$

Dolar

49,1533

€

Euro

55,1929

£

Sterlin

65,0410

₣

Frank

59,1781

₺

Gram Altın

6.538,9900

₿

Bitcoin

4.212.050

$

Dolar

49,1533

€

Euro

55,1929

£

Sterlin

65,0410

₣

Frank

59,1781

₺

Gram Altın

6.538,9900

₿

Bitcoin

4.212.050

Makale 06.10.2026 9 dk okuma

Bazı insanlar gideceğini bilir, ama kimseye söyleyemez

Paylaş:

Bazı insanlar vardır...

Hayatın onlara verdiği zamanı, bizim bildiğimizden biraz daha farklı bilirler. Biz yarından bahsederiz.

Onlar ise yarının kendileri için ne kadar süreceğini düşünür. Biz gelecek ayı planlarız.

Onlar belki gelecek ayın kendileri için olup olmayacağını bilir. Ama hiçbir şey söylemezler.

Gülümserler.

Konuşurlar.

Sofraya otururlar.

Telefonlara cevap verirler. Plan yaparlar.

“Görüşürüz.” derler.

Ve herkes bunun sıradan bir gün olduğunu düşünür.

Oysa bazen bir insanın yaşadığı en ağır şey, gideceğini bilmek değil...

Gideceğini bilen tek kişi olmaktır.

Belki de ölümün en ağır tarafı gitmek değildir. Geride bırakacaklarına bunu söyleyememektir. Çünkü nasıl söyleyeceksin?

“Ben bir süre sonra burada olmayabilirim.”

 

Nasıl denir bu?

 

Annenin gözlerine bakıp nasıl söylersin? Çocuğuna sarılırken nasıl anlatırsın?

Sevdiğinin yanında otururken nasıl dersin? “Bundan sonra bazı sabahlar sensiz başlayacak.” Dostuna nasıl söylersin?

“Bir gün beni aradığında telefonunu açamayacağım.” Söyleyemezsin.

Çünkü bazı cümlelerin ağırlığı, insanın kendi kalbine bile fazla gelir. Bu yüzden susarsın.

Ve hayat devam eder.

Belki evde herkes gelecek haftanın planını konuşuyordur. Bir doğum günü...

Bir tatil...

 

Bir akşam yemeği... Bir düğün...

Bir yolculuk...

Herkes geleceği konuşurken sen sessizce onları dinlersin. Onların heyecanına ortak olursun.

Gülümsersin.

Belki sen de bir planın varmış gibi davranırsın. Ama içinden başka bir şey geçer:

“Keşke ben de bunun kadar uzun süreceğine inanabilseydim.”

Kimse fark etmez.

 

Çünkü sen fark ettirmezsin.

 

Belki de insanın sevdiklerine yapabileceği son iyilik budur. Onların hayatındaki sıradanlığı bozmamak...

Onları korkutmamak...

 

Onlara kendi ölümünün ağırlığını taşımamak...

 

Sonra bazı şeylere farklı bakmaya başlarsın. Evin içindeki eşyalara...

Bir çocuğun odasına... Mutfakta duran bir bardağa... Bir fotoğrafa...

Bir kapının sesine...

 

Sabah güneşinin perde arasından içeri girmesine...

 

Eskiden fark etmediğin küçücük şeyler birdenbire çok değerli olur.

Çünkü insan, zamanın azaldığını hissettiğinde hayatın aslında ne kadar küçük şeylerden oluştuğunu anlar.

Birlikte içilen kahvenin...

Birinin “Kendine dikkat et.” demesinin... Birinin “Bir şey yedin mi?” diye sormasının... “Sen yemeden ben de yemem.” demesinin... Bir çocuğun sarılmasının...

Bir annenin sesinin...

Bir babanın sessizce yanında oturmasının...

Hatta bazen bir insanın sana uzun uzun bir şeyler anlatırken içinden, “Bu ne

anlatıyor şimdi, saçma sapan şeyler anlatıyor.” diye düşündüğün o anların bile... Bir gün ne kadar kıymetli olduğunu anlarsın.

Çünkü insan bazı şeylerin değerini, onları yaşarken değil...

Bir daha yaşayamayacağını anladığında fark eder.

 Ve belki de en acısı şudur:

Bazı insanların değerini daha çok sevdiğin için değil, onları kaybetmeye başladığını bildiğin için daha derinden hissedersin.

Bazen son kez baktığını bilirsin. Ama karşındaki bilmez.

Son kez sarıldığını bilirsin.

 

Ama o bunu sıradan bir sarılma sanır. Son kez aynı masada oturduğunu bilirsin.

Ama herkes yarın yine aynı masada oturulacağını düşünür. Son kez birlikte güldüğünü bilirsin.

Ve belki de o anda içinden geçen tek şey şudur:

“Ne olur bu an biraz daha uzun sürsün.”

Ama zaman kimse için durmaz. Saat ilerler.

Akşam olur.

 

İnsanlar evlerine dağılır. Kapılar kapanır.

Ve sen odanda yalnız kaldığında, bütün gün söyleyemediğin şeyler tekrar içinden geçer.

Belki daha önce hiç ağlamamışsındır.

 

Belki sevdiğinin başını göğsüne yaslayıp sessizce ağlamak istersin. Belki sadece tavana bakarsın ve hayal edersin.

 

Belki son kez anlatmak istediğin şeyler vardır. Belki gözlerine bakıp dalıp gidersin.

Çünkü bazı acıların gözyaşı bile olmaz.

Sadece insanın içine çöker.

Belki de en zor olan, sevdiklerinin seni hâlâ geleceğin içinde görmesidir. “Seneye şuraya gideriz.”

“Bir gün beraber şunu yaparız.” “Çocuk büyüyünce...”

“Emekli olunca...” “İleride...”

Ve sen her defasında gülümsersin.

 

Çünkü onların hayallerini yıkmak istemezsin. “İnşallah.” dersin.

Belki o “İnşallah”ın içinde kimsenin bilmediği bir hüzün vardır.

 

Çünkü bazen insan, gerçekleşmeyeceğini bildiği bir hayale bile eşlik eder. Sırf sevdiği insanın yüzündeki mutluluk kaybolmasın diye.

 

Bir de söyleyemediğin teşekkürler vardır. “İyi ki hayatımdasın.”

“Bana çok iyi geldin.”

 

“İlk defa kendimi senin yanında gerçekten erkek gibi hissettim.” “Beni hiç yalnız bırakmadın.”

“Seninle gurur duyuyorum.” “Beni affet.”

 

“Ben seni çok sevdim.”

Belki bütün bunları söylemek istersin. Ama nasıl söyleyeceğini bilemezsin.

Çünkü fazla söylersen şüpheleneceklerinden korkarsın. Birdenbire fazla sarılırsan anlayacaklarından...

Fazla duygusal konuşursan gözlerinden okuyacaklarından... Bu yüzden yine susarsın.

Normal davranırsın.

 

Sanki yarın kesinlikle gelecekmiş gibi.

 

Belki de bazı insanların hayatındaki en büyük yalnızlık budur. Etrafında onlarca insan vardır.

Ama hiçbiri senin bildiğin şeyi bilmez. Sen onların geleceğini düşünürsün. Onlar senin geleceğini düşünür.

Sen ise kendi yokluğunun onların hayatında bırakacağı boşluğu düşünürsün. “Ben gittikten sonra ne yapacaklar?”

“Annem buna nasıl dayanacak?” “Çocuğum beni hatırlayacak mı?”

“Sevdiğim tek başına nasıl devam edecek?” “Dostlarım beni ne zaman unutacak?”

İnsan kendi ölümünden çok, kendisinden sonra sevdiklerinin yaşayacağı hayatı düşünür bazen.

Ve belki de ölümün en sessiz tarafı budur:

 

Kendi yokluğundan önce, sevdiklerinin yalnızlığını düşünmek.

 

Sonra insan bazı şeyleri geride bırakmak ister. Bir fotoğraf...

Bir mektup...

 

Bir eşya...

 

Bir ses kaydı...

 

Bir cümle...

 

Belki kimse fark etmeden.

 

Belki sadece onların ileride “Bunu neden yapmış?” diye düşünmemesi için. Çünkü insan bazen öldükten sonra bile sevdiklerine bir şey bırakmak ister. “Ben buradaydım.”

“Ben sizi çok sevdim.”

 

“Ben sizinle geçirdiğim zamanı hiç unutmadım.”

 

“Ve eğer bir gün beni özlerseniz, bilin ki ben de sizi çok sevdim.” Ama bunların çoğu söylenemez.

Çünkü bazı vedalar, insanın boğazında düğümlenir.

 

Belki bugün yanında oturan insanın içinde böyle bir savaş vardır.

 

Belki bilmiyorsundur.

 

Belki gülümseyen bir yüzün arkasında, kimsenin bilmediği bir veda hazırlığı vardır.

 

Belki sana “Görüşürüz.” diyen biri, o kelimenin ne kadar ağır olduğunu senden daha iyi biliyordur.

Sen sıradan bir gün yaşarken...

 

O, hayatının son güzel günlerinden birini hafızasına kazıyor olabilir. Sen bir fotoğraf çekilirken...

 

O, o fotoğrafa son kez bakacağını düşünüyor olabilir. Sen “Sonra konuşuruz.” derken...

O belki içinden:

 

“Keşke sonra gerçekten olsaydı.”

diye geçiriyordur.

 

Bu yüzden...

 

Sevdiklerinize sarılmayı ertelemeyin. Bir telefon açmayı...

“İyi misin?” demeyi...

 

“Anne, seni seviyorum.” demeyi... “Baba, iyi ki varsın.” demeyi...

Çocuğunuza sarılmayı...

 

Dostunuza teşekkür etmeyi... Sevdiğinizin elini tutmayı...

Yarın söyleyeceğiniz şeyleri bugünden söyleyin. Çünkü insan hayatın ne zaman biteceğini bilmeyebilir. Ama bazı insanlar bunu bilmek zorunda kalabilir.

Ve belki de onların en büyük dileği, geride bıraktıkları insanların hiçbir zaman kendilerini eksik sevmiş olduklarını düşünmemesidir.

 

Bir gün...

 

Belki çok uzak bir gün.

 

Bir insanın odasına girilecek. Eşyaları olduğu yerde duracak.

 

Telefonu bir kenarda olacak.

 

Bir gömleği sandalyenin üzerinde kalacak. Bir fotoğraf masanın üzerinde duracak.

Ve hayat devam edecek. Ama o insan olmayacak.

İnsanlar onun hakkında konuşacak. “Ne çok gülerdi...” diyecek biri.

“Şunu çok severdi...” diyecek başka biri.

 

“Keşke son kez konuşabilseydik...” diyecek bir başkası.

 

Ve belki hiç kimse bilmeyecek...

 

O insanın bazı geceler tek başına oturup onların yüzlerine baktığını... Son kez sarılır gibi sarıldığını...

Son kez bakar gibi baktığını...

 

Ve söyleyemediği bütün cümleleri içinde defalarca söylediğini.

 

Belki de bu yüzden bazı insanlar hayatımızdan sessizce ayrılır. Bize kızgın oldukları için değil.

Bizi sevmedikleri için hiç değil.

 

Belki sadece söyleyemedikleri bir gerçeği taşıdıkları için.

 

Ve biz onların sessizliğini anlamadan yaşamaya devam ederiz.

 

Ta ki bir gün...

 

O ses artık hiç gelmeyene kadar.

 

“Çoraplarını giydin mi?” dediğini duyamayacaksın.

 

O telefon artık hiç çalmayana kadar.

 

Telefonu eline aldığında, sadece umutsuzca bekleyeceksin.

 

O birlikte gittiğiniz yerlere bir daha gittiğinde...

 

Her şey aynı olacak, ama sen artık o yerlerde onu arayacaksın.

 

O “Görüşürüz.” kelimesinin aslında son kez söylendiğini anlayana kadar...

 

Hayatın en acı taraflarından biri belki de şudur:

 

Bazı insanlar gideceğini bilir.

 Ama sevdiklerine söyleyemez.

Onlara son kez baktığını belli edemez. Son kez sarıldığını söyleyemez.

Son kez “Seni seviyorum.” derken sesinin neden titrediğini anlatamaz

Sadece biraz daha uzun bakar.

Biraz daha sıkı sarılır.

Biraz daha fazla güler.

Ve herkes onun normal bir gün yaşadığını sanır.

Oysa onun içinde, kimsenin bilmediği bir veda çoktan başlamıştır.

Bazı vedalar kapıda yapılmaz.

Bazı vedalar, insanın içinde sessizce yaşanır.

Ve belki de en ağır olanı budur:

Gideceğini bilmek değil...

 Seni en çok seven insanların, bunun son kez olduğunu bilmeden sana sarılmasına sessizce izin vermektir.

Pars Uğur Kütükoğlu / TIMETURK

Etiketler:
Uğur Kütükoğlu
Uğur Kütükoğlu

Köşe Yazarı