“Saatlerini çabuk tüket ey ulu gece
Kurban Bayramıdır en derin bayram bence.”
Kuşkusuz teslimiyetin en güzel, en etkili aşkla ihya edildiği andır Kurban. Böyle bir aşk daha doğmadı bir anadan. Kurban; Yaradan’ın kuluna merhameti, kulun Yaradan’a muhabbetidir…
Sezai Karakoç, kurbanın içine şifrelenmiş inanış estetiğini ruh ve kalbin ötesine geçerek şu dizeleriyle dile getirir:
“Ölmeden önce ölümden sonrasını görmüşlerdir sanki
Dağlarda yankılanmışlar, derelerde ağarmışlardır sanki.”
Müslümanın ölümün içindeki ölümü terk edişini ve bu şuurla kendine yol açışını vurgulayan Karakoç’ta kurban, hakikatin içindeki hakikattir.
Aşk bir disiplindir. İmanı diri tutan bir iç disiplin… Dünya kargaşasını, zehrini arkaya atarak Allah’a yönelişin sesidir aşk. Müslümanın gücü ve şükrüdür.
Bu çizgiyi şiirlerine aksettirmenin huzurunu yaşayan Karakoç, “Kurban Bayramı bayramların en derin bayramı bence.” diyerek İslam’da aşkın konumunun altını çizmiştir.
Tasavvuf derinliğinde ruhun terbiyesi; “ölmeden önce ölümü tatması”, kalbin de iç temizliği ve güzelliğinin ehil bir şekilde dışa vurumudur. Dünya lekelerinden ve tuzaklarından arınmasıdır. Rabbi hissederek kalp zikridir. Şair bu boyutun da perdesini aralamıştır:
“Saatlerini çabuk tüket ayını ve yıldızlarını yak ey gece
Bizim kalbimizdeki kurbanlar kesilmeden önce.”
Müslümanın ölümün içindeki ölümü terk edişini ve bu şuurla kendine yol açışını vurgulayan Karakoç’ta kurban, hakikatin içindeki hakikattir.
Şair, Allah’ı aşkla kalpte hissedip Kâbe’de “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” nidalarının göğe uzanış yolculuğunu da içsel olarak vurgulamıştır. Okuruna “Hızırla Kırk Saat” şiiriyle kapılar açmıştır…
Diriliş şairi olan Karakoç’ta yazmak; manevi boyutun dünya zırhını aşarak yerini bulmasıdır.
Müslümanca yaşama sanatını ihya edenlerden olabilmek için, diriliş sesinin notalarını bize miras bırakanların izinde sesimizi yükseltmeliyiz. Kalbine dönen, iç gözle bakmasını bilen ve öz benliğini, kültürel kodlarını unutmayan insan; huzurun eşiğindedir, köklerine tutunandır, körelmeyendir.
Bir Müslümanın iman ve aşkı yükselterek haz ve huzur tablosunda yer alabilmesi, Kur’an ışığıyla mümkündür.
Bu çağın içinde görme düzenini yeniden yapılandırmanın savaşını vermeliyiz. Kalbi sık sık hatırlayanlardan olmalıyız. Bu çağ bize ışığın içinde karanlıkta kalışı dikte etmekte…
Kendimizi, sevdiklerimizi ve etrafımızdaki acıyı görmemeyi öğreten çağa karşı direnmeliyiz; sevgiyle, hoşgörüyle, anlayışla, birbirimize ve inanışa kenetlenerek…
Bu karanlığa, Sezai Karakoç’un:
“Yak yıldızlarını ayını ey kutlu gece
Bir kurban gibi yeniden başlamak gerekiyor işe.”
dizelerini anımsayarak, silkelenerek son vermeliyiz.
Müslüman çağın karanlığına teslim olmaz, karanlığı teslim alır.
İnsanlığı ezip geçen soykırımlarla bir yanımız eksik. Acının fotoğrafına uyanıyoruz her sabah. Ve şahit olduğumuz bu insanlık dışı acının içinde çağımızdan utanıyoruz.
Dualarımız; dünyadaki zulmün durması, çocukların umutla yarınlara bakması üzerine olsun… Tüm Müslümanları bir araya getiren bu mübarek Kurban Bayramı’nda hep birlikte insanlık dışı soykırımlar için dualarda buluşalım.
“Yüzünüzü nereye çevirirseniz çevirin
O’dur var olan, var eden…”
Allah’a olan inancını ve O’na yönelişi, ruhu sarsan tatlı bir rüzgâr esintisiyle sunan Sezai Karakoç’un “Hızırla Kırk Saat” şiiriyle hayırlı bayramlar…
“Her evde kutsal kitaplar asılıydı
Okuyan kimseyi göremedim
Okusa da anlayanı görmedim.”
Ümit Zeynep Kayabaş/TİMETÜRK