Bazen insan nereye gideceğini değil, bulunduğu yerde nasıl kalacağını düşünür.
Her şey yerli yerindedir aslında.
Bir evin vardır. Bir işin vardır. Çevrende insanlar vardır. Her sabah aynı saatte uyanır, aynı yollardan geçer, aynı hayatın içinde günlerini tüketirsin.
Dışarıdan bakıldığında hiçbir sorun yoktur.
Ama insanın içinde tarif edemediği bir şey vardır.
Bir sıkışmışlık...
Ne tam olarak mutsuzsundur, ne de gerçekten mutlu.
Gitmek istersin ama nereye gideceğini bilmiyorsundur.
Kalmak istersin ama neyin içinde kaldığını da bilmiyorsundur.
İşte insanı en çok yoran şeylerden biri budur:
Kendi hayatının içinde kendine yer bulamamak.
Bazen bir odanın duvarları değildir insanı sıkıştıran.
Beklentilerdir.
Sorumluluklardır.
"Şimdi her şeyi nasıl değiştireceğim?" düşüncesidir.
İnsanların ne diyeceğidir.
Kaybetme korkusudur.
Ve belki de en çok alışkanlıklar...
Çünkü insan, alıştığı şeyden memnun olmasa bile bilinmeyenden korktuğu için aynı yerde kalabilir.
Her gün aynı şeyleri yapar.
Aynı insanlarla konuşur.
Aynı cümleleri kurar.
Aynı şikâyetleri tekrar eder.
Ve bir süre sonra hayatını yaşamaktan çok, hayatını tekrar etmeye başlar.
Takvim değişir.
Yıllar geçer.
Ama insan kendisini aynı yerde bulur.
Belki de bazı sabahlar içimizden yükselen o açıklayamadığımız "Bir şeyler değişmeli." hissi tam olarak bundandır.
Çünkü insanın ruhu bazen hayatından önce değişir.
Sen hâlâ aynı evdesindir ama artık aynı insan değilsindir.
Aynı iştesindir ama artık aynı heyecanı hissetmiyorsundur.
Aynı çevredesindir ama artık aynı şeyleri konuşmak istemiyorsundur.
Ve bir gün fark edersin:
Sorun bulunduğun yerde değil, artık oraya sığmıyor oluşundadır.
Fakat değişmek kolay değildir.
Çünkü yeni bir hayat kurmak cesaret ister.
Eski hayatı bırakmak ise yalnızca cesaret değil, belirsizliği kabul etmeyi gerektirir.
İnsan bazen mutsuz olduğu yerde yıllarca kalabilir.
Çünkü bildiği bir mutsuzluk, bilmediği bir ihtimalden daha güvenli gelir.
"Ya daha kötü olursa?"
"Ya pişman olursam?"
"Ya başaramazsam?"
Bu sorular, insanın önüne görünmez duvarlar örer.
Ve bazen o duvarların tuğlalarını başkaları değil, insanın kendisi koyar.
Oysa hayatın her döneminde aynı insan olmak zorunda değiliz.
Bir zamanlar istediğimiz şey, bugün artık bize yetmeyebilir.
Bir zamanlar uğruna mücadele ettiğimiz bir hayat, yıllar sonra bize ait değilmiş gibi gelebilir.
Bu nankörlük değildir.
Bu değişmektir.
İnsan büyüdükçe sadece yaş almaz.
İstekleri değişir.
Öncelikleri değişir.
Korkuları değişir.
Hayattan beklentileri değişir.
Ve bazen en zor kabul ettiğimiz şey şudur:
Değişen hayat değil, biziz.
Bu yüzden kendine şu soruyu sormaktan korkmamak gerekir:
"Ben gerçekten burada kalmak mı istiyorum, yoksa sadece gitmeye cesaret edemiyor muyum?"
Belki cevabı bugün bulamayacaksın.
Belki hayatının tamamını bir anda değiştiremeyeceksin.
Ama en azından kendine dürüst olabilirsin.
Çünkü değişim her zaman büyük bir karar olarak başlamaz.
Bazen sadece içinden geçen bir cümleyle başlar:
"Ben böyle devam etmek istemiyorum."
Sonra küçük bir adım gelir.
Bir telefon...
Bir başvuru...
Yeni bir hedef...
Bir yolculuk...
Bir eğitim...
Bazen de sadece kendine ayırdığın bir saat.
Ve o küçücük adım, yıllardır kapalı sandığın bir kapının aslında hiç kilitli olmadığını gösterebilir.
Hayatın tamamını bir gecede değiştirmek zorunda değilsin.
Bazen sadece yönünü değiştirmen yeterlidir.
Çünkü sıkışmışlık, her zaman çıkışın olmadığı anlamına gelmez.
Bazen sadece çıkış kapısına çok uzun süre aynı yerden baktığın anlamına gelir.
Belki de insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik, sırf alıştığı için yaşamak zorunda olduğunu düşündüğü bir hayatın içinde kendini kaybetmemektir.
Çünkü hayat sadece dayanmak için verilmedi.
Bazen yeniden başlamak için de verildi.
Ve yeniden başlamak her zaman her şeyi geride bırakmak değildir.
Bazen aynı hayatın içinde kendine yeniden bir yer açmaktır.
Daha önce söyleyemediğin bir "hayır" demektir.
Yıllardır ertelediğin bir hayale yeniden dönmektir.
Kendine ayırmadığın zamanı kendine vermektir.
Başkalarının çizdiği sınırların dışına çıkmayı denemektir.
Ve belki de en önemlisi, kendine şu hakkı tanımaktır:
"Benim de başka bir hayat istemeye hakkım var."
Eğer bugün kendini bir yerde sıkışmış hissediyorsan, bunu bir son olarak görme.
Belki de bu his, hayatının sana verdiği sessiz bir işarettir.
Belki sana "Burada kal." demiyordur.
Belki sadece:
"Artık başka bir yoldan git."
diyordur.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey bir çıkış kapısı değildir.
Kendisine izin vermektir.
Kendine yeniden başlama izni...
Değişme izni...
Vazgeçme izni...
Deneme izni...
Ve en önemlisi, kendi hayatını gerçekten yaşama izni.
Çünkü bazen insan bir yere değil...
Kendi hayatına sıkışır.
Ve bazen o hayattan çıkmanın ilk adımı, dışarıdaki kapıyı değil...
İçimizde yıllardır kapalı tuttuğumuz kapıyı açmaktır.
Uğur Kütükoğlu / TIMETURK