$

Dolar

49,5659

€

Euro

55,7692

£

Sterlin

66,1467

₣

Frank

60,1017

₺

Gram Altın

6.631,7400

₿

Bitcoin

4.008.665

$

Dolar

49,5659

€

Euro

55,7692

£

Sterlin

66,1467

₣

Frank

60,1017

₺

Gram Altın

6.631,7400

₿

Bitcoin

4.008.665

Makale 19.10.2026 6 dk okuma

Bazı kapılar açılır, ama insanların içinde bir bekleyiş hiç bitmez

Paylaş:

Bugün bir yere gittim.

Belki de yalnızca bir ziyaret yapacağımı düşünüyordum. Birkaç insanla tanışacak, hâllerini hatırlarını soracak, güzel birkaç cümle kuracak ve sonra günlük hayatıma geri dönecektim.

Ama insan bazen bir yere giderken yanında götürdüğü düşüncelerle döneceğini sanır da orada gördükleri, hissettikleri ve sustuklarıyla geri döner.

Bugün Darülaceze’de şunu düşündüm:

İnsan, hayatının hangi döneminde olursa olsun, en çok birinin hayatında hâlâ bir yeri olduğunu bilmek istiyor.

Birinin onu merak etmesini... Sesini duymak istemesini...

Kapıdan içeri girdiğinde yüzünün aydınlanmasını...

Ve belki de sadece, hiçbir sebep yokken bile hatırlanmayı.

Çünkü insanın yaşı kaç olursa olsun, kalbinin bazı ihtiyaçları hiç değişmiyor.

Sevilmek istiyoruz.

Hatırlanmak istiyoruz.

Birinin gözünde hâlâ önemli olduğumuzu bilmek istiyoruz.

Ve bazen bütün bir ömürden geriye, insanın içinde en çok bu ihtiyaç kalıyor.

Hayatın başlarında hep bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. İşe, hayallerimize, sorumluluklarımıza, geleceğimize...

Günler geçiyor, yıllar birbirini kovalıyor. Bir evin telaşı, işin sorumluluğu, hayatın

bitmeyen koşuşturması derken bazen en çok sevdiklerimize ayırmamız gereken zamanı erteliyoruz.

“Yarın ararım.” diyoruz. “Hafta sonu giderim.”

“İşim biraz hafiflesin, oturur konuşuruz.”

Ama hayat, bizim işlerimizi bitirmemizi beklemiyor.

Zaman geçiyor.

İnsanlar yaşlanıyor.

Sesler değişiyor, adımlar yavaşlıyor.

Ve bir gün fark ediyoruz ki yıllarca bizim elimizden tutan eller, artık bizim onların elini tutmamızı bekliyor olabilir.

Darülaceze gibi bir yerde insanın aklından yalnızca yaşlılık geçmiyor.

Bir ömür geçiyor.

Kim bilir, oradaki insanların her birinin arkasında kaç ayrı hikâye var? Kaç sabah erkenden uyanıp işe gittiler?

Kaç gece sevdikleri için uykusuz kaldılar?

Kaç kez kendi isteklerinden vazgeçip başkalarını düşündüler?

Belki bir zamanlar bir evin bütün neşesiydiler. Belki bir sofrada herkes onların etrafında toplanırdı. Belki bir çocuk, korktuğunda ilk onların yanına koşardı.

Bugün o insanların her birinin hikâyesini bilmiyoruz. Kiminin ailesi yanındadır, kiminin hayatı bambaşka yollardan geçmiştir.

Ama insanın aklında bir düşünce kalıyor:

Bir zamanlar başkalarının hayatına emek veren insanlar da bir gün hatırlanmaya, dinlenmeye ve sevildiklerini hissetmeye ihtiyaç duyabilir. 

Bazen bir insanın ihtiyacı büyük şeyler değildir.

Pahalı bir hediye, uzun uzun anlatılan sözler de değildir. Bazen yanına oturmaktır.

Aynı hikâyeyi ikinci kez anlatsa bile dinlemektir. Gözlerinin içine bakarak konuşmaktır.

Telefonu bir kenara bırakıp birkaç dakika gerçekten orada olmaktır.

Çünkü bazen karşımızdaki insanın ihtiyacı, hayatını değiştirecek bir şey yapmamız değildir.

Onun hayatının içinde bir süreliğine de olsa gerçekten bulunmamızdır.

Belki bizim için sıradan olan yarım saatlik bir sohbet, bir başkası için günün en güzel anlarından biri olabilir.

Bunu bilemeyiz.

Ama bir gülümsemenin, içten bir sohbetin ve ayrılmadan önce edilen samimi bir vedanın değerini küçümsememeliyiz.

Bugün bir başkasının yaşlılığına bakarken, insan ister istemez kendi geleceğini de düşünüyor.

Bir gün biz de yavaşlarsak ne olacak? Eskisi kadar hızlı yürüyemezsek...

Bir işi yapmak için yardıma ihtiyaç duyarsak...

Bir telefonun gelmesini, birinin bizi merak etmesini beklersek...

O gün hayatımızda kimler olacak?

Bize yalnızca güçlü olduğumuz zamanlarda değil, yorulduğumuzda da yer açan insanlar kimler olacak?

Belki bugün bu soruların cevabını bilmiyoruz.

Ama bugün yanımızdaki insanlara nasıl davrandığımız, sevgimizi ne kadar gösterdiğimiz ve onlara ne kadar zaman ayırdığımız önem taşıyor.

Çünkü bir gün hepimiz yavaşlayabiliriz.

Ve o gün geldiğinde, insanın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, kendisini hâlâ önemseyen birilerinin varlığını hissetmektir.

Belki bu yazıyı okuyan herkesin hayatında araması gereken biri vardır. Uzun zamandır ziyaret etmediği bir annesi...

Sesini duymayı özlediği bir babası...

Hâlini hatırını sormayı ertelediği bir yakını...

Belki de bir zamanlar hayatında çok büyük yeri olan ama zamanla uzaklaştığı bir insan.

Belki bugün onu arayabilirsin.

Belki bir gününü ayırıp yanına gidebilirsin.

Belki de hiçbir sorunu çözmeden, hiçbir öğüt vermeden, yalnızca yanında oturabilirsin. Çünkü bazen insanın beklediği şey, bütün sorunlarının çözülmesi değildir.

Birinin gelip onunla aynı hayatın içinde birkaç dakika geçirmesidir.

Bugün Darülaceze’den ayrılırken insanın aklında şu düşünce kalıyor:

Hayat boyunca evler, eşyalar, unvanlar, paralar ve uğruna uykusuz kaldığımız işler biriktiriyoruz.

Ama günün sonunda geriye yalnızca sahip olduklarımız kalmıyor. Birinin hayatına nasıl dokunduğumuz...

Bir insana kendisini nasıl hissettirdiğimiz... Sevgimizi ne kadar gösterebildiğimiz de kalıyor.

Belki bir insanın hatırladığı en güzel şey, ona aldığımız en pahalı hediye olmayacak. Zor bir gününde yanında oturmamız olacak.

Belki yıllar sonra aklında kalan, uzun uzun söylediğimiz sözler değil, yalnızca “Üşüdün mü?” diye sormamız olacak.

Çünkü insanın kalbinde yer etmek için büyük şeyler yapmak gerekmiyor. Bazen yalnızca orada olmak yetiyor.

Bugün bir ziyaret yaptık.

Ama belki de asıl mesele, ziyaret ettiğimiz yerden ne öğrendiğimizdi. Yaş almanın insanın değerinden hiçbir şey eksiltmediğini...

Her hayatın anlatılmayı bekleyen bir hikâyesi olduğunu...

Ve bazen en büyük iyiliğin, bir insanın dünyasında küçücük de olsa bir yer açmak olduğunu bir kez daha düşündük.

Çünkü hepimiz bir zamanlar birilerinin elinden tutarak büyüdük.

Birilerinin sesiyle sakinleştik.

Birilerinin sevgisiyle kendimizi güvende hissettik.

Ve hayatın hangi döneminde olursak olalım, içimizde o sevgiyi arayan bir yan taşıyoruz.

Belki de hayatın bize sorduğu en önemli soru şudur:

Biz bir gün hatırlanmayı beklemeden önce, bugün kimi hatırlamayı ihmal ediyoruz?

Çünkü bir gün hepimiz, birinin sesimizi duymak istemesine, bizi merak etmesine ve yanımızda biraz daha kalmasına ihtiyaç duyabiliriz.

O gün geldiğinde, umarım kapımızı çalan birileri olur.

Ve umarım biz de bugün, bir başkasının kapısını çalmayı unutmamış oluruz.

Etiketler:
Uğur Kütükoğlu
Uğur Kütükoğlu

Köşe Yazarı