar, özel günlerde hediye seçenekleri, az bütçe ile tatil davetiyeleri doyumsuzluğu besleyen ana öğelerdir.

Kazanç sistemi, tüketim endeksli programlar yüklüyor topluma. “Filancanın var benim de olmalı” diye yetersiz bütçe ile ego yarışı başlıyor. Kanaat duygusu deforme olunca da aile, akrabalık, dostluk, kardeşlik kalmıyor ortada. Hissizliğe layık olmak, insanı altüst etmeye yetiyor!

Gösteriş ile tükenmek sefalet olsa gerek.

Dün bir çeşit yemeği bulamayanlar bugün serpme kahvaltı selfie'lerini yarıştırıyor. Servis tabakları, kaşık- çatal desenleri, perde- koltuk modelleri, araba markları, cep telefonları modelleri ve markalar belirliyor insanın kalitesini.

Bu nasıl bir yozlaşma. Bu nasıl sefillik böyle. Biz karnına açlıktan taş bağlayan, hurma ile iftar yapan bir Peygamberin ümmetiyiz. Silkelenmeliyiz. Manevi cephenin kaybedilişi, kalbi huzursuzluğu tutuşturur. Diriliş yağmurunda ıslanmalıyız. Üzerimize yapışan bu uyuşmuşluk derisini üzerimizden söküp atmalıyız.

Değerler haritasında ne kadar biz kaldık. Dijital çağda ailenin geldiği yer neresi? Kendimizi sorgulamanın vakti gelmedi mi? Evet, bugün imkanlarla tükenme var. İmkanlarla doyumsuzluk var!

Yemek sayısı çoğaldı ama insanlar yine doymuyor. Çocuklarda yok yok! Sürekli kaşık sokuluyor çocukların ağzına. İstedikleri olmayınca en küçük şeye ağlıyorlar. Ve o minicik ellere ‘telefon' ‘ tablet' veriliyor. Çağın ilk ve en etkili kaybı burada başlamakta! Anne baba eğitiminin zayıfladığı yer burası. Çocuğun ilk ailesinin bir parçası (bu ne kadar kabul edilmek istenmese de) ‘ internet' oluyor.

Tabiri caizse “toplum ne gördüm delisi” olmuş gibi. Aç gözlülük, başkasını ezme, gurur, kibir, haksız kazanç, emek hırsızlığının itibar görmesi vahamet değil mi?

İnsanı dibe çeken, ahlak fakiri yapan ucuz yaşamın allanıp pullanıp konfor adı altına pazarlanması, düşünen insan için trajikomik bir hal.

İtibarsızlığın alkışlanması, bitmiş bir ahlaki yapının resmidir.

Şuur, bilinç, istikrar bunlar eskidi artık! Kazanç, etiket, lüks yaşam insan hayatının ana hattı oldu. Kula kul olma, modernizm hastalığı türedi. Onurlu duruşa zaman yok. Her şey hızla akıyor.

Tüketime entegre olabilmek için geleneksel çizgi dışlanıyor. Hiçbir şey aslına benzemiyor, yerinde duran her şeyi kurcalıyoruz. Dağlara, taşlara, ağaçlara dahi şekil veriyoruz. Doğallık algımız anormal derecede değişti. Kimsenin profil resmi kendine benzemiyor. Ne kadar yapmacık, ne kadar asla ters olursak o kadar keyifli oluyoruz.

Doymuyor insanoğlu bedenine de müdahale ediyor. Genç yaşta estetik kaygısı taşıyor genç nesil. Beden sevici, maddeci zihniyetin zehri ile mayalanıyor insanlık.

Bir ağacın topraktan sökülmesi gibi tutunduğumuz şeyler, kalbimizden öyle sökülüyor.

Kökleri içimize işlemiş değerler haritasının içi öyle hızlı boşaltılıyor ki, yaramız ile konuşamıyoruz bile. Yaraya seyirci kalarak da tükeniyoruz farkında değiliz.

İletişimler, çıkar ilişkisine göre ayarlanıyor artık. İnsanın, insanı yem olarak gördüğü bu düzene samimiyet yabancı bir kelime. Menfaat köleliğine doymuyoruz. İnkar ile tükeniyoruz.

Bu çürümüşlüğe iç dünyada bir tavır almalıyız. Jules Payot ‘L'education de la Volente' (İrade Terbiyesi) adlı kitabında öz hâkimiyeti kodlamıştır. 'İnsan, kendini kontrol edebilmenin paha biçilmez bir değer olduğunun zamanla farkına varacaktır. Hayattan ne istediğimiz, ne olmak istediğimiz ve oynayacağımız rol iradeye bağlıdır.'

Doyumsuzluk açlığıyla tükeniyoruz. . Tükenişi kabul etmeyerek tekrar tekrar tükeniyoruz. Nefretle, kinle, öfkeyle ve iradesizlikle de kirleniyoruz.

Ne acı ki finali, ‘ bu suç benim değil, ' diyerek yapıyoruz....

Ümit Zeynep Kayabaş/ TİMETÜRK

Tüm Yazıları

Haber Ara